Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye Suriye’de şimdi ne yapmalı?


Türkiye

Türkiye Suriye’de şimdi ne yapmalı?

Reyhanlı’daki korkunç saldırının ardından gerçekleşen Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti sona erdi. dı. İki ülke arasında ekonomik ilişkilerin geleceği açısından önemli temasların yapıldığı ziyarette pek çoklarının beklentisi Suriye konusunda Baas rejimine yönelik bir güç kullanımının zemininin hazırlanacağıydı. Ancak Obama-Erdoğan görüşmesinden yeni bir sonuç çıkmadı. İki lider Suriye lideri Beşar Esad hakkında bilinen görüşleri ve kararlılığı teyit etmekten öteye geçemedi. Bu da Türkiye’nin Suriye’deki krizden dolayı bedel ödemeye devam edeceğinin bir işareti aslında.

Türkiye’nin yine de yanı başındaki iç savaştan daha fazla zarar görmemesi için hala yapabileceği girişimler var. Bunların belki de en başında sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturmak geliyor. Krizin başında çok yaygın olan “Esad’ın bugün yarın gideceğini” savunan İngilizlerin (wishful thinking) dediği realitelerden çok arzularla şekillenen düşüncelerin bir kenara bırakılması en önemli başlangıç olsa gerek. Türkiye Suriye konusunda analitik düşünceye yol vermek durumunda. Aksi takdirde yanlışlar doğrular sağlıklı bir biçimde tartışılmadığı için karanlıkta yol bulmak iyice güçleşecek. İki savaş pilotunu, Akçakale’de, Cilvegözü’nde ve Reyhanlı’da onlarca insanını kaybeden Türkiye benzer saldırıların hedefi olabilecek.

Tartışma zemininin olmaması Türkiye’de siyasetin alanını da daraltıyor. Bu sadece Türkiye’nin dış politikasını olumsuz etkilemiyor, muhalefet partilerinin üretkenliğini azaltarak seviyeyi bugünkü gibi düşürüyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun başbakana yönelik abartılı ve ağır sözleri meseleyi kişiselleştirirken Türkiye’nin izlemesi gereken yol konusunda da hiçbir katkı sağlamıyor. MHP de popüler açıklamaların ötesine geçemiyor. Oysa ki Suriye politikası üzerine söylenebilecek çok söz var.

Suriye’deki iç savaşın gerçek nedenlerinden çok sorunun Beşar Esad’ın şahsına odaklanması gibi; rejimin gücünün hesaplanamaması, diyaloğun çok ani ve sert kesilmesi gibi; Rusya, İran gibi ülkelerin Suriye’nin arkasında ne kadar güçlü duracağının öngörülememesi; ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin risk almakta isteksizliğinin tahmin edilememesi ve Lübnan’da Hizbullah faktörü gibi. Bu konular meselenin doğru tahlili için objektif tartışma zeminleri sunuyor.

Türkiye’nin insani yardım, mültecilere açık kapı politikası ve Arap isyanlarında halkların yanında yer alması gibi ilkesel bazda aklıselim kimsenin itiraz etmeyeceği doğru politikalarının aksadığı ve güvenlik açığı oluşturduğu noktaların tartışılması da bunlara eklenebilir.

Türkiye kamuoyu bunlara odaklanmak yerine bir taraftan olmasını istediği sonuçları analiz gibi anlatanların yüksek sesleri arasında tartışma zeminini yitirdi diğer taraftan yanlış beklentilere sürüklendi. Krizin ilk döneminde beklenti Amerikan seçimlerinden sonra bir müdahale olabileceği yönündeydi. Bu beklentinin de boş olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Başbakanın Obama ziyareti de benzer bir beklenti havasında geçti. Obama diplomatik anlamda Türkiye’nin yalnız olmadığı mesajını vermekten öteye geçmedi. Görünüşe göre Suriye’de gücünün sınırlarını hesaplayan ABD, Rusya’nın önerdiği rejim ve muhalefetin de katılacağı Suriye konferansı fikrine şans vermekten yana. Bunu yaparken “Esad gitmeli” tezini de öne sürerek kuyruğu da dik tutmanın gayretinde.

Türkiye’nin de hala yapabilecekleri var kuşkusuz. Öncelikle Ortadoğu’daki algı parametrelerini gözden geçirmeli. Değerler, İslam ve İslami hareketler her ne kadar güçlü olsa da bölgede Arap milliyetçiliği, reel politik ve devlet egemenliği gibi kavramlar çok daha geçerli. Arap devletleri egemenliklerini korumak ve birbirlerinin egemenliğine saygı göstermek konusunda çok dikkatli. Sınırlar vaktiyle cetvelle başkaları tarafından çizilmiş olsa da o sınırlar içinde kurulan devletler ve 70-80 yılda gelişen yönetici elit de halkın çoğunluğu da, kendi ikballerini sağlayan o sınırları benimsemiş durumda. İslam ne kadar güçlü ve etkili ise laik ve milliyetçi kanat da bir o kadar güçlü. İsrail karşıtlığı sorun ne olursa olsun herkesi bir araya getirebilen bir unsur. Aile ve aşiret bağlarının mezhepçilikten daha önemli ve etkili olduğunu, güvenliğin ve ekonomik koşulların, özgürlüklerin önünde olduğunu göz önünde tutmak gerek.

Türkiye’nin yapabileceği bir başka şey ise Suriye rejimi içinde diyalog kanalları bulmak olmalıdır. Türkiye Suriye ile ilgili gerçekleşecek uluslararası konferansta yer alacaktır. Bu konferans, mevcut rejim içinde, gelecek dönemde kurulacak yönetimle diyalog kanallarının açılması, güçlendirilmesi için bir fırsat olarak görülmeli. Ankara sadece rejime değil muhalefete de sivillere yönelik saldırılar ile ilgili uyarılarını kapalı kapılar ardında olduğu kadar kamuoyu önünde de yapmalı. Bugüne kadar verdiği insani desteğin, aldığı risklerin hesabını muhaliflerden sormak durumunda.

Hiç kuşkusuz Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri, Suriye’nin normalleşmesi ile önümüzdeki 10 yılda bugünkünden iyi olacak. Ancak gerçekçi bir değişim sonuçlanıncaya kadar Ankara’nın Suriye politikasındaki yüksek maliyeti düşürmesine ihtiyacı var. Ve bunlar bu yolda yolunda atılabilecek ilk adımlar.

Bora Bayraktar, İstanbul

Sina'da kaçırılan Mısırlı güvenlik güçleri serbest bırakıldı

Mısır

Sina'da kaçırılan Mısırlı güvenlik güçleri serbest bırakıldı