Kapat
Kullanıcı girişi
Lütfen kullanıcı bilgilerini giriniz

veya Kullanıcı hesabı açın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Ana metne geç

Türk eğitim sistemi: Yarının büyüklerine tutulan ayna
close share panel

Haberi paylaş

Twitter Facebook
| Haberi paylaş
|

Türkiye’de eğitim en çok tartışılan konulardan biri. Son dönemde büyük yattırım yapılan bu alanda çok sık değişiklikler yapılabiliyor. Değil hükümet yalnızca bakan değişimlerinde dahi eğitim siteminde herkesi etkileyebilecek reformların yapılması gündeme geliyor.

Eğitim politik tartışmalara malzeme olurken bunda başlıca konulardan birini imam-hatip okulları oluşturuyor. Tartışmanın temelinde laikliği ilke olarak benimsediğini açıklayan Türk devletinin din ve dini eğitimle ilgili kendisini konumlandırması bulunuyor. Ülkedeki binlerce caminin imamları devlet tarafından atanıyor ve bunun için de örgün eğitimden geçiriliyorlar. Kimileri bunu “devletin hizmeti” olarak tanımlarken bir diğer grup ise “devletin dini ve dindarları kontrol çabası” olarak adlandırarak reddediyor.

Osmanlı Devleti’nin son döneminde pozitif bilimlere yer vermeyip geri kaldıkları şeklinde eleştirilen medreseler Cumhuriyet ile birlikte kapatılır. Ancak çok geçmeden dini eğitimin eksikliğinin pratik yansımaları görülünce 1948 yılında bugünkü imam-hatiplerin başlangıcı olarak kabul edilen yetiştirme kursları kurulur.

Kimilerine göre yetiştirme kursları ihtiyaçtan çok yeni kurulan ve halktan ilgi gören Demokrat Parti’ye muhafazakar kesimden oy kaçışını önlemek amacıyla kurulmuştur. O günden sonra imam ve hatip yetiştiren okullar bir şekilde siyasete malzeme olmaktan kurtulamaz. Bir akım “bizim arka bahçemiz” şeklinde adlandırarak bu duruma hizmet ederken diğeri de toptancı bir yaklaşımla mezunları sistemin dışında tutma çabası içine girer.

Diğer ortaöğretim kurumlarında okutulan matematik ve fen derslerinin tümü bu okullarda da veriliyor olmasına karşın, 1997 yılında yapılan post-modern askeri darbe sonrasında eğitim sistemi, imam-hatip lisesi mezunlarının yalnızca dini hizmetlerde iş bulabileceği şekilde değiştirilir. Bunun sonucunda imkanı olan öğrenciler çareyi yurtdışında okumakta bulur:

Darbe sonrası kurulan hükümetin seçimlerde değişmesi eğitim kurumlarına da yansır ve imam hatiplerin önündeki sınırlamalar da büyük ölçüde kaldırılır. İmam hatip mezunları yeniden tüm alanlara geçiş hakkı kazanır fakat sınırlama döneminde okulların önemli bir kısmı kapanmıştır.

Türk eğitim sisteminin tek tartışması imam hatip okulları üzerinde dönmüyor. Okulların genel kalitesinin arttırılmasının yolu hükümete göre teknolojik imkanların daha kolay ulaşılabilir olmasından geçiyor. Bunun sağlanabilmesi için 2012 yılında Fatih projesine start verildi. Projenin amacı eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak ve teknoloji kullanımını iyileştirmek olarak açıklandı.

Projenin ilk aşamalarında okullarda 9. ve 10. sınıf seviyesindeki 12.800 öğrenciye tablet bilgisayar dağıtıldı. 17 ildeki 52 okulda da sınıflara akıllı tahta adı verilen sistem yerleştirilerek eğitime öğrencilerin daha yoğun katılımı amaçlandı. Eğitimcilere göre de geçen kısa sürede öğrencilerin derslere olan ilgisinin arttığı gözlemlendi.

Fatih projesinin maliyeti 6 ila 8 milyar lira olarak hesaplanıyor. Bu da cumhuriyet tarihinde kamunun en büyük maliyete sahip eğitim projesi olduğu anlamına geliyor. Bu maliyetin eleştiri getirmesine karşın yetkililer eğitimdeki açığın kapatılmaya çalışıldığı görüşünü savunuyor. İlerleyen dönemde projenin 42,000 okulda 570,000 sınıfı kapsayacak şekilde uygulanması hedefleniyor.

Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği yalnızca teknoloji noktasında düğümlenmiyor, bunun cinsiyet yönü de gözardı edilemeyecek boyutta. Okullaşma oranı eğitimde yıllar boyunca ikinci planda kalan kız çocuklarında, özellikle de taşra ve kırsal kesimde, erkeklere göre daha geride görünüyor.

2012 yılında yapılan eğitim reformu kapsamında ülkede mecburi eğitim 12 (4+4+4) yıla çıkarıldı. Kız öğrencilerin %98.2’si ilköğretime katılırken bu oran ortaokullarda %66’ya geriliyor. Kırsal kesimde okulların yer yer uzak olmasının ve ailelerin de kız çocuklarını uzun mesafelere göndermek istememesinin bunda etkili olduğu ifade ediliyor.

Kız çocuklarının okullaşma oranının arttırılması için kamunun yanısıra bazı dernekler de görev aldı ve bu da yine siyasi tartışmaları beraberinde getirdi. Ortak yürütülen projelerden olan “Baba beni okula gönder” kampanyasıyla 10 binden fazla öğrencilye burs verilirken, 33 yurt ve 10 da okul inşa edildi.

Eğitimde atılan bu adımların kısa vadedeki etkilerini ölçmek kolay görünmese de bu gelişmeler Türkiye’nin gelecek nesillerini yakından ilgilendiriyor.

Copyright © 2014 euronews

Daha fazla:
| Haberi paylaş
|