Son Dakika

Okunan haber:

Suriye krizi Cenevre’de çözülecek mi?


Türkiye

Suriye krizi Cenevre’de çözülecek mi?

Haftasonu İstanbul’da toplanan Suriyeli muhalifler üç gün süren tartışmalar sonunda yine uzlaşma zemini bulmakta zorlandı. Bu durum konuyu yakından takip edenlerin çoğunu şaşırtmıyor. Çünkü bu, Suriye muhalefetinin uzayan, sonuçları net olarak ortaya konamayan ilk toplantısı değildi. İstanbul’daki toplantıda herkesin merakla beklediği konu muhaliflerin Cenevre’de yapılması planlanan uluslararası konferansa katılıp katılmayacağı idi. Bu konuda da haftasonu boyunca bir tavır belirlenemedi. Muaz El Hatib’in istifasından sonra liderlik sorunu da yaşayan muhalefet en kritik dönemde henüz pozisyonunu ortaya koyamadı. Görüşmeler sürecek.

Suriye’de akan kanın durması, iki yıldır süren krizden çıkış ortamının hazırlanması için önemli bir fırsat olan konferans öncesi bu kararsızlık muhalefetin büyük zafiyetini gözler önüne seriyor. Oysa ki Baas rejimi uluslararası konjonktürü iyi okuyarak prensip olarak katılma kararını açıkladı. Rejimin katılma isteği cephedeki durumu lehine düzeltme çabalarından belliydi.

2013 yazına girerken, Suriye’de 2011 yılı Mart ayında başlayan iç çatışmalarda önemli bir eşiğe gelinmiş oldu. Gerek cephede gerek diplomaside gerekse bölgesel dengelerde kritik gelişmeler yaşanıyor. Bunların başında rejimin cephede elde ettiği kazanımlar var.

Masaya güçlü oturmak isteyen Esad’ın Suriye ordusu belli noktalarda ilerleyişe geçti ve Lübnan-Suriye-Irak-İran eksenini açık tutmak için stratejik noktalarda konumunu konsolide etmeye başladı. Sivillerin hayatı pahasına ağır saldırılar başlattı. Üstelik bu harekat Lübnan’daki Hizbullah örgütü ile koordineli yürütülüyor. Kuseyr’deki büyük savaşa Hizbullah’ın da açıkça destek vermesi, haftasonu Şeyh Hasan Nasrallah’ın yaptığı sert açıklamalar bunun göstergesi. Suriye’de rejim kanadı, bölgesel ve uluslararası müttefikleri derslerine iyi çalışmış görünüyorlar. Karşı cephede ise her karşılık seviyede dağınıklık var. Suriye muhalefeti kararsız, ABD, Avrupalı güçler kararsız, bölgesel güçler ise silah ambargosu ve muhalefetin güçsüzlüğü dolayısıyla etkisiz. Suriye’deki krizin yaz başında bölgeye ihraç ettiği önemli bir sorun da mezhep kavgası. Hizbullah-rejim ittifakı pek çokları tarafından Şii-Sünni çatışmasının da ilanı olarak görülüyor. Cuma günü Fatih Camii’nde açılan pankartlarda Hizbullah’a yönelik suçlama ve eleştiriler, Türkiye’deki bazı İslami grupların bu rüzgara kapıldıklarının açık göstergesi oldu. “Hizbulesed”, “Gururumuzdun utancımız oldun” gibi göndermeler tepkinin Şiilere yönelmekte olduğunu tehlikeli bir biçimde açığa çıkardı. Bölgeden esen rüzgara göre tavır alan tepkilerin Sünni-Şii ayrışmasını isteyenlerin ekmeğine yağ süreceğini görmek gerekiyor.

Irak savaşı ile birlikte bölgede kasıtlı olarak pompalanan, bazı büyük güçlerin bunu bazen örtülü bazen açıkça destekledikleri Sünni-Şii ayrışması bir realite. Ama Suriye krizinde şunu anlamak belki bu ayrımın derinleşmesini engelleyebilir. Gerek Hizbullah gerek Suriye’deki rejim en temelde kendilerini İsrail karşıtlığı ve Siyonizmin durdurulmasına karşı cephe olarak tanımlıyor. İnsanları bir araya getiren, mobilize eden sihirli kelime “direniş.” Filistin, Kudüs sorunu kimlik ve politika olarak merkezde. Hatta Suriye’deki yönetim bugünkü krizin 2003’te Şam’da gerçekleşen Colin Powell-Esad görüşmesine dayandığını düşünüyor. O toplantıda ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel, Esad’a Hamas, FHKC, İslami Cihad gibi Filistinli örgütlere desteği kesmesi, Irak’ta direnişe destek vermemesi ve İsrail ile barış karşılığı iyi ilişkiler önermiş, Esad da bunu reddetmişti. Bu toplantının ardından Powell Amerikan basınına, Suriye’nin bu itirazının bedelini ödeyeceğini söylemişti. Şam’a göre bugünkü kriz işte o toplantıda Esad’ın Filistin sorunundaki “direnişinin” bedeli. Dolayısıyla Suriye’deki savaşın bir Amerikan-İsrail komplosu olduğu kanısı hakim. Hizbullah da aynı temelden yola çıkarak Suriye’deki savaşı bir “Siyonizme direniş” olarak görüyor ve çatışmasını “emperyalizme savaş” olarak gerekçelendiriyor, “Sünnilere karşı savaş” değil. Tabi bu tezi böyle kabul etmek Suriye’de muhalefeti destekleyenler açısından zor. Sünni-Şii ayrımını da görmezden gelmek konuyu hafife almak olur. Bu nedenle mezhepçi yaklaşım giderek güçleniyor.
Suriye kirizine dönersek, Cenevre öncesi rejim, uluslararası kamuoyunu kazanmak için internet üzerinden yürütülen medya savaşında da “kalp yiyen muhalif komutan” görüntüsü üzerinden ciddi zemin kazandı. Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu örgütler bir bir muhalefete yönelik eleştirilerin dozunu arttırdı. Esad’ın Şam’da rahatça gezdiğini gösteren görüntüler rejimin kazanmakta olduğu algısını desteklemeye yönelik. Bu durum muhalefete gidecek siyasi, askeri ve her nev desteğin önünü tıkayacak gelişmeler olarak öne çıkıyor.

İşte böylesine kritik bir eşikte, tam da bu noktada muhaliflerin liderlik gösterememesi, artık büyük güçler tarafından geri döndürülemez bir şekilde kararlaştırılmış olan Cenevre toplantısına nasıl gidileceğini belirlemekte zorlanmaları bir süre sonra kendilerine verilen sınırsız desteğin sorgulanmasına yol açacak. Çünkü başta Türkiye bir çok ülke gerek maddi kaynaklarını gerekse siyasi itibarlarını bu oluşum için seferber etmiş durumdalar. Bu kaynaklar da sınırsız değil ve muhalefetin tavrı yerel düzeyde kendisine destek olan hükümetleri de sıkıntıya sokuyor. Suriye krizi belki Cenevre’de bir çözüm sürecine girmeyecek ama sonuç alınamamasındaki temel sebebin muhalefetin dağınıklığı, siyasi iradeden, liderlikten ve vizyondan yoksun olmaları Cenevre’den sonra daha çok gündeme gelecek.

Bora Bayraktar, İstanbul