Son Dakika

Son Dakika

Türk Baharı mı? Euronews İstanbul muhabirinin izlenimleri

Okunan haber:

Türk Baharı mı? Euronews İstanbul muhabirinin izlenimleri

Metin boyutu Aa Aa

Taksim’de bir haftayı dolduran, tüm Türkiye’ye yayılan, hükümet karşıtı sloganların atıldığı olaylar dünya basınında, iki yıldır Arap dünyasında yaşanan olaylara atıfla “Türk Baharı” manşetleriyle yer aldı. Onbinlerce insan sosyal medya üzerinden haberleşerek, kendiliğinden örgütlenerek gösteriler yapıyor, “hükümet istifa” sloganları atıyor, liderlerini otoriterlikle suçluyordu. Tıpkı Lübnan’da ya da Mısır’da olduğu gibi medya mensupları, canlı yayın araçları saldırıya uğruyor, polis orantısız güç kullanıyordu. Kahire’nin ara sokaklarındaki gibi göstericilerin üzerine sürülen araçlar, hedef gözeterek göstericilere gaz sıkan güvenlik güçleri vardı. Üstelik yöneticiler geri adım atmaya yanaşmıyor, başbakan göstericileri “çapulcular” nitelendiriyordu. Kaddafi’nin muhaliflerine “lağım fareleri” yakıştırması kadar ağır olmasa da dışarıdan bakan bir göz için bakıç açısı aynı gözüküyordu.

Ama bütün bunlara rağmen Taksim bir Tahrir, Türkiye de onyıllardır diktatörlükle yönetilen bir Arap ülkesi değil. Türkiye politik anlamda Arap dünyası gibi bir kışı yaşamıyor. Türkiye’nin sorunları olmakla birlikte işleyen bir demokrasisi var. İktidarlar seçimle gelip seçimle gidiyorlar. Askeri vesayet bu iktidar döneminde geriletildi. Azınlık hakları yine son 10 yıl içerisinde iyileşme yoluna girdi, azınlık vakıflarının malları kendilerine iade ediliyor. Kürtçe yayın yine son 10 yılın başarısı. TRT’nin 24 saaat Kürkçe yayın yapan bir kanalı var. Çözüm süreci Türkiye’nin demokratikleşmesi adına önemli. Ancak basın özgürlüğü konusunda, gazete ve televizyon sermayelerinin iktidarlarla iç içe olan ve öteden beri sorunlu olan yapısı, gazetecilerin patronlar ve iktidarlar karşısındaki savunmasızlığı temel sorunlardan biri. Bu hükümet de bu durumu lehine kullanıyor. Ayrıca siyasi partilerin yapısı, lider sultasının devam ettirilmesi, parti içi demokrasinin işlememesi, Türkiye’yi kasıp kavuran olayların arkasındaki demokrasinin sorunlarıyla ilgili temel sebepler. Bunlara demokrasinin insanlar tarafından içselleştirilmemesi, yerel demokrasinin işlememesi Taksim Gezi Parkı’nı Tahrir’e çeviren olayların perde arkasındaki gerekçeler olarak eklenmeli.

Bir de sokaktan gelen işaretler var ki hükümet asıl bunlara odaklanmak zorunda. Yerel düzeyde, örneğin Taksim’de ilk kazma vurulduğunda Türkiye’de faal bir Alman vakfının yöneticisi bana şöyle demişti: “Almanya’da böylesine önemli bir proje yerel düzeyde aylarca tartışılmadan, yerel bir referandum yapılmadan, tek tek insanların onayı alınmadan yapılamaz. Bir trafik lambasının yeri bile değiştirilemez.” Oysa ki İstanbul’un göbeğinde tüm trafiği alt üst eden, üstelik Taksim kazısı yetmiyormuş gibi alternatifi üzerindeki Dolapdere’de farklı bir çalışma başlatılması insanları isyan ettirmişti. Arkasından, Emek Sineması’nın onca gösteriye rağmen bir anda yıkılması, kimseye sormadan, oldu-bittilerle kentin çehresinin değiştirilmesi, ulusal bayramlarla ilgili gösterilen tavır, alkol satışı ile ilgili düzenlemeler belli bir kesimi ciddi anlamda rahatsız etti. Gezi Parkı bir patlama ve direnç noktası oldu.

Peki Taksim’e gelenler kimlerdi? Asıl durup düşünülmesi gereken biraz da bu. Orta sınıf, eğitimli, iş güç sahibi insanlar, cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıktığını düşünen kesimler, Öcalan ile görüşülmesinden rahatsızlık duyan milliyetçiler, çevreciler, yönetimin baskıcı eğilimlerinden endişe duyan liberaller, elbette bazı yasadışı örgüt üyeleri, sol sendikalar, demokrasi endişesi taşıyan türbanlı, başörtülü kızlar, başörtüsüz bayanlar.. Her siyasi görüş her çevreden insan Taksim’deydi. İçlerinde Ak Parti’ye oy verenler de vardı.

Ama başta da belirttiğim gibi bu bir Türk Baharı değildi. Bugün baskılanmış da olsa hala muhalefet eden gazete, gazeteci ve televizyonlar, sivil toplum örgütleri, şirketler, barolar ve siyasi partiler mevcut. Başbakan dışında yapılan yanlışları itiraf eden yöneticiler var. İstanbul Valisi twitterdaki hesabından “umarım kimsenin tırnağına zarar gelmez” gibi pek de inandırıcı olmayan bir açıklama ile günah çıkarma ihtiyacı hissediyor. Türkiye’nin işleyen demokrasisi bu konuda bir denge bulma potansiyeline sahip. Bazılarının kötü bir alışkanlıkla göreve çağırdığı ordu, olayların dışında kaldı. Türkiye sorunlu, ama var olan demokrasisiyle bu sorunları aşabilecek kapasiteye sahip. Yeter ki şiddetin dozu kaçmasın ve yöneticiler muhataplarının Türk halkı, Türkiye halkı olduğunu unutmasın. Bunları “Türk Baharı” değil demokrasisini güçlendirmek isteyen bir ülkedeki hak arayışları olarak görmek daha yerinde olacaktır.

Bora Bayraktar, İstanbul