Son Dakika

Okunan haber:

Ortadoğu’da daralan ufuklar: Türkiye Mısır’da ne yapmalı


Mısır

Ortadoğu’da daralan ufuklar: Türkiye Mısır’da ne yapmalı

Önce Libya, ardından Suriye… Türkiye’nin son yıllarda büyük emeklerle ilişkilerini geliştirdiği Ortadoğu’daki iki kalesi peş peşe düştü. Kaddafi’nin petrol zengini Libya’sı Türkiye için önemli bir ticaret ortağı ve siyasi müttefikti. Esad’ın Suriye’si ise Ankara’nın Ortadoğu açılımındaki amiral gemisiydi. Türkiye Suriye üzerinden Lübnan’a ve daha güneye uzanıyor, etkisini Arap dünyasında hissettirmeye çalışıyordu. Üstelik Ankara ile Tel Aviv arasındaki güçlü ilişkiler sayesinde Türkiye Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapıyordu. Ankara, Tahran-Brüksel ve New York ekseninde de uzlaşma arıyordu.

Türkiye’nin bölgede parlayan yıldızı Arap isyanları ile birlikte gölgelendi. Ankara, milyonların sokaklara döküldüğü olaylarla birlikte – Libya’ya müdahale sırasında yaşanan kısa bir tereddütten sonra – “halkların yanında olma” şeklinde özetlenebilecek bir stratejik karar aldı. Bu karar “demokrasinin yanında ahlaki duruşla” desteklendi. Türkiye peş peşe devrilmekte olan rejimler sonrası kurulacak yönetimlerle iyi ilişkiler kurmanın temellerini atmak istiyordu.

Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Esad yönetimiyle de ipler bu yüzden koptu. Suriye’deki iç savaş Türkiye’nin güney ticaretini zora soktuğu gibi yönetimle ilişkilerin bitirilmesi Arap dünyasındaki konumunu da etkiledi. Buna karşılık, Lisbon Zirvesi’nde NATO radarlarının Kürecik’e konuşlanmasına izin verilmesiyle Türkiye Batı ile ilişkilerini rayına sokmuş oldu. Bunun bedeli ise İran’la ilişkilerde ödendi. Tahran-Ankara ilişkileri dönemsel gerginlikler döngüsüne girdi. Bütün bunlara İsrail’in 2008 sonundaki Gazze ve 2010’daki Mavi Marmara saldırıları ile Türk-İsrail ilişkilerinin dondurucuya girmesini de eklemek gerek.

Irak’ta Maliki yönetimi ile yaşanan kriz de göz önüne alındığında Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasında nefes alabileceği tek ülke Mısır olarak öne çıktı. Ülkeyi 30 yıl demir yumrukla yöneten Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra yapılan ilk demokratik seçimle işbaşına gelen Muhammed Mursi ve güçlenen Müslüman Kardeşler, Ankara için önemli bir manevra noktası oldu. Müslüman Kardeşler AK Parti’nin demokrasi tecrübelerinden faydalanırken, Gazze’deki son ateşkes çabalarında Ankara’nın da masada olmasına olanak tanıdı. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenliği, Kıbrıs’taki doğal gaz anlaşmazlığında sunabileceği katkı, Gazze açılımı açısından verebileceği imkanlar, Ortadoğu ticareti, İsrail üzerinde etki kurma gibi pek çok yönden Mısır, Ankara için hayati önem taşıyan bir ülke oldu.

30 Haziran’daki büyük gösteriler, 1 Temmuz’da verilen muhtıra ve 3 Temmuz’da tamamlanan askeri darbe bu nedenle Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Mursi’nin gidişinden sonra eğer ilişkiler belli bir dengede tutulamazsa Ortadoğu’daki son kale de düşmüş olacak. Üstelik bu öylesine bir kriz ki Türkiye’nin bölgede hali hazırda yürütebildiği Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile ilişkilerini de zehirleme potansiyeline sahip.

Mısır’daki darbe ve sonrasında yaşanan gelişmeler Mursi’nin devrilmesinin “bölgesel ve küresel bir karar” olduğunu ortaya koyuyor. Mursi yönetimi 4,8 milyar dolar IMF kredisi için bekletilirken, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yeni askeri yönetime verilen 12 milyar dolarlık kredi ve yardım paketi bunun bir kanıtı. Darbe sonrası ABD ve Avrupa’dan “gelmeyen ve yapılmayan” darbe açıklamaları da bu durumu açıklıkla ortaya koyuyor. Türkiye Mısır’daki darbe yüzünden, General Sisi’ye arka çıkan Washington, Riyad ve Körfez’le ilişkilerinde de sorunlar yaşayabilir.

Son günlerin moda tezi “dış mihraklar” Mısır için inkar edilemeyecek bir realite. Türkiye, Suriye’de yaşanan krizden sonra son yılların en büyük dış politik meydan okumasıyla karşı karşıya. Arap dünyasındaki gelişmeler Türkiye’nin birkaç yıl önce ortaya koyduğu parlak vizyonu ve geniş ufukları daraltıyor.

Peki bu durumdan bir çıkış yolu var mı?

Akla yakın ilk seçenek askeri darbeye itiraz artık net bir biçimde ortaya konulduğuna göre biraz tansiyonu düşürerek Mısır’da sivil yönetime geçiş sürecine odaklanma, bu süreci hızlandırmak ve desteklemek olmalı. Tüm taraflara eşit mesafede yaklaşmaya çalışırken Müslüman Kardeşler örgütünün yeni siyasi süreçte dışarıda kalmamasını sağlamaya çalışmak da Ankara’nın üstlenebileceği bir rol olabilir. Tabi bütün bunları yaparken her ne kadar askeri yönetim benimsenmese de katlanılması gereken bir gerçek olarak kabul edilip, ilişkileri belli bir düzeyde tutmak Türkiye’ye Mısır’da ve Ortadoğu’da nefes aldırabilir. Aksi halde Türkiye bir süre için istemese de bölgeden uzaklaşmış olacak.

Bora Bayraktar, İstanbul