Son Dakika

Son Dakika

İsveç Başbakanı Reinfeldt: "Göçmenler topluma çeşitlilik kazandırdı"

Okunan haber:

İsveç Başbakanı Reinfeldt: "Göçmenler topluma çeşitlilik kazandırdı"

Metin boyutu Aa Aa

Küresel Tartışmalar’ın bu bölümünde İsveç‘i mercek altına alıyoruz. Diğer Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla, ekonomik krizi hasar almadan atlatan İsveç, dünyanın sayılı refah ülkelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Buna rağmen göç, genç nüfus işsizliği ve sağın yükselişi gündemden düşmüyor. Konuğumuz İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ile bu konular üzerine tartışacağız.

Isabel Kumar, euronews:

“Sayın Başbakan, programımıza katıldığınız için teşekkür ederiz. İsveç‘in uluslararası kamuoyundaki imajı ile gerçekler arasında bir çelişki olduğuna katılıyor musunuz?”

Fredrik Reinfeldt:

“Sanırım birçokları İsveç‘te neler olup bittiğini gözlemleme ihtiyacı duyuyor. Geçmişte sarf edilen çabaya da bağlı olarak, diğer ülkelere örnek teşkil edecek düzeyde, reform odaklı bir ekonomiye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Günümüz İsveç‘ine bakacak olursanız diğer birçok Avrupa ülkesine kıyasla hızla büyümeyi başardık. Mali krizden diğer birlik ülkeleri kadar etkilenmedik.”

Kumar:

“Dünya Ekonomik Forumu’nun küresel rekabet raporundan bir alıntı yapmak istiyorum: “İsveç dünyanın en üretken ve rekabet düzeyi en yüksek ekonomilerinden birine sahip” denildi. Ancak sosyal açıdan zorluk içindesiniz. Genç nüfusta işsizlik oranı oldukça yüksek; neredeyse 4’te ‘e ulaştı. Suçu kendinizde buluyor musunuz? Hükümetiniz suçu üzerinde arıyor mu?”

Reinfeldt:

“Bunun rekabetçi iş dünyası ve diğer faktörlerin bir toplamından ileri geldiğine katılıyorum. Eğitim alanında neredeyse 20 yıldır bir yavaşlama olduğunu görüyoruz. Sanırım geçmişte eğitim sektörüne yeterince tecrübeli personel alınmadı. Durumu şimdi telafi etmeye çalışıyoruz.”

Kumar:

“Peki alınan önlemler ne zaman sonuç verecek? Bu rakamların ne zaman düşmesini bekliyorsunuz?”

Reinfeldt:

“Süreç başladı bile. Ancak ekonominin büyümesine ihtiyaç var. 2014 yılında İsveç ekonomisi % 2,5 oranında büyüme kaydetti; ki bu Avrupa Birliği sınırları içinde en iyi yükselişe işaret ediyor. Ancak bunun somuta dökülmesi gerek. Büyümenin daha iyi düzeyde olmasıyla bu gerçekleşebilir. Çünkü bu gençlerin birçoğu işverenin ilk tercihi olacak kadar mükemmel bir eğitim almış ve olağanüstü deneyime sahip, kusursuz adaylar değil. İş piyasasına girmeleri o kadar basit değil. Kimi okulu terk etmiş, iş tecrübesi olmayan kişiler. Şimdi onlar üzerine eğiliyoruz. Bu durum, genç nüfus işsizliğine dair rakamları açıklıyor.”

Kumar:

“İmaj ve gerçekler konusuna dönecek olursak… İsveç‘e dair zihnimizdeki imaj adil ve hoşgörülü bir toplum imajı. Bunu sorgular olduk. Dışarıdan bakacak olursanız, Mayıs’ta göçmenlerin yoğun olduğu mahallerde çıkan ayaklanma hepimiz için şok ediciydi. İsveç bir anda kutuplaşmış bir ülke haline geldi. Siz toplumda bu kutuplaşmayı hissediyor musunuz?”

Reinfeldt:

“Kısmen, ancak bu yeni bir şey değil. 70’lerden beri varoşlarda kutuplaşma üzerine tartışmalar oldu.”

Kumar:

“Yeni olan ise isyandı. Öyle değil mi?”

Reinfeldt:

“Burada fark ettiğimiz, uyuşturucu ticareti gibi çeşitli suçlara karışmış, işsiz bir grup gençti. Polise, itfaiyeye karşı şiddet uygulayan bu grup kendi içinde de sorunluydu. Ancak şunu da görmek gerekir: “İsyanlar boyunca orada bölge halkının % 95’i “Mahallemize, çevremize zarar vermeyin” diye sesini yükseltti.”

Kumar:

“Kimileri İsveç modelinin sınıra dayandığından söz ediyor. İsveç‘te etnik köken anlamında büyük bir çeşitlilik söz konusu. Sanırım % 15 civarında. İnsanlar “İsveç bununla artık başa çıkamaz” diyor.”

Reinfeldt:

“Buna katılmıyorum. İsveç‘te göçmenler nesiller boyu topluma büyük bir çeşitlilik kazandırdı. Bunun geleceğe yatırım niteliğinde olduğu kanısındayım. 70’lerden beri olan şu ki, eskiden iş piyasasına dahil olması pek kolay olmayan nesiller buraya geldi. Zorluğun sebebi iş piyasasının eskisine nazaran çok daha karmaşık hale gelmiş olması. Yeni gelen göçmenlerin çoğunun eğitim düzeyi oldukça düşüktü. Ben ise günümüzde bunu çözdüğümüzü tekrar ediyorum. Örneğin okullarda İngilizce ders saatlerini arttırabiliriz, çünkü onlara ihtiyacımız var. Yaşlanan bir nüfusa sahibiz, İsveç doğumlu gençlerin sayısı yeterli değil. Bu nedenle İsveç‘i ayağa kaldırmak ve refah seviyesini korumamızı sağlamak için fazladan insana ihtiyacımız var.”

Kumar:

“İsveç göze çarpan bir örnek oluşturdu. Çünkü Suriyeli sığınmacılara şartsız mülteci statüsü veren az sayıda ülkeden biriydi. Ancak toplumun ayaklanışı anlamında durum aleyhinize. Bunu hesaba katmış mıydınız?”

Reinfeldt:

“Bu yıl Suriye’den gelen kişi sayısı 7000. Şunu göz önünde bulundurmamız gerek: Bu ülkede hali hazırda çok sayıda Suriye kökenli insan yaşıyor. Onların akrabaları şimdi İsveç‘e geliyor. Geçmişte diğer gruplarla karşılaştırdığımızda Suriyeliler’in İsveç toplumuna uyum sağlaması çok kolaydı. Girişimci oldukları için iş piyasasında kolayca yerlerini aldılar. Tabii ki İsveçli politikacılar arasında “Sınırları kapatın,kimseye geçiş izni vermeyin” diyenler var. Yine de destek açısından sınırda olduklarını söylemek mümkün. İsveç‘te gittikçe artan bir çoğunluk göç meselesine daha sıcak bakıyor.”

Kumar:

“Onlar azınlık da olsalar gittikçe artan bir azınlığa mensuplar diyebiliriz. Sanırım son seçimlerde göçe karşı tavır alan İsveç Sosyal Demokrat Partisi oylarını ikiye katladı. Eskiden % 5 olan oy oranı şimdilerde % 10. İsveç‘te göç meselesine bakacak olursanız bu kayda değer bir artış değil mi?”

Reinfeldt:

“Kamuoyu yoklamalarındaki oran ikiye katlandı. Bu seçim sonucuyla eşdeğer değil.”

Kumar:

“Ancak kamuoyu yoklamalarını da hesaba katmanız gerek.”

Reinfeldt:

“Evet, ama katmayacağım çünkü Avrupa’da diğer ülkelerde bunu gördük. Onların dilini kullanmayacağız. Seçmeni etkilemeyeceğiz. Onları serbest bırakıp şeffaflığımızı göstereceğiz. Merkez sağ koalisyonunun dört partisi ve bu konulara açık olan liberal Yeşiller Partisi ile İsveç‘te çalışmak isteyenlere daha fazla alternatif bulabileceğimiz yönünde bir anlaşma yaptım . Göçmen işçiler açısından dünyanın belki de en açık ve en iyi işleyen sistemine sahibiz. İsveç‘te iş piyasasına katılan, kalifiye olan ya da olmayan, iki grubun da nüfusu gün geçtikçe artıyor. İsveç doğumlu olmayanların oluşturduğu artan iş gücünü rakamlar da gösteriyor.”

Kumar:

“Sınır ötesine, Norveç‘e bakacak olursak göç karşıtı partinin oyların % 16’sını aldığını görüyoruz. İsveç‘te önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde bunun olmayacağını mı düşünüyorsunuz?”

Reinfeldt:

“Ben başkalarının İsveç‘in sorunlarına getirdikleri çözüm önerilerine inanmıyorum. Diğer ülkelerin rotasını izleyip, onlarla aynı söylemi, aynı ifadeleri kullanmayı pek düşünmüyorum. Bu durumda söyleyeceklerim benim inançlarımla uyuşmaz. Ben açık topluma inanıyorum; farklı dinlere mensup insanların bir arada yaşayabileceğine ve toplumun bu şekilde işleyebileceğine inanıyorum.”

Kumar:

“Kimileri gelecek seçimlerde yüksek mevkilere gelebileceklerini iddia ediyor. Koalisyonunuz kamuoyu yoklamalarında geri sıralarda görünüyor. Sosyal demokratlarla hiçbir koşulda müzakere etmeyi düşünmüyor musunuz?”

Reinfeldt:

“Onları insanları tesir altına almaktan alıkoyacağız. Çünkü etkilemek istedikleri kesim göçmenler. Ben bu türden siyasi yaklaşımlara pek inanmıyorum.”

Kumar:

“Ancak bu yaklaşımların onlara daha rahat nefes alınacak alan yarattığı yönünde tartışmalar var. Çünkü onlarla müzakere etmezseniz savlarını özgürce öne sürebilirler.”

Reinfeldt:

“Evet, ama aksini yapan, onlarla müzakere eden ülkeler onlara daha fazla siyasi güç kazandırdılar; büyümelerine önayak oldular. Değişime maruz kalmak günümüzde gerginlik yaratıyor. Bu yalnızca göçmenlerle ilgili değil, İsveç‘in bir gerçeği. Burada geleceğin olmadığını düşünüyorlar. Bu bir çeşit popülizm. Tüm siyasi liderlerin sahtekar olduğu, dünyada güzelliklere yer bırakmadıkları gibi düşünceler İsveç‘ten haz almayan, politikacılardan nefret eden, memnuniyetsiz birçok kişiyi bir araya getiriyor.”

Kumar:

“Koalisyonunuzun kamuoyu yoklamalarını dikkate almadığını söylediniz, ancak şimdilerde bu ölçümlere göre geride görünüyorsunuz. İsminizden daha çok muhtemel Avrupa Komisyonu Başkanı olarak bahsediliyor. Seçimler gelecek yıl Mayıs ayında. Bu görev ilginizi çekiyor mu?”

Reinfeldt:

“Hayır, ben gelecek yıl Eylül ayında üçüncü kez seçimlerde kazanmak için çaba gösteriyorum. Şunu da belirteyim ki, iktidarda olduğumuz son dönemde koalisyonum 48 ayın 44’ünde diğer partilerin gerisinde görünüyordu. Seçimlerde ise öne geçtik. Kamuoyu yoklamalarının sonuçlarıyla seçimlerinki aynı değil.”

Kumar:

“O halde Komisyon Başkanlığı’na oynamayacak mısınız? Gelecekte Avrupa Komisyonu Başkanı olmak sizi cezbetmiyor.”

Reinfeldt:

“Hayır, ben Eylül seçimlerinde üçüncü kez galip gelmeye odaklanıyorum. Bu ikisini bir arada düşünmek mümkün değil.”

Kumar:

“Avrupa’da olup bitenlere bakacak olursak… Siz İsveç‘te hükümeti kurdunuz, toplumun işleyişine şekil verdiniz. Avrupa’nın sistemine bakacak olursanız, sizce Avrupa Birliği vaatlerini yerine getirmeye başladı mı?”

Reinfeldt:

“Avrupa’nın ona ihtiyacımız olduğu ölçüde güçlü olması gerektiğine inanıyorum. Ancak karar mekanizmasının dışarıdan büyük çaplı bir destek görmeyen Brüksel oluşuyla daha fazla merkezileşme ve daha fazla bürokrasiye doğru bir eğilim olduğunu düşünüyorum. Bu İsveç için de geçerli. İhtiyacımız olduğunda güçlü olan bir Avrupa söylemini yürütmektense etkin ve modern olmaya odaklanmanın iyi olacağı kanısındayım. Bu ikisini birleştirebiliriz, diye düşünüyorum.”

Kumar:

“Olduğunuz yerden baktığınızda temel reformları gerçekleştirmeye zaman harcayan Güney Avrupa ülkelerini görmek sizi hayal kırıklığına uğratmıyor mu?”

Reinfeldt:

“Güney Avrupa’da bulundum. Baharda Portekiz’deydim. Güney Avrupalı meslektaşlarımla bu konular üzerine tartışıyoruz. Yaptıklarına derin saygı duyuyorum. Karşı hareketleri de aynı şekilde takip ediyorum.”

Kumar:

“Peki bunu moral bozucu bulmuyor musunuz?”

Reinfeldt:

“Bence çok fazla çaba gösterdiler. İspanya reformlarda öyle bir noktaya geldi ki birim emek maliyeti düştü. Bu hem İspanya’da hem Yunanistan’da geçerli. İtalya’da da reformlarda artış gözlemledik. Ancak Letta hükümeti için siyasi açıdan zorlu bir süreç. Bence çok şey yaptılar. Avrupa’da şimdilerde moral bozucu olan şu ki, dünya ekonomisi yeni bir biçim alırken bununla rekabet edemiyoruz.”

Kumar:

“Eğer işler daha yavaş yoluna girseydi tasarruf tedbirlerinin başarılı olduğunu mu söylerdiniz? Son kamuoyu yoklamaları Avrupa’da çoğunluğun bunu başarısız olarak değerlendirdiğini ortaya koyuyor.”

Reinfeldt:

“Evet çünkü alınan tedbirlerin kendilerine ve ekonomiye zarar verdiğini düşünüyorlar.”

Kumar:

“Kendinizi Almanya ile karşılaştırır mıydınız?”

Reinfeldt:

“Kamu bütçesinin kesinlikle düzende olması gerek. Bunun yanı sıra, araştırma geliştirme alanında rekabetinizi arttırmak ve iş piyasasının esnekliği için yapısal reformlar yapmak gibi başka gereksinimler de var. Kastettiğim, tasarruf tedbirleri ile birim emek maliyetinin düşürülmesinin bir bileşimi.
Bu rekabet gücünüzü arttırmanın iyi bir yolu.”

Kumar:

“Peki her gün sıklıkla sokağa dökülen Yunan halkının bakış açısını beğeniyor musunuz?”

Reinfeldt:

“Kesinlikle. Demek istediğim bu. Onlar hayal kırıklığı içindeler ve bu yıllarca devam eden bir süreçti. İsveç, 90’lı yılların başında ekonomik açıdan bir gerileme dönemi yaşadı. Toparlanmamız 10 yılımızı aldı. Yunanistan’da gözlemlediğimiz durum bunun aynısı, diye düşünüyorum. Hayal kırıklıklarını anlayabiliyorum, ancak büyük çaplı reformlar gerçekleştirdiler. Borç seviyeleri ise çok yüksek. Bu nedenle Yunanistan’a baktığınızda durum halen çok hassas.”

Kumar:

“Avrupa’ya bir bütün olarak baktığımızda “hayal kırıklığı” tabirinin yerinde olduğunu düşünüyorum. İngiltere’ye baktığımızda ise referandum potansiyelini görüyoruz. Avrupa Birliği’ne uzak duran ülkeler hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Reinfeldt:

“Uzak kalmak” tabiri bir açıdan doğru. Eğer üye olarak birliğin içinde olsalardı de farklı bir konumları olurdu. İngiltere de İsveç de Avrupa ‘nın dışında duruyor. Avrupa Birliği’nin çalışmaları ve dinamizmi Euro bölgesi içinde. Biz de kısmen dışında yer aldığımızı düşünüyoruz.”

Kumar:

“Bu, biraz sert bir tabir değil mi?”

Reinfeldt:

“Kesinlikle ve İsveç için İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde kalması çok önemli. Ticarete, şeffaflığa, Avrupa Birliği’nin genişlemesine inanan, duyarlı bir ülkeden söz ediyoruz. Bizim değerlerimize çok yakın değerlere sahipler. Almanya ile Fransa’yı dengeleyen, büyük bir ekonomiye sahipler; ki bu çok önemli. İngiltere’nin Avrupa Birliği içinde kalması için elimden geleni yapacağım. David Cameron’ın İngilizlere yönelik “Bizim de Avrupa Birliği üyelinden kazancımız olacak” söylemini önemli buluyorum. İngiliz medyasında ve kamuoyundaki tartışmaları takip ettiğimde ise birliğin, kararların başka bir yerde alındığı bir ortam, bir tehdit olarak yansıtıldığını görüyorum.”

Kumar:

“İngiltere’deki olası referanduma ve Avrupa’da aşırı sağın yükselişine bakarak, demokrasinin gerekeni yerine getiremediği bir noktaya doğru ilerlediğimizi düşünmüyor musunuz?”

Reinfeldt:

“Belki de yanlış beklentiler içindeyiz. Bu zamanda politikacılardan tüm sorunları çözmelerini isteyemezsiniz. Her şeye kadir değiliz. Beklentilerimiz adil olmalı. Uzun vadede insanların güvenini kazanabilen politikacılar olmamız gerek. Bu İsveç‘te ve Kuzey Avrupa’da mümkündü. Güney bölgelerinde bunun azaldığını görebilirsiniz. Halkın güvenini bir kez yitirdiğinizde geri kazanması çok zor. Onların güvenini kaybederseniz popülizm ya da aşırıcı hareketler gibi yeni dinamiklerle karşılaşırsınız. Böyle bir endişem olduğunu söylemiyorum ancak siyasi liderler sıklıkla “Her şeyi çözebiliriz. Sorunumuz yok” diyorlar. Liderlik bu değil. Liderlik şunu diyebilmektir: “Sorunlarımız var, onları kısmen çözebiliriz ve bunu toplumun diğer kesimleriyle birlikte yapmaya ihtiyacımız var.”

Kumar:

“Daha hafif bir konuya geçecek olursak… Liderler sosyal medyayı daha sık kullanır hale geldi. Dış İşleri bakanınızın oldukça aktif olduğunu görüyorum. Neredeyse bir milyon takipçisi var. Sizin ise Twitter hesabınız yok. Neden?”

Reinfeldt:

“Bu benim seçimim. Ya Twitter ve sosyal medyayı akıllıca kullanıp diğer işlerinizle birlikte yürütürsünüz, ya da “Gün 24 saat. Bir çok sorumluluğum var. Özel hayatım var. Bir denge kurmak istiyorum” dersiniz. Ben de bunu bir kenara bırakmayı seçtim. İsveç halkı isterse her şekilde ne düşündüğümü veya neye inandığımı kolayca takip edebilir. Çünkü her gün medyanın gözü önündeyim. Bu nedenle bu, özel hayatımı ve işten geriye kalan birkaç saatimi korumak adına yaptığım bir seçim.”

Kumar:

“Eurovision Şarkı Yarışması için yapılmış çok komik bir skeç izledim. Bir kabine toplantısında fincanınızı bulaşık makinesine koymadığınız için cezalandırıldığınızı anlatıyordu. Özür dileyip gidip temizlemeye koyuluyordunuz. Bu bir parodi ama bir yandan da İskandinav liderlerinin sıradan vatandaşa ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. Sıradanlık anlamında bizi şaşırtacak bir şey yapmış olsanız bu ne olurdu?”

Reinfeldt:

“Öncelikle bu çok doğru. Biz liderlerimizin bizim üstümüzde değil, aramızda olduğunu kabul ederiz. Bu İsveç halkı için çok önemli. Beni günlük yaşamımın her anında, alışveriş yaparken, restorana giderken görmek istiyorlar. Bu garip bir şey değil. Skecin konusu da benim temizlik yapmayı sevmemden yola çıkıyor. Ben hep yaparım, bununla tanındım. Gerçeklik payı var. Bu yüzden komik olacağını düşündük.”