Son Dakika

Okunan haber:

Ortadoğu’da güncellenen dengeler, yeni açılımlar


Suriye

Ortadoğu’da güncellenen dengeler, yeni açılımlar

Devlet başkanları, dışişleri bakanları konumları gereği yabancı muhataplarıyla her gün sayısız görüşmeler yaparlar. Bunların bir bölümü gündelik işler bir bölümü sıradan temaslardır. Küçük, çok küçük bir bölümü ise tarihi görüşmeler sınıfına girer. Bunlar tarihin akışını değiştirirler. Çünkü gerçeklerle yüzleşilen, karar anının geldiği, konuşulduğu, neticeye bağlandığı buluşmalardır. Reagan ile Gorbaçov’un Soğuk Savaş’ı sonuna yaklaştıran 1986’daki Rejkavik Zirvesi ya da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın üç büyükler arasında etki alanlarına bölündüğü Yalta ve Potsdam konferansları gibi.

İçinde bulunduğumuz bu sonbaharda da dünya bu nitelikte, küresel ve bölgesel güçlerin uzlaştığı üç görüşmeye sahne oldu. Üstelik bunların biri sadece telefon görüşmesiydi. Ama Ortadoğu coğrafyasında fay hatlarını tetikledi, bölge güçlerini yeni pozisyon almaya zorladı, zorluyor.

6 Eylül’de St. Petersburg’daki G20 Zirvesi’ndeki Putin-Obama görüşmesinden, 14 Eylül Cumartesi günü Cenevre’de Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov arasındaki Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılması konusunun masaya yatırıldığı Cenevre buluşmasından ve 27 Eylül’deki Amerikan Başkanı Obama ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani arasındaki telefon görüşmesinden söz ediyoruz.

St.Petersburg’da, ABD’nin Suriye’ye askeri müdahale tehdidinin gölgesinde Obama ve Putin 20 dakika süren bir görüşme yaptı. İki lider, Suriye üzerindeki çekişmenin öngörülemez riskler içerdiğini, dolaylı da olsa askeri bir karşılaşmanın kaçınılmaz olduğu gerçeğini gördükten sonra, dışişleri bakanlarına siyasi çözüm için bir araya gelmeleri talimatı verdiler. Rusya’daki “anlaşamama konusundaki anlaşma” üzerinden 27 Eylül’deki Kerry-Lavrov Cenevre görüşmesi gerçekleşti. Burada alınan kararlar Ortadoğu’da değişimi tetikledi.

Tarafları bu kilitlenmeye getiren yaz aylarında Esad rejiminin gösterdiği direnç, bu direncin arkasında açıkça görülen İran ve Hizbullah desteği oldu. Rejim önemli stratejik kazanımlarla sahadaki moral ve güç dengesini lehine çevirmiş, Suriye muhalefeti daha da dağınık bir görünüme kavuşmuş, üstelik Batı’nın ve Rusya’nın çıkarlarını benzer şekilde tehdit eden radikal unsurlar ilk kez alan hakimiyeti elde etmeye başlamıştı. Suriye’nin parçalanması, etki alanlarına bölünmesi hem İsrail’in hem de diğer komşuların hem de Avrupa’nın risk altına girmesi anlamına geliyordu. Tüm bunlara bölgedeki Suudi Arabistan gibi Sünni, Batı yanlısı, Körfez ülkelerindeki İran korkusunun güçlenmesi eklendi.

İşte bu yeni tablo üzerinden Lavrov ve Kerry, çöken, ne olacağı belirsiz bir Suriye yerine kimyasal silahlardan arındırılmış bir Esad rejiminin –zehiri alınmış yılan misali- Suriye iç barışının olmasa da bölgesel ve küresel barış tercih edilir olduğu sonucuna vardı. Bu uzlaşma ABD ve Rusya’yı bir çatışmadan uzak tutacak, iki tarafın da endişelerini karşılayacaktı. Suriye rejimi de bu resmi doğru okudu ve akılcı bir adımla kimyasal silahları vererek kendi geleceğini bir süre için daha kurtarmış oldu. Bu uzlaşma üzerinden Suriye’nin kimyasal silahlarını 2014 ortasına kadar imha etmesini gerektiren 2118 sayılı Birleşmiş Milletler kararı Güvenlik Konseyi’nde kabul edildi. Suriye somut adımlar attı, Amerikan yönetimi nezdinde kredi kazandı. Bu gelişmeler Ortadoğu’da Türkiye, Suudi Arabistan, İran gibi bölge güçlerinin dengeleri yeniden değerlendirmesini gerektiren ilk büyük değişimdi.

İkinci gelişme/görüşme Birleşmiş Milletler Zirvesi için New York’a giden İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Başkan Obama ile yaptığı telefon konuşması oldu. Öncesinde Kerry de İranlı mevkidaşı Cevad Zarif ile masaya oturmuştu. Ekonomik sorunlar, bastırılmış muhalefetin her an sokağa dökülme potansiyeli ve Batı ile sorunlu diplomatik ilişkiler dolayısıyla sıkışan İran, Suriye’deki direnci siyasete tahvil ederek kendisine alan açmak için Washington’a göz kırptı.

Amerikan yönetimi de 1979 İslam devrimine kadar bölgedeki en önemli müttefiki olan İran’a kayıtsız kalmadı. İran ile ilişkileri geliştirerek, Suriye’de eli güçlenen Rusya’nın etkisini azaltmak, Basra Körfezi’nin güvenliğini arttırmak için diplomasi kanallarını çalıştırdı. Tabi bu durum başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’de keyifleri kaçırdı.

Tüm bunlar bölgede yeni dengeler, yeni ilişkiler, yeni pozisyonlar anlamına geliyor. Ortadoğu denkleminin diğer aktörleri, İran’ın yükselişinden, Suriye’deki rejimin ömrünün uzamasından rahatsız. Buna, İran ile son yıllarda iyi ilişkiler geliştiren, kapılarını ardına kadar Tahran’a açan Irak da dahil.

Bölgenin ağır topları Suudi Arabistan, Türkiye ve Irak hatta Mısır ve İsrail de bu gelişmeye iki yönlü tepki verecek gibi görünüyor: Birincisi Moskova ve Washington’un Suriye rejiminin devamı üzerindeki örtülü uzlaşmaya açıkça karşı çıkmak, ikincisi aralarındaki sorunları bir kenara iterek yeni ittifaklar, yakınlaşmalar içine girmek.

Londra’daki Suriye’nin Dostları toplantısında bu yeni yaklaşımların gerçekleşeceğinin işaretleri açıkça görüldü:

Suudi Arabistan güçlü bir biçimde Cenevre II’de Esad rejiminin kalıcı hale gelmesine karşı pozisyon aldı. Türkiye de benzer bir noktada. Bu iki ülke Suriye muhalefeti üzerinden Washington’u ve Moskova’yı sıkıştırmaya çalıştı.
İkinci yaklaşımın da işaretleri ortada. Türkiye bir süredir sorun yaşadığı Irak ile ilişkileri onarma yolunda. Irak da her ne kadar İran ile ilişkilerden faydalansa da bu ülkenin bir uydusu gibi olmak istemiyor. İran etkisini Türkiye ile dengelemek gerektiğinin farkında. Irak başbakanı Maliki’ye yapılan davet, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin Ankara’ya gelişi bu kapsamda değerlendirilmeli.

Önümüzdeki günlerde İran’a karşı Suudi Arabistan-Türkiye-Irak eksenli, dışarıdan İsrail ve Mısır’ın destek olduğu başka dengeleme hamleleri de göreceğiz.