Son Dakika

Okunan haber:

Egemen Bağış: Kıbrıs’ta yıl sonunda Ban Ki Moon Planı ortaya çıkabilir


Kıbrıs

Egemen Bağış: Kıbrıs’ta yıl sonunda Ban Ki Moon Planı ortaya çıkabilir

Türkiye Avrupa Birliği ile müzakerelerde 22. başlığı açıyor. Ancak üyelik müzakerelerinin önündeki Kıbrıs engeli olduğu gibi duruyor. 2004’teki Annan Planı referandumunun Rumların itirazına takılması sonrası konan engellerin kaldırılması büyük ölçüde adada bir çözüm bulunmasına bağlı. 10 yıl sonra müzakerelerin benzer ölçekte yeniden canlanması olasılığı giderek güçleniyor. Ortaköy’deki ofisinde Euronews’un sorularını yanıtlayan Türkiye’nin AB İşleri Bakanı Egemen Bağış, adada yıl sonuna kadar Annan Planı benzeri bir Ban Ki Moon planının ortaya çıkabileceğini söyledi, “2014’ün ilk aylarında referanduma gidilebilir” dedi.

euronews: Sayın Bakan, üç yıl aradan sonra Türkiye yeniden AB ile müzakerelere, kaldığı yerden devam ediyor, yeni bir başlık açılıyor. Siz bunu Türkiye ve Avrupa Birliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl görmek lazım?

Egemen Bağış: Aslında bu gecikmiş bir sürecin yeniden rayına oturması. Biz müzakerelere hiç ara vermedik müzakerelerimiz sürdü ama fasıl açılamadı. Fasıl açılamamasının sebebi de Türkiye olmadı. Maalesef Türkiye’nin önüne konulan siyasi engeller vardı. Fasılların açılamamasına rağmen son 3 yıl içindeki tüm ilerleme raporlarında Türkiye’nin açılmamış tüm fasıllarda ilerleme kaydettiği tescil edilmiştir. Türkiye olarak biz reformlarımızı sürdürdük. Hatta bu süreçte tanımadığımız, diplomatik ilişkiler kurmadığımız bir ülke dönem başkanlığını üstlendi. O dönemde bile Avrupa Birliği tarihinde olmayan bir yenilik getirdik. Pozitif gündem adı altında AB Komisyonu ile görüşmelerimizi yürüttük. Direk komisyon başkanlığı ile temas kurmadan direk komisyonla fasıllar üzerindeki çalışma grupları oluşturduk. Bugün Fransa’nın kaldırmış olduğu engeli değerlendirerek 22. Faslın Bölgesel politikalar faslının açılmasını gerçekleştiriyoruz. Aslında siyasi engeller olmasa şu anda engellenmiş olan 16 faslın 12’sinin çok kısa bir süre içinde açacak noktadayız. Yani Açılış kriterlerini yerine getirmiş durumdayız. Hatta bazı fasılların kapanış kriterlerini bile tamamlamışız. Ama maalesef önümüzde bir Kıbrıs sorunu olduğu sürece, siyasi engeller olduğu sürece bu süreçte bazı sıkıntılar olacaktır. Ama biz sanki hiçbir engel yokmuş gibi atılması gereken tüm adımları atıyoruz. Biliyorsunuz, bu faslın açılmasından evvel bir de ilerleme raporu yayınlandı. İlerleme raporu 16 Ekim’de yayınlandı. O raporun bize gelen ilk taslağı gerçekten çok kötümser, Türkiye’yi karalayan imajımızla ilgili negatif etkileri olacak bir taslaktı. Ama 30 Eylül’de sayın başbakanın açıkladığı demokratikleşme paketi Türkiye’nin imajını zedelemek isteyenlerin bütün oyunlarını bozdu. Türkiye demokratikleşme ve şeffaflaşma konusundaki kararlılığını çok net bir şekilde dünyaya ispat etmiş oldu. 30 Eylül’de açıklanan paketin içinde açıklanmış olan maddelerin bir çoğu 7-8 Ekim’de uygulanmıştı bile. O zaman bizim bu konuda kararlı ve hızlı olduğumuzu da herkes görmüş oldu. 16 Ekim’de rapor yayınlandığında hepimiz gördük ki paketin içeriği tamamen raporda yer almış ve Türkiye’ye çok önemli övgüler gelmiş. Bu da bizim önümüze çıkan bütün engelleri yine kendi reformlarımızla açabileceğimizi gösteriyor.

euronews: Önümüzdeki dönemde bu üç yılın birikimiyle düşündüğünüz zaman ne gibi yeni zorluklar çıkabilir? Nasıl bir öngörünüz var?

Egemen Bağış: Şimdi önümüzde biliyorsunuz bir Kıbrıs müzakere süreci var. Kıbrıs’ta Türkiye’nin girişimiyle Güney Kıbrıs başmüzakerecisi Ankara’ya gelip bizimle görüşecek. Aynı şekilde KKTC baş müzakerecisi Atina’ya gidip Yunan mevkidaşlarımızla görüşecek. Daha sonra tarafların kendi aralarındaki görüşmeler, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un özel temsilcisi Downer ile yapacakları görüşmeler ve belki de garantör ülkelerle yapacakları görüşmeler sonunda bu yıl sonuna kadar 2013 sonuna kadar bir yeni planın ortaya çıkması, Annan Planı’nın iki tarafın da kabul edemeyeceği noktalarının revize edildiği belki üzerinde uzlaşılabilecek yeni bir planın ortaya çıkarılması söz konusu olacak. Bu plan ümit ediyorum ki 2014’ün ilk aylarında eş zamanlı olarak Kıbrıs halkının onayına sunulacak. Eğer yapılacak referandumda gerek Kıbrıs Rum Cumhuriyeti gerek KKTC yetkilileri eş zamanlı olarak bir uzlaşma adımı atarlarsa Türkiye’nin engellenen 16 faslının 14’ünün üzerindeki engeller otomatikman kalkmış oluyor. Türkiye’nin bugüne kadar açtığı 14 faslın kapanmasını da engelleyen anlayış tamamen yok oluyor. O da Türkiye’nin AB sürecinin gerçekten açılması anlamına gelir. Ama Kıbrıs konusunda çözüm olmasa bile biz yine bu engeller yokmuş gibi devam edeceğiz. Reformlarımızı gerçekleştireceğiz. Bizim için üye olmak önemlidir. Ama üye olmaktan daha önemli bir şey vardır: Almanya’daki otoban standartlarının 81 ilimize yansıması, İsveç’teki ifade özgürlüğü, insan hakları ve demokrasi standartlarının 76 milyon vatandaşımız tarafından yaşanması, İngiltere’deki eğitim standartlarının, Hollanda’nın dış ticaret standartlarının, Fransa’nın gıda hijyen standartlarının İtalya’nın moda ve marka standartlarının bütün vatandaşlarımızın yaşam tarzı olarak benimsenmesi ve standartlarının yükseltilmesi. İşte bizim için önemli olan sürecin kendisidir. Süreç, sonuçtan çok daha önemlidir. Türkiye Avrupa Birliği’ne ihtiyaç duyarken Avrupa Birliği de Türkiye’ye ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaçları karşılıklı olarak gidererek ortak çıkarlarımız için atılması gereken adımları atıp bunu bir kazan-kazan platformunda yürüyen ilişki olduğunu herkese ispat etmemiz, anlatmamız gerekiyor.

euronews: Kıbrıs konusunda 2004’teki Annan Planı bile Türkiye’nin kabul etmekte, belli noktalarda zora sokmasına rağmen Türk tarafının onay verdiği bir plandı. Türkiye bunun ötesine geçer mi? Nasıl olacak?

Egemen Bağış: Şimdi bakın, Annan Planı mükemmel bir plan değildi. Annan Planı’nın bizim de kabul etmekte zorlandığımız noktaları vardı. Ama sonuçta dengeli bir plandı. Müzakere sonrası ortaya çıkmış bir plandı. Şimdi Annan Planı’nın iki tarafı da rahatsız eden kesimleri vardı. İki taraf kendileri açısından uzlaşabilecekleri konularda o planın metni üzerinden gidip yeni bir plan oluşturabilirler. Bizim için, Türkiye Cumhuriyeti için önemli olan adadaki insanların gerek Güney Kıbrıslıların gerek Kuzey Kıbrıslıların huzur içinde birlikte yaşayabilmelerinin güvence altına alınmasıdır. Şu anda bir gerçek var: Güneş o güzelim adaya doğduğu zaman iki ayrı demokrasiye doğuyor. İki ayrı cumhurbaşkanı var. İki ayrı seçilmiş meclis var. İki ayrı yönetim var. İki ayrı okul sistemi var. Adadaki tek ortak sistem kanalizasyon sistemidir onun dışında her şey ayrıdır. Biz diyoruz ki ya bu iki sistemin iki kurucu devletin oluşturduğu tek çatı altında birleştirelim. Ya da birleşemeyeceklerini onlar dünyaya ilan etsinler Ama artık bu öngörülemezlik ortadan kalksın. Bakın Annan Planı kabul edilmiş olsaydı Kıbrıs Birleşik Devletleri belki de Avrupa Birliği’nin en müreffeh en zengin kişi başına düşen milli geliri en yüksek ülkesi olabilirdi. Ama Annan Planı’nın kabul edilmemiş olması adada bir öngörülemezlik ortaya çıkardı. Bu da yatırımları durdurdu. Yatırımların durması istihdamı sıfırladı. İstihdamın olmadığı yerde kriz başladı. Ve o kriz sonunda ada ekonomisini gerçekten çökertti. O süreçte, Annan Planı sürecinde Annan Planını destekleyen bir siyasetçi. Rum siyaseti içindeki bu tek cesur kişi cumhurbaşkanı olma hayalini bile o Annan Planı’nı desteklediği için 10 yıl beklemek zorunda kaldı. Ama tarih onu haklı çıkardı. Onun dediği yapılmış olsaydı Avrupa’nın en müreffeh ülkesi olma konumunda olan Kıbrıs onun dediği yapılmadığı için, Annan Planı kabul edilmediği için en fakir, ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerden biri oldu. İşte Güney Kıbrıs Rum halkı da o kişiyi, Sayın Anastasiades’i cumhurbaşkanı seçerek aslında ondan da Annan Planını destekleyenlerden de bu konuya emek harcayanlardan da özür dilemiş oldu. Ben Sayın Anastasiades’in ülkesinin çıkarlarını koruyan iyi niyetli bir siyasetçi olarak Annan Planı’nın iki tarafın da kabul edemeyeceği yerlerini belki revize ederek yeni bir Ban Ki Moon Planı’na dönüşme sürecinde kritik bir rol oynayacağına inanıyorum. Eğer o iyi niyeti ortaya koyarsa eminim ki Sayın Derviş Eroğlu da Türk tarafında aynı iyi niyeti koyacaktır. Ve oluşacak bir uzlaşıya garantör ülkeler olarak gerek biz gerek Yunanistan gerekse İngiltere destek verecektir. Ve Kıbrıs sorununun çözülmesinden herkes karlı çıkacaktır.

euronews: İlerleme Raporundan bahsettiniz. Geçmiştekilere oranla daha gerçekçi bulduğunuzu da belirtmiştiniz. Bunda sizin de belirttiğiniz gibi demokrasi paketi önemli rol oynadı ama bu gerek siz gerek sayın başbakan bunun yeterli olmadığını herkes söylüyor zaten. Bundan sonraki dönemde Türkiye yeni bir demokrasi paketi açacak mı ya da hangi konularda reformlar beklemek gerekir?

Egemen Bağış: Bakın değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. İnsanoğlu değiştikçe zamanın ruhuyla uyumlu reformları gerçekleştirir. Reforma ihtiyaç duymayan ülke yoktur. Her ülke istediği kadar demokratik olsun şeffaf olsun müreffeh olsun, zamanın ruhuyla birlikte yeni reformlara ihtiyaç duyar. Türkiye’de de şu anda Alevilerle ilgili çalışmalar var. Sivil asker ilişkileri konusunda halen devam eden çalışmalar var. Türkiye’de ifade özgürlüğü ile ilgili çalışmalar var. Yargı reformuyla ilgili 4 paket geçirildi, beşinci pakete bile ihtiyaç duyulacak. Bir çok konuda Türkiye’nin demokratikleşme süreci yürümeli. Şu anda seçim barajıyla ilgili üç ayrı opsiyonu biz muhalefet partilerine sunduk. Onlardan birini benimsemelerini ya da farklı bir opsiyonu önermelerini istedik. Şimdi tüm bunları değerlendiriyoruz. Daha birkaç gün evvel Meclis’imizde milletvekillerimizin istedikleri kıyafetle Meclis Genel Kuruluna girebilmeleri toplumun gerçekleriyle, toplumu temsil eden Meclisin barışık olması milletvekillerinin ve Meclis’in toplumun aynası olabilmesi adına demokrasi adına Avrupa standartlarını yakalamamız adına önemli bir gelişmedir. Ama düşünün ki bütün bunları yıllar sonra gerçekleştirebildik. 20 yıl evvel bırakın sıradan vatandaşları cumhurbaşkanları bile kendi etnik kökenlerini söylemeye korkuyordu Türkiye’de. Rahmetli Özal, “annem Kürttü” diyordu “teyzem Türkçe bilmiyordu” diyordu ama “ben Kürdüm” demeye çekiniyordu. İşte aynı ülkenin devlet televizyonu bugün 24 saat Kürtçe yayın yapabiliyor. Siyasiler istedikleri dilde seçim propagandası yapıyor. İsteyen kendini mahkeme salonunda istediği dilde savunabiliyor. Mahkumlar ziyaret eden anneleriyle anadilinde konuşabiliyor. Ermeni vatandaşlarımız 112 yıl aradan sonra Akdamar’da Ortodoks vatandaşlarımız da 88 yıl aradan sonra Sümela’da ayin yapabiliyor. Türkiye her açıdan daha şeffaf bir ülke oldu. Ama hala eksikliklerimiz var mı? Tabii ki var. Eksiği olmayan reforma ihtiyaç duymayan ülke yoktur. O eksikliklerimizi de görüp onları da inşallah tamamlamak için azimliyiz. Ama ülkemizle ilgili eleştirilen yüzde 95’i büyük bir çoğunluğu aslında 23 ve 24. Fasılların açılmasıyla ortadan kalkacak eleştirilerdir. Bu fasılların açılması da Avrupa Birliği kurallarına göre bir mecburiyettir. Yani aday ülkeler bu fasılları açmadan diğer fasılları açmamaları gerekir. Ama konu Türkiye olunca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu iki faslın açılışını da engellemektedir. Diğer 27 ülkenin Güney Kıbrıs’ı ikna ederek Türkiye’nin bu iki faslı açması için gerekli kriterlerin Türkiye’ye iletilmesini konusunda itici olmaları, ısrarcı olmaları gerekir diye düşünüyorum. O süreç de Türkiye’nin reformlarını hızlandıracaktır.

euronews: Son olarak şunu sormak istiyorum bizimle aday ülke olan Hırvatistan üye oldu Türkiye saydığınız sebeplerden dolayı bekletiliyor. Şimdi bir de yeni söylem var “Avrupa Birliği dönüşecek ikili bir yapı olacak. İçerideki ülkeler ve çevre ülkeler olacak. Türkiye belki böyle bir Birliğin üyesi olabilir” gibi bir takım düşünce ve fikirler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz. Yani bir 10 yıl sonrasına baktığınız zaman gerek Türkiye’yi gerek AB’yi nerede görüyorsunuz? Nasıl bir vizyonunuz var?

Egemen Bağış: Şu anki itibarla bakıldığı zaman Avrupa Birliği’ne aday ülkeler var, aday ülkeler var ve müzakere eden ülkeler var. Üyeliğin farklı versiyonları yok. Onun için de biz herhangi bir öneriyi toptan reddediyoruz. Olmayan bir şeyin bize önerilmesini zekamıza hakaret olarak kabul ediyoruz. Ama zaman içerisinde Euro para birimini kullanana ülkelerle kullanmayan ülkeler olarak bir ayrıma gidilirse veya bir iç çember dış çember farklı vitesli ülkeler gibi yaklaşımlar ortaya konursa o zaman Türkiye’de resmi opsiyonlarını değerlendirir ve ona göre bir karar verir. Ama ben şuna inanıyorum bugün AB’nin içine düştüğü ekonomik krizin en büyük sebebi oybirliği şartıdır. 28 üye ülkenin her konuda hem fikir olabilme ihtimali çok zordur. Ama oy birliği olduğu sürece karar mekanizmaları gecikmeye uğramaktadır. Geciktikçe de bunun ekonomi üzerine olumsuz etkileri olmaktadır. Biz şuna inanıyoruz. Bugün bırakın bir ülkenin bir başka ülkenin borcunu üstlenmesini bir ülkenin bir şehrinin bir başka şehrin borcunu ödemek dahi istemiyor. Bugün Almanya’ Avrupa’nın en güçlü en dinamik ekonomilerinden biri olmasına rağmen bir eyaleti bir diğer eyaletinin borcuna katkısı olmadığını görüyoruz. Hal böyle iken Almanya’nın, Yunanistan’ın veya Kıbrıs’ın veya Portekiz’in borçlarını üstlenmesi Alman vergi mükellefinin Atina’daki işsizin maaşını ödemesi gerçekten bir ikilik ortaya koyuyor. Bu açıdan belki bazı konularda yerelleşmeli. Karar mekanizmalarının Brüksel’den alınıp sadece ülkelerin başkentlerine değil bölgesel mekanizmalarına şehir yönetimlerine şehir meclislerine aktarılması gerekecek. Ben 10 yıl sonraki Avrupa’nın günlük hayatı ilgilendiren konularda daha yerel ama savunma gibi güvenlik gibi daha küresel konularda dış politika gibi konularda daha merkeziyetçi bir tavır içerisine gireceği bir mekanizma ya geçeceğini ama her halükarda oybirliği şartı yerine nitelikli çoğunlukçu karar mekanizması benimseyeceğine inanıyorum.