Son Dakika

Okunan haber:

Aleviler Sünniler barışı ve geleceği birlikte arıyor


Türkiye

Aleviler Sünniler barışı ve geleceği birlikte arıyor

Türkiye’nin derin sorunlarının serbestçe tartışıldığı, tespit edildiği ve çözüm arayışlarıyla ilgili fikirlerin gündeme geldiği Abant Platformu’nun 30.su Alevi-Sünni Barışı konusuyla yapılıyor. İlk gün toplantıları sorunun sadece tarihsel ve sosyolojik arka planını ortaya koymakla kalmadı, soru cevap bölümündeki konuşmalar, algılar, yanlış anlamalarla psikolojik zeminini de gözler önüne serdi.

Toplantılar, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak’ın Alevilik’in tarihsel gelişimini, iktidarla ilişkilerini ve bunun basit bir İslam anlayışı olmanın ötesinde 500 yıllık boyutlarını ortaya koymasıyla başladı: “Alevilik meselesinin yedi boyutu vardır; 1)Siyasal boyut, siyasal otoriteyle yaşadığı problemler, 2) Toplumsal boyut. Yapı evreleri ve dönüşümü 3)Alevilik’in kendi iç tarihi ve toplumsal hafızadaki kimlik üretici rolü 4) teolojik temelleri ve İslam algısı 5) Alevilik ve Sünni İslam arasındaki gerilim 6) Alevilik ve modernitenin toplumu dönüştürücü etkileri 7) Alevi-Sünni toplum ilişkileri, kurgular, imajlar, hayaller ve gerçekler.”

Ocak, bu konularda yeterli bilgi birikimi, akademik çalışmanın olmadığını, bunun medyadaki ve siyasetteki söylemden anlaşıldığını vurguladı. Ocak sorunların bu nedenle kısa vadede çözülemeyeceğini, Türkiye’nin tarihinden, rejim anlayışından doğan çarpıklıklar ve kusurların hallinin uzun zaman alacağını vurguladı. Ocak Anadolu Aleviliğinin doğduğu Osmanlı-Safevi mücadelesinden başlayarak cumhuriyete kadar uzanan dönemin ve sonrasının çok iyi analiz edilmesi gerektiğini vurguladı.

Profesör Ocak İran devriminden sonra Türkiye’de Alevilerin çok önemli bir toplumsal ve psikolojik değişime girdiklerini, devrimin yol açtığı değişik algıları engellemek için açığa çıkararak kendini ifşa ettiklerine dikkat çekti. Ocak modernleşme, çağdaş Alevilik ile geleneksel Aleviliğin kırılma yaşadığı bu dönemin kritik olduğunu vurguladı.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden Profesör Dr. Tayfun Atay, kutuplaşmanın toplumsal bedeli başlıklı oturumda Alevi-Sünni ikileminin hep çatışmalardan sonra gündeme alındığına dikkat çekti ve “Kutuplaşma kimliğin kendini ifade etme biçimidir. Kimlik kendini her zaman çatışma, katliam ve yıkım noktasında ifade ediyor. Maraş ve Çorum, Madımak olayları gibi. Ötekinden hareketle kendini dışa vurmanın aracı kan, çatışma olur. Böylesi bir altyapı üzerinden yapılan müzakerelerde alınan tavır herkesin kendi pozisyonunu bir kez daha tekrarlamasından ibaret kalıyor” dedi.

Profesör Dr. Besim Dellaloğlu ise kutuplaşmada devletin baskıcı tavrının etkili olduğunu belirtti: “Bu günlerde çokça kullanılan “açılım” kavramı devletin ödün verdiği öngörüsünü ortaya koyuyor. Mesele, sorun gibi kavramlar da böyle. Niye Aleviler mesele olsun? Niye Kürtler mesele olsun? Genelde etnik Türkler filtresi var. Alevilere karşı da Sünni bir filtreye dönüşüyor bu. İslam’a karşı da laiklik filtresi var” dedi.

Dellaloğlu, “siyasetin Alevi-Sünni teoloji tarafından tanımlanması gerekmez. Birileri cemevlerini camilerin alternatifi olarak yaşıyorsa bunu siyasi otoritenin makul bir çerçevede tanıması gerekir. İtikadi tartışmanın sürmesi ve Alevi açılımının teolojik tartışmaya dönüşmesi Alevi geleneğinin kendi iç tartışmalarını arttırdığı için ortalamanın bulunması imkanlarını daraltıyor. Türkiye’ni cemevi statüsünü tanıması çok temel bir sorundur.

Başörtüsü nasıl temel haklar konusunda bir rıza oluşturduysa cemevi de böyle olmalıdır” diye konuştu.