Son Dakika

21 Ağustos’taki kimyasal saldırının ardından Eylül ayında Baas rejiminin kimyasal silahların imhasını kabul etmesi Suriye’deki dengeleri değiştirmişti. Güç karşısında geri adım atan Esad rejimi yeniden masada yer bulurken Amerikan-Rus uzlaşması iç savaşın uzamasına yol açtı. Geride kalan dört ay içinde El Kaide’ye bağlı kökten dinci gruplar ülkenin kuzeyine egemen oldu. Özgür Suriye Ordusu sıkıntıda. Bu keşmekeş içinde Suriye’nin kuzeyinde sıkışıp kalan Kürtler de bir çıkış yolu arıyor.

1960’lardan itibaren Suriye’nin Araplaştırma politikalarının hedefi olan, bir çoğu yurtsuz, kimliksiz bırakılan Kürtler 2001’deki ilk başarısız Şam Baharı girişiminin önemli unsurlarından biriydi. 1965’te Türkiye-Suriye sınırında Arap kordonu oluşturmak için Hizam Arabi politikası uygulayan, buraya Arap nüfus yerleştirirken, buradaki Kürtleri ülkenin içlerine göçe zorlayan Suriye yönetimi şimdilerde bu politikanın bedelini ödüyor. 2004 Kamışlı olayları 2011’deki iç çatışmanın öncü sarsıntısıydı. Ülkeye dağılan Suriye Kürtleri hem kendi bölgelerinde hem de Suriye içlerinde varlıklarını sürdürebilmek için Suriye’deki kirli savaşın bir parçası durumunda.

Barış ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a göre Rojava olarak anılan Suriye’nin kuzeyindeki bölgede ciddi bir insani durum krizi var. Bölge kökten dinci Arap gruplar tarafından kuşatılmış durumda. Gıda ve ilaç stokları tükenme noktasında. Üstelik bölgeye yardım ulaştırmakta büyük güçlükler var. Çünkü Rojava’nın kuzeyindeki Türk sınır kapıları şiddet olaylarından dolayı kapalı. Bu noktadan yardımların ulaşmasında sorun var. Diğer kapılardan giren yardım malzemeleri ise El Kaide ve El Nusra’nın eline geçiyor. Onlar da savaş halinde oldukları Kürtlere bu yardımları aktarmıyorlar.

Demirtaş, “Özgür Suriye Ordusu ya da IŞİD içinde örgütlenmiş militanların dünya genelinden aldığı destekle Kürt grupların aldığı destek kıyaslandığında dünya kamuoyunun Kürt bölgesini görmezden geldiğini, Birleşmiş illetler yardımlarının hala radikal İslamcı grupların eline geçtiğini söylemek istiyorum. Rojava’da kadın erkek eşitliğine, bütün inançlara saygı, laiklik üzerine kurulan bir düzen var ama kafa koparanlar daha büyük bir destek alıyorlar” diyor.
Kürtler Cenevre II’yi hem insani durumun çözülmesi hem de Suriye’nin geleceğinde Kürt haklarının korunması için önemli bir dönüm noktası olarak görüyorlar. Kürtler Lozan’da ayrı bir halk olarak temsil edilmedikleri için kaybettiklerini düşünerek Suriye’nin geleceğinin belirleneceği Cenevre II’de ayrı bir delegasyon olarak bulunmak istiyorlar. Hakları garanti edildiği takdirde Suriye muhalefetinin içinde yer almayı planlıyorlar.

Demirtaş hala Cenevre II’nin toplanmaması ihtimalini de hatırlatarak “Cenevre’de Rojava’daki çoğulcu modeli öne çıkarmak istiyoruz. Batı’da hiçbir çözüm stratejisi olmayan, ÖSO ve benzeri grupları temel alan bir anlayış var. İran Rusya ve Çin bizi dikkate alıyor ama Batı dünyasının Türkiye’nin telkinleri doğrultusunda Kürtleri görmezden gelmesi büyük bir hata ve handikaptır. Saddam döneminde de Kürtler görmezden gelindi ama bugün Kürt Bölgesel Yönetimi model oluşturmaya aday. Rojava’ya doğru yaklaşımın gecikmemesi gerekiyor. Cenevre II toplanmayabilir, Türk siyasetinin içinde bulunduğu durum da ana sebep olmasa da ertelenme olasılığının sebeplerinden biridir. Suriye Kürtleri, Cenevre II’ye eğer haklarını garanti altına almaları sözünü alırlarsa tek muhalefet olarak gidecekler. Suriye muhalefeti garanti vermezse Suriye Kürtleri ayrı bir heyetle katılacak ve Cenevre II’de kendi haklarını garanti altına aldıktan sonra diğer muhalefetle birleşerek tek muhalefet olarak çıkmaya çalışacak.”

Kürtler, Suriye’nin kuzeyinde savaştan dolayı zor günler geçirmelerine karşın, gündelik meseleyi bir kenara bırakıp uluslararası ve bölgesel dengeler ışığında geleceğe baktıklarında kendilerini avantajlı görüyor. Şimdilik planları bu. Ama Kürtlerin bölgesel etkinliğini arttırma çabalarının Arap dünyasını memnun ettiğini söylemek güç. 2014 Kürt-Arap ekseninde daha derin bir çatışmaya gebe görünüyor.