Son Dakika

Okunan haber:

Yaşar Yakış: Türkiye Suriye politikasını yeni şartlara uydurmalı


Suriye

Yaşar Yakış: Türkiye Suriye politikasını yeni şartlara uydurmalı

Türkiye’nin Ortadoğu’da uzun yıllar görev yapmış diplomatı ve Ak Parti döneminin ilk dışişleri bakanı Yaşar Yakış, Euronews’a dış politikadaki son gelişmeleri değerlendirdi. Suriye’de koşulların değiştiğini belirten eski bakan hedefe ulaşmak için sık sık manevra yapmak gerektiğini vurguladı. Yakış yarın başlayacak olan Kıbrıs görüşmeleri için ise ümitli konuştu.

euronews/Bora Bayraktar: Sayın Yakış, “Suriye’de kanın durdurulması için silah göndermek makul bir çözüm değil” diyorsunuz. İran “tüm dış güçler Suriye’den çıkmalı” diyor. Ama sahadaki tablo bu ifadelerden farklı. Siz Suriye’de Türkiye’nin doğru resmi çekebildiğine inanıyor musunuz? Suriye politikamızı değerlendirir misiniz?

Yaşar Yakış: Ben Türkiye’nin Suriye’de en baştan doğru hareket ettiğini düşünüyorum. Yani başta halk ifade hürriyetini kullanarak, ifade hürriyetinin kısıtlandığını düşünerek sokaklara dökülmüştü. Rejim de onları bastırmaya kalkmıştı. Böyle bir zamanda halkın yanında yer alması doğrudur. Ancak böyle yapıldı diye bundan daha ileriye gidip o ülkenin iç dinamiklerini bozacak şekilde hareket etmeye ya da rejimle bütün bağlarını koparmaya gerek yoktu. Biz politikamızın devamlı olarak rejimle bütün iletişimi kanallarını da kopardık. Büyükelçimizi geri çektik Türkiye’deki Suriye büyükelçisini gönderdik. Böylelikle Suriye’de etkin olma imkanını elimizden kaçırdık. Suriye bir bakıma İran’ın ve Rusya’nın eline düşmüş oldu. Bu birinci tespit. İkinci bir tespit, Türkiye Batı ile birlikte hareket ederek Beşar Esad’ın kısa bir zaman içinde düşeceğini farz ederek onlarla birlikte yola çıktı. Muhalefete destek olmak suretiyle Batı’yla birlikte hareket etti. Sonrasında Batı, muhalefete sağlanan desteğin Batı tarafından sağlanan silahların istenmeyen ellere gittiğini görünce frene bastı. Bu frene basma sonucunda Türkiye ofsayda düştü. Şu anda da o ofsayttan kurtulmaya çalışıyor.

Batı ile birlikte yola çıkıp Batı’nın politika değiştirmesinden sonra Türkiye aynı şekilde Batı nasıl politikasını değiştirdiyse Türkiye’nin de Suriye’deki politikasını yeni oluşan şartlara uydurması gerekirdi. Bu şeye benzer: Geminin kaptanı dümeni hiç kıpırdatmadan tutarsa gemi hep aynı rotada gitmez. Gemi rüzgarın ve dalganın tesiriyle kalkıp indikçe sık sık rota değiştirir. Kaptanın ya da çarkçıbaşının orada rota düzeltmesi yapması lazımdır. Yani biz Suriye’de belli bir politika benimseyerek onu böyle tutarak dümdüz hareket ettiriyoruz dediğimiz zaman hedefimize ulaşamayabiliriz. Bizim elimizde olmayan nedenlerle koşullar değişmişse çarkçıbaşının yapması gerektiği gibi bizim de rota düzeltmemiz gerekir.

euronews: Bu politikanın bazı komplikasyonları oldu. Örneğin Suriye şu an fiilen bölünmüş durumda. Bu bölünmeden herkes korkuyordu. Ama gerçekleşti. Sizce bu durum kalıcı olacak mı olmayacak mı? Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Yaşar Yakış: Bu süreç ne kadar uzarsa (bölünme) o kadar konsolide olur. Bu şekilde donar. Onun için en doğru şey bu ihtilafın bir an önce çözümlenmesi gerekir. Bunun çözülmesi için ne yapmak gerekiyorsa onu yapması gerekir tüm ülkelerin.

euronews: Örneğin sınır denetiminin sıkılaştırılması gibi mi?

Yaşar Yakış: Türkiye’nin hiçbir şekilde karışmaması gerekir. Türkiye ne yapacaksa dışarıdan yapması gerekir diye düşünüyorum. Yalnız “oraya silah sağlanmaması gerekir” derken İran’ın, Rusya’nın ve öteki ülkelerin de sağlamaması lazım. Şunu savunamayız. “Bütün ülkeler sağlasın ama Türkiye sağlamasın.” O da tutarlı değildir. Daha doğrusu başka ülkelerin bunu Türkiye’den istemesi doğru değildir. Ama Türkiye’nin kendiliğinden “öteki ülkeler (askeri destek) sağladığı halde ben askeri yardımda bulunmayacağım” demesi başkadır. Herhangi bir ülkenin, Rusya’nın ya da İran’ın “biz sağlayacağız siz sağlamayın” demeye hakkı yoktur. Ama Türkiye kendiliğinden “ben artık bu işe bulaşmayacağım. Ne yapacaksam Türkiye tarafından yapacağım” demesi bence doğru olur.

euronews: Suriye-Irak-Mısır üzerinden Türkiye Ortadoğu’da bir sıkışıklık yaşıyor Bu günlerde Avrupa’yı hatırladı gibi. Son dönemde Avrupa Birliği, Türkiye için öne mi çıktı?

Yaşar Yakış: Türkiye’nin Avrupa Birliği değerlerini Türkiye’ye taşıma konusunda hiçbir zaman o yoldan vazgeçmemesi gerektiğine inanmışımdır. 8 yıl süreyle Türk parlamentosunda AB Komisyon Başkanlığı yaptım. Orada da hep şunu dedim: Türkiye AB’ye katılım sürecini kendi iç mutfağına çeki düzen vermek için kullanmalıdır. Bu sayede Türkiye’yi demokrasinin daha iyi işlediği temel hak ve hürriyetlerin daha fazla insan tarafından yararlanıldığı, piyasa ekonomisini çok daha şeffaf olduğu, yolsuzluların asgariye indiği bir ülke haline getirebiliyorsa bu katılım sürecinin katkısıdır. Türkiye bunları sağladıktan sonra AB’ye katıldı mı katılmadı mı o da önemini bir ölçüde kaybedecektir. Türkiye süreci iyi kullanmalıdır, kendi lehine kullanmalıdır. Sürecin sonunda AB’ye katılırsa onun faydası yapılmış olan reformları konsolide etmiş olması olacaktır. Bu reformlar yapılır da katılmadan kalırsak reformlar konsolide olmayacağı için başka bir parti iktidara gelirse “Ak Parti her şeyi yanlış yapıyordu, biz şimdi onun yaptıklarını düzelteceğiz” diye reformları geri alabilir. Eğer AB’ye katılıp da reformları konsolide edemezsek.

euronews: Kıbrıs’ta taraflar yeniden masaya oturuyor. Bir ortak deklarasyon ortaya çıktı. Orada Birleşik Kıbrıs Federasyonu ifadesi var yeni bir devlete atıf gibi. Nasıl görüyorsunuz?

Yaşar Yakış: Onun karşılığında biz de tek hükümranlığı kabul ettik. Türkiye tek hükümranlığı kabul edince… Pazarlık bunun üzerineydi zaten. İkimiz de kabul edelim ortak bir yere varalım düncesine gelmiştik. Burada önemli olan Kıbrıs’ta müzakerecinin durumu ile kilisenin etkisi altındaki Kıbrıs kamuoyu ne diyecek? Bu mutabakat bir çerçeve metnidir. Bu öyle bir şekilde kaleme alınmış ki şimdiye kadar zaten üzerinde mutabakata varılmış her şey, Annan’ın on bin sayfalık metninde duruyor. O mutabakatı bunun üzerine oturtacak ve referanduma gidecek. O referandumda Kıbrıs kamuoyu Papadopulos zamanındaki gibi reddetmezse çözüm gerçekleşebilir. Bir avantaj tabi şimdiki Rum lideri Anastasiadis’in 2004 referandumunda da Annan Planına olumlu oy vermesini istemiş olması. Halbuki Papadopulos Burgenstock toplantısında altına imza attığı metne, televizyona çıkıp gözyaşları içinde ağlayarak olumlu oy verilmemesi gerektiğini savunmuştu. Kendi imzasını inkar edercesine. Anastasidais bunu yapmayacaktır. Bir avantaj bu. İkincisi de Kıbrıs Rum halkı iki tarafın mutabakata varamadığı yerde boşlukları Annan’ın doldurmasını istemiyordu. Bunu Kıbrıslılar kabul etmek istemedi. Şimdikinin en büyük farkı dışarıdan kimseye boşluk doldurma yetkisi vermemesi. Bütün boşluklar iki tarafın temsilcisi tarafından doldurulacak. Bunlar şimdiki dönemin farkları. Göreceğiz.