Son Dakika

Şiddetin başkenti Bağdat

Okunan haber:

Şiddetin başkenti Bağdat

Metin boyutu Aa Aa

Yüksek beton bloklar, kuşkucu gözlerle geçenleri izleyen askerler, gökyüzünde aralıksız dolaşan askeri helikopterler, kentin ortasında yükselen gözlem zeplini… Bunlar ülkede 2003 teki Amerikan işgaliyle şiddetin zincirlerinden boşaldığı Bağdat’ın artık kemikleşmiş özellikleri.

Bağdat adeta bir garnizon şehir. İnsanlar hem her an bir bomba patlayabilir düşüncesiyle ürkek hem de artık bunu kanıksamış gibi umursamaz. Kontrol noktalarının kilitlediği trafikte beklemenin en gergin yanı bu bekleyişin uzunluğu değil. Bir tehlike anında kaçacak bir yer olmadığını bilmenin verdiği baskı.

Türkiye’den TASAM’ın katıldığı İslam Konferansı Örgütü ülkelerin düşünce kuruluşlarının toplantısı için Bağdat’a indikten hemen sonra karşılaştığımız manzara bu.

11 yıldır şiddet ülkeye hakim. Ama Irak aslında 34 yıldır bir savaştan diğerine sürüklenmiş bir ülke. 1980’deki sekiz yıl süren İran Irak Savaşı, ardından Kuveyt’in işgali ve sonrasında gelen uluslararası askeri müdahale. Bunu izleyen oniki yıllık ambargo dönemi ve ardından 2003 Savaşı. Yani 34 yaşındaki bir Iraklı Savaş, yıkım ve acıdan başka birşey görmemiş. Şiddetin bu düzeyde olmasında bu gerçeği etkisini unutmamak gerek.

Amerikan ordusu resmen ülkeden çekilmiş olsa da meşruiyetini direnişten alan şiddet artık farklı gerekçelerle her gün kendini üretmeyi sürdürüyor. Bir yandan Sünni-Şii çatışması diğer yandan Arap-Kürt gerilimi, El Kaide ve Suriye’den yükselen alevler Irak’ı yakıyor.

2006’da ülkeyi ve sonrasınde tüm bölgeyi zehirleyen mezhep vurgusu özellikle askeri kontrol noktalarında çok belirgin. Her noktada Hazreti Ali’nin resimleri, bayraklar dikkat çekiyor. İnsanın tanıştığı kişiye ilk olarak “Sünni misin Şii mi?” diye sorası geliyor, sanki çok önemliymiş gibi.

Sokaklar, mahalleler yüksek duvarlarla birbirinden ayrı olmuş durumda. Bu cinnet ortamında insanlar günlük yaşantısını sürdürmeye çalışıyor. Evden çıkanın geri gelip gelmeyeceğinin ciddi bir soru olduğu ortamda sağlıklı bireyler yetişmesini beklemek hayalcilik.

Bu tablonun “güvenliği” ekonominin petrol ve doğalgazdan sonraki en önemli sektörü haline dönüştümesi sürpriz değil. Yıllardır Irak’ta çalışan bir Türk işadamı kullandığı zırhlı aracın aylık maliyetinin 17.000 dolar olduğunu anlatıyor bize.
Bu fiyata şoförü ve silahlı koruması dahil değil. Üstelik bu güvenlik hizmetini almadan sokağa çıkmak da akıl karı görünmüyor.

Önlemlerin çoğu Irak’ın siyaset ve bürokrasi kadrolarıyla gelen yabancı konukları korumak için alınmış durumda. Iraklılarsa kaderine terkedilmiş.

Bu koşullar altında Irak’tan nasıl bir siyasi çözüm, nasıl bir normalleşme çıkacağı konusundaki sorular da yakıcı. Yaklaşan bir seçim var ama bu seçim de birlik getirmekten çok ayrılıkları derinleştirecek gibi görünüyor.

Sokaklarda başbakan Maliki’nin ve diğer siyasilerin seçim afişleri göze çarpıyor. Ama bu ortamda nasıl seçim yapılabilir, insanlar sandığa nasıl gidebilir? Bu ilk soru. İkincisi 325 sandalyeli parlemento için 276 parti ve 70 siyasi blok yarışacak. Yani kimin kim olduğu, hangi görüşü nerede temsil edildiği belirsiz. Siyasi yapı parti ve kurumlar oturmamış. Bu koşullarda oturma şansı da zayıf. Üstelik Mukteda el Sadr gibi bir lider bir kez daha siyasetten çekildiğin ilan ederek belirsizliği dahada derinleştirdi. Bir de Sünni bölgesinde ayaklanma ve askeri operasyonlar var. Suriye, Kürtlerle ilişkiler, petrol yasası ve diğer sorunlara sıra gelmedi.

Amerikan işgali sonrası ülke “diktator Saddam Hüseyin’den kurtulsa da” rejimini yıkamadığı anlaşılıyor. Bazı Iraklı gözlemcilere göre Maliki yönetimi Saddam Hüseyin’in bile sahip olmadığı yetki ve etkiye sahip. Siyasi kültür Saddam rejiminin izlerini taşıyor. Kurumlar o eski bildik yapıya bazı rütuşlarla kuruluyor. Saddam döneminden bugünün en önemli farkı artık sokaklar da güvenli değil.

Bora Bayraktar, Bağdat