Son Dakika

Son Dakika

Hayati Yazıcı'dan Avrupa'ya Suriye mesajı: Savaşmaya gidenleri göndermeyin

Okunan haber:

Hayati Yazıcı'dan Avrupa'ya Suriye mesajı: Savaşmaya gidenleri göndermeyin

Metin boyutu Aa Aa

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Esad rejimine karşı savaşmak için Türkiye üzerinden Suriye’ye giden Avrupa ülkeleri vatandaşlarının öncelikle kendi ülkelerinde engellenmeleri gerektiğini söyledi.

Hayati Yazıcı, Interpol Genel Sekreteri Ronald Noble’ın daveti üzerine görüşmelerde bulunmak için Fransa’nın Lyon şehrine geldi. Burada euronews’i ziyaret eden Yazıcı, bazı Avrupa ülkelerinde yerine getirilmeyen Türkiye’nin kırmızı bülten talepleri, Türkiye’nin sınır kapılarında özellikle yaz aylarında yoğunlaşan araç kuyrukları ve bu konudaki önlemler, Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki son durum ve Türkiye üzerinden Suriye’ye geçiş yapan Avrupa ülkeleri vatandaşlarının durumuna ilişkin euronews muhabiri Devrim Hacısalihoğlu’nun sorularını yanıtladı.

euronews:

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı Lyon’daki euronews stüdyomuzda. Sayın Yazıcı hoşgeldiniz. Interpol Genel Sekreteri Ronald Noble’ın daveti üzerine Lyon’da kurumun merkezini ziyaret ettiniz. Bu görüşmenizin gündeminde neler vardı?

Hayati Yazıcı:

İfade ettiğiniz gibi Interpol Genel Sekreteri Noble’ın davetlisi olarak geldim. Bu sabah baş başa görüşmemiz oldu. Daha sonra da değişik birimler, Interpol’un çalışmaları ile ilgili brifing verdiler. Bizim de karşılıklı sorularımız oldu, onların cevaplarını aldık. Çok faydalı sunumlar yapıldı, altı ayrı seksiyon başkanının sunumu oldu. Buradan ayrıldıktan sonra da inşallah Lyon’da bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı Türk İslam Birliği’nin mekanında, Lyon’daki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geleceğiz, onlarla sohbet edeceğiz. Yarın da buradayım, yarın aksam, inşallah 18:00 uçağı ile İstanbul’a döneceğim.

euronews:

Bir dönem taklit ürünler konusunda Türkiye öne çıkıyordu, Çin ile karşılaştırılıyordu. Bugün korsan ürünlerle mücadelede Türkiye hangi aşamada? Avrupa kurumları ve Interpol ile bu konuda geliştirdiği işbirliği ve politikalar ne düzeyde?

Hayati Yazıcı:

Biz Türkiye olarak özellikle bulunduğumuz coğrafya itibarıyla çevremizi ve çevremizde üretilenleri, pazarları dikkate aldığımızda çok önemli bir coğrafyada bulunuyoruz. Gümrük kapılarımızı da bu konumumuza uygun olarak, araç – gereç bakımından çok donanımlı hale getirdik.

Yani gümrüklerin ihtiyacı olan, gelişmiş modern x-ray cihazlarının devreye sokulması, bunun ötesinde arama ve taramaya yönelik araç ve gereçlerle gümrüklerimizi donatıyoruz. İşlemlerimizi çoğu kez elektronik ortamda, çok hızlı, tempolu olarak gerçekleştirmeyi sağlarken bir taraftan da kaçağın her türü ile etkin mücadelemizi sürdürüyoruz. Doğrudur, dünyanın değişik yerlerinde, özellikle Uzak Doğu’da ucuz işçiliğe dayalı olarak üretilen ürünlerin geçiş güzergahı üzerindeyiz. Türkiye’de tabii ki tekstil sektörü çok canlı, çok dinamik ama daha ucuz bir üretim olması dolayısıyla Çin ve Çin’in etrafındaki ülkelerde üretilmiş ürünlerin bir nevi istilası söz konusuydu. Bu faaliyetlere ilişkin de çok etkin önlemler aldık.

Menşe saptırması suretiyle yurdumuza gelen ürünleri önlemek bakımından, karşılıklı idari yardım anlaşması yaptığımız ülkelerle gümrük idarelerimiz, yardımlaşma yapmak suretiyle mücadelemizi daha güçlü hale getirdi. Dolayısıyla mevzuatımızı da bu mücadeleyi daha güçlü olarak gerçekleştirmeye imkan verecek şekilde yeniledik. Etkin bir mücadele sürdürüyoruz.

Bilinmelidir ki korsanla, taklitle ve benzeri faaliyetlerle, kaçakçılıkla mücadelenin küresel ölçekte sürdürülmesi gerekir. Ülke olarak bunu tek başınıza başaramazsınız. Çünkü korsan, kaçak ve taklit ürünler bütün dünya pazarını dolaşır. Onun için korsanla mücadelede kararlılık içinde olan bütün ülkelerin gümrük idareleri, emniyet güçleri ve elbette ki Interpol’ün de önemli seksiyonu, Dünya Gümrük Örgütü’nün de kararlı çalışmaları çerçevesinde ortak bir mücadele sürdürüyoruz. Çünkü taklit, korsan ve kacakçılık artık örgütlü olarak yapılıyor.

Bunları yapanlar var, bunları taşeron olarak kullananlar var. Ve bunların faaliyetlerini koordine etmek suretiyle, yani taklit, kaçak ticari faaliyetleri, yani yasa dışı ticareti kontrol etmek, onlara müzahir olmanın karşılığı olarak terörün, terörist unsurların finansmanı söz konusu. Böylesine, dünya huzurunu, sulhunu bozmaya yönelik eylemler bütünü. Bu konuda da Türkiye etkin bir mesafe kaydetti.

euronews:

Geçtiğimiz yıl korsan ve kaçakçılıkla mücadele başlıklı bir konferans düzenlenmiştiniz.

Hayati Yazıcı:

Oraya gelecegim, dünyada bu konuda korsanla ve taklit ürünlerle mücadele ismi altında sürdürülen ve yedincisi yapılan uluslararası konferans, Dünya Gümrük Örgütü, Interpol ve tabii ki Türkiye’de, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) partner olarak bu işin içindeydi ve Birleşmiş Milletler Fikri ve Sınai Haklar Örgütü’nün de katılımıyla bunun yedincisi, küresel konferans, geçtiğimiz sene 24-26 Nisan 2013 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi.

Biz, bu mücadeleye o kadar önem veriyoruz ki o toplantıya Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan açılış konuşmasına teşrif ettiler, konuşma yaptılar. Tabii ki başbakanın böyle bir toplantıya, konusu kaçak ve korsan olan bir uluslararası toplantıya iştirak etmesi de Türkiye’nin bu konuda mücadelede ne kadar dirayetli olduğunun açık bir göstergesi. Başbakanımızın katılması da elbette ki toplantıya iştirak eden ülkeleri de elbette motive etti. Bunu da her yerde gurur duyarak ifade ediyorum. Biz de bundan mutluluk duyuyoruz.

euronews:

Yaz ayları yaklaşıyor ve Avrupa’da yaşayan Türklerin de Türkiye’ye seyahatleri başlıyor. İpsala ve Kapıkule sınır kapılarında yoğun kuyruklar oluyor. Bu rahatsızlığın kaynağı nedir ve bu konuda önlemleriniz neler olacak?

Hayati Yazıcı:

Biz sınır kapılarımızı modernize ediyoruz. Yani fiziki olarak daha kaliteli hizmet vermeye dönük çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda Kapıkule gümrük kapımız dünyanın sayılı gümrük kapılarından bir tanesi ve modernize etmişiz. Gerçekten, giriş çıkış sağlayan peron sayılarını alabildiğine artırmışız. Bu yığılmaların birkaç tane sebebi var. Birincisi şu: Genellikle Türkiye’ye giriş yapacak olan hemşehrilerimiz ve Türkiye’den çıkış yapacak yapacak ticaret erbabı ve insanlarımız, hafta sonlarını tercih ediyorlar. Herkes, hafta sonu yolda olayım, hafta başı, piyasa aktif olduğu zaman işlerimi göreyim diye düşünüyor. Hafta sonu yığılma bundan kaynaklanıyor.

Bir diğeri de şu: Gümrüklerin işlemlerini ikiye ayıracak olursak, birincisi, çok seri olarak hizmet üreteceksiniz, işlemleri çok seri yapacaksınız, zaman kaybına yol açmayacaksınız. Yani, gümrükte vatandaşın işlemlerinin yapılması için gerekli zamanı minimize edeceksiniz. İkincisi de kaçağın her türü ile etkin mücadele edeceksiniz. Bu, insan kaçağı olabilir, uyuşturucu kaçağı olabilir, eşya kaçakçılığı olabilir, mücadele edeceksiniz.

Dolayısıyla bu dengeyi çok iyi sağlamanız gerekir. Haliyle risk değerlendirmesi yaptığınız zaman, bizim bakanlığımızın Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürlüğü’müz var, Gümrükler Genel Müdürlüğü’müz, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü’müz var. Risk degerlendirmesi kapsamında gümrüklerde uygulanan işlemler var. Kırmızı hat uygulaması var. Sarı hat uygulamaları var. Bu da tabii bu yığılmalara sebebiyet veriyor.

Diğer bir faktör, bu sebepleri ortadan kaldırmaya dönük olmanın, girişte, Bulgaristan’dan ya da Yunanistan’dan Türkiye’ye girilirken, elbette giriş gümrüğünün de işlemleri önemli, onlar ne kadar, araç hizmetlerini seri şekilde veya giriş yapacak vatandaşların pasaport vesair kontrollerini seri şekilde icra ediyorsa kuyruklar o kadar azalır.

Biz bunu önlemek için elektronik ortamda Türkiye’ye giriş yapacak insanlarımızın, hangi kapılarda yoğunluk olduğunu takip etmelerine ilişkin bir programı devreye soktuk, bunu da anons ediyoruz. İnşallah, Türkiye’ye giriş yapacak olan vatandaşlarımız bu programı da takip etmek suretiyle en uygun kapı hangisi ise oraya yönelirler ve bu yığılmalar da önemli ölçüde azalır diye düşünüyorum.

euronews:

Sınır kapılarında Türk tırlarının Kuzey Irak ve Bulgaristan sınırlarında yaşadığı sorunlar da gündeme geliyor. Bu konularda da tedbir planlarınız var mı?

Hayati Yazıcı:

Yakın zamanda yine bir yığılma oldu, hatta beni aradılar. Gürbulak’ta İran’a açılan kapıda. Bazen Habur’da da oluyor. Buradaki sorunlar da uluslararası uygulamalardan kaynaklanıyor. Ya, kapasitesi yeterli olmadığı için…Giriş yapılacak ülke ile Türkiye arasında günlük kaç aracın giriş yapabileceğine ilişkin protokoller imzalanmış. Mesela, şimdi, Habur gümrük kapısına bakalım. Günde 2 bin araç giriş yapacak, 2 bin araç çıkış yapacak. Yapılan anlaşma bu. Biz bunu daha fazla artıralım diye zorluyoruz ama Irak tarafının kapasitesi müsait olmadığı için artıramıyoruz.

Dolayısıyla ben, orada yığılma oldu dendiğinde, günlük kaç araç giriş çıkış yapmış, ticari olarak ifade ediyorum, günlük 2 bin aracın çıkışı yapılmış, 2 bin aracın da girişi yapılmışsa orada çalışma performansı yerini bulmuştur. Onun altında ise demek ki performansta düşüş var.

Bazı yığılmalar bayram dolayısıyla oluyor, bazıları da karşı ülkede giriş yaptıktan sonra peronlarda ya da park yerlerinde bekleme sorunu olması dolayısıyla kuyrukların uzaması nedeniyle oluyor, bazen de elektrik kesintisi oluyor, teknolojide degişiklikler oluyor. Ama bunlar geçici durumlar. Biz mesela, Habur’daki yığılmaları önlemek için bir üçüncü köprü yapma projemiz var. Bununla ilgili mutabakat da yapıldı. İnşallah bir sorun çıkmazsa yakında bir üçüncü köprü daha yapacağız. Habur’daki yığılmalar azalacak diye düşünyorum.

euronews:

Türkiye’nin kırmızı bülten talepleri şimdiye kadar bazı Avrupa ülkelerinde yerine getirilmiyordu. Bu konuda yeni gelişmeler var mı? Interpol ile temaslarınızda bu konu da gündeme geldi mi?

Hayati Yazıcı:

Gündeme geldi, bu konuları konuştuk. Interpol ile bu konuda en yoğun temas içinde bulunan, iletişimleri de son derece verimli düzeyde yürüten, İçişleri Bakanlığı’nın görev alanı içinde bulunan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün İnterpol Daire Başkanlığı çok verimli çalışma yapıyor. Ve Interpol’de de Türkiye’yi temsilen beş arkadaşımız çalışıyor. Bugün bizi brife eden iki daire başkanı da bu arkadaşlarımızdı.

Dolayısıyla kırmızı bültenle alakalı sorunlar öteden beri var Interpol uygulamasında. Çoğu ülke, kırmızı bültenin anlamına uygun, mutlak bir tutuklama doğuracak bir işlem, bir tasarruf olarak değerlendirmiyor. Yani bu tür işleme tabi tutulmuş kişilerle ilgili bir uygulamayı, kendi iç hukukları bakımından da bir denetime tabi turmak suretiyle amel ediyorlar, iş ve işlem yapıyorlar. Bundan kaynaklanan sorunlar var ama böyle, çok büyütülecek ve bizim, gerçekten, kırmızı bülten uygulamamızı bunlar dikkate almıyorlar, şeklinde bir değerlendirmeye yol açacak bir uygulamaya muhatap degiliz.

Bazen geri göndermeler oluyor. Onda da haklılık payı var, çünkü sizin kırmızı bülten uygulamanız, bir idari işlem olmakla birlikte sonuç itibarıyla bir yargısal prosedüre dayanması lazım. O yargısal prosedür şayet delillendirilmemiş, soyut ifadelerden ibaret ise haliyle Interpol ve Interpol’ün üyesi ülkeler bu konuda kendi iç hukuklarını dikkate almak suretiyle bir sorgulama süreci yaşıyorlar. O süreç sonunda da bazen kaldırmalar oluyor. Ama bu konuda da ülkemiz büyük bir hassasiyet içinde. Umuyorum ki bundan böyle bu alanda bir sorun yaşamayız.

euronews:

Avrupa kamuoyunda, Türkiye’nin, AB üyeliği konusunda eskisi kadar sıcak olmadığı yönünde değerlendirmeler var. Hükümetin bir bakanı olarak sizin bu konudaki görüşleriniz nedir?

Hayati Yazıcı:

Türkiye, AB ile 1996 yılından bu yana gümrük alanında entegre olmuş durumda. Gümrük Birliği anlaşmasını 1996 yılından bu yana uyguluyoruz. Gerçekten gümrük kodlarımızı da Avrupa Birliği’nin gümrük uygulamalarını dikkate almak suretiyle revize ettik. Mevzuatımızı da her gün değiştiriyoruz. Çok dinamik bir alan. Gümrük Birliği Anlaşması’nın Türkiye aleyhine sonuç doğuran hükümleri var. Üçüncü dünya ülkeleri ile yapılan serbest ticaret anlaşmaları ve tarım ürünlerine ilişkin blokaj vesair. Belki, bu alanların yeniden gözden geçirilmesi, dikkate alınması gerekir.

Ama bunun da ötesinde biz 1960 yılından bu yana, önce Ankara Anlaşması, sonra Ortak Pazar, şimdi Avrupa Birliği olarak devam eden süreci hep yakinen takip ettik. Gerçekten üye olmak noktasında çok güçlü irade ortaya koyduk. Sonuçta, yanlış hatırlamıyorsam 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren üyelik müzakere süreci başladı.

Ama bu müzakere çok sağlıklı yürümüyor. İlerlemede sıkıntılar var. Yani 33 fasıl üzerinden yürütülen bu müzakerelerde tabii ki tıkanmış noktalar var. Bunların açılmasını sağlayacak olan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerdir. Çoğu zaman bu alanlarda önümüze engeller çıkarılıyor. Avrupa Birliği’ne üye olmanın kriterleri aslında Kopenhag kriterleri ve Maastricht kriterleri ile belirlenmiştir. O kriterler itibarıyla Türkiye’yi değerlendirdiğiniz zaman, demokratik ve insan hakları bağlamında Türkiye’nin katettiği mesafeler dikkate alındığında, ekonomik alanda Maastricht kriterlerini dikkate aldığınızda, Türkiye’nin üyeliğinin önünde hiçbir engel olmayacağı sonucuna varırsınız.

Hal böyle iken Türkiye’nin üyelik müzakeresi başladığı tarihten sonra, demir perde ülkelerinden ayrılmış, Balkanlarda parçalanmış ülkelerden oluşmuş yeni devletlerin Avrupa Birliği’ne üyeliği gerçekleşirken Türkiye ile ilgili bu sürecin yavaş seyrediyor olması elbette ki halkımız nezdinde de bir takım sorgulamalara yol açıyor. Bunun sebebi Türkiye değil, bunun sebebi muhataplarımızdır, Avrupalı dostlarımızdır. Dolayısıyla biz üzerimize düşeni yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Ama bilmeliyiz ki sonuçta Avrupa Birliği bu müzakereleri iyi niyetle mi sürdürüyor, Türkiye’yi oyalıyor mu?

Yani bunun bilinmesi önemli. Türkiye elbette ki zorla bir birliğe girecek durumda değil. Zorla girme isteğimiz de olamaz. Elbette ki karşılıklı rıza ile yani, kazan kazan prensibi çerçevesi içinde bu birlikteliğin olmasi gerekir, bunu arzu ederiz. Bu konuda da tabii ki üzerimize düşeni yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Ama, üyeliğin gerçekleşmesi konusunda son sözü söyleyecek olan, her halde, bu müzakereyi yürüten Avrupalı dostlarımızdır diye düşünüyorum.

euronews:

Türkiye -Suriye sınırındaki gelişmeler Avrupa kamuoyunda son günlerde merak konusu. Türkiye üzerinden Suriye’ye geçiş yapan Avrupa vatandaşları tartışılıyor. Interpol merkezindeki temaslarınızda bu konu da gündeme geldi mi?

Hayati Yazıcı:

Bu konu çok doğrudan doğruya ifade edilmedi ama ben de bu süreci biliyorum, takip ediyoruz. Bizim Suriye’deki duruşumuzu, Mısır’daki duruşumuzu ve dünyanın değişik coğrafyalarında sergilediğimiz duruşu aslında Avrupalılar ve bu süreci takip eden dünyadaki diğer uluslar sanırım anlıyorlar. Anlıyorlar da sanırım çoğu zaman anlamamazlıktan geliyorlar. Biz, bakın insan odaklı duruş sergiliyoruz.

Biz, Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için neyi arzu ediyorsak komşularımız için, dünyadaki insanlar için de aynı şeyi arzuluyoruz. Biz, insanlar özgür olsun, demokratik ve siyasal haklarını kullanmaları açısından önlerinde hiç bir engel olmasın, egemenlik haklarını kullanabilsinler, refah seviyeleri artsın, özgür olsunlar, mutlu olsunlar, bunu arzu ediyoruz. Dolayısıyla Suriye ile ilgili bakışımız da bu çerçeveye oturuyor. Mısır ile ilgili bakışımız da bu eksende. Yani, insan merkezli bir duruşumuz var bizim.

Dolayısıyla Avrupalılar bu ülkelere bakarken, doğruları, zamana göre, coğrafyaya göre, kişilere göre değişime uğruyor. Bu çok yanlış bir kriter diye düşünüyorum. Simdi Suriye’de yaşanan olaylar dolayısıyla yaklaşık 700 bini aşkın insan Türkiye topraklarında yaşıyor. Bunların 220 bini bizim oluşturduğumuz çadırlarda yaşıyor, bunların yemesi, içmesi, sağlık vesair bütün hizmetlerini Türkiye Cumhuriyeti hükümeti sağlıyor. Çok az yardım, katkı sağlanmış. Yaklaşık 3 milyar Dolar’ı aşkın harcamamız var burada. Bir insanlık görevi olarak biz bunu yapıyoruz.

Suriye’de bizim arzumuz, bunlar savaşsınlar, insanlar katledilsin gibi bir beklenti içinde olabilir miyiz? Suriye’de, önünde sonunda millet egemenliğinin hayata geçmesini arzu ediyoruz. Suriye’de sulhun avdet etmesini arzu ediyoruz. Suriye’de öldürmenin sonlanmasını arzu ediyoruz. Ama dünya buna kayıtsız kalıyor, üzerine düşeni yapmıyor. Avrupalı dostlarımız uzak duruyor. Yapmayınca da Suriye’de çok değişik unsurların cirit atmalarına zemin hazırlanmış oluyor. Suriye ile 910 kilometrelik hududumuz var bizim. Gümrük kapılarında güvenlik önlemlerini almışız ama bütün kara alanlarını, tabii ki her an itibarıyla kontrolümüz altında ama, her an itibarıyla kontrol edemeyebilirsiniz de.

O hudutlardan giren çıkanlar olabilir ama çok büyük bir hassasiyet gösteriyoruz. Hele hele Suriye’ye, değişik gruplara katılmak suretiyle veya dünyanın terörist olarak nitelediği unsurlar ile birlikte savaşmak üzere giden insanlara bizim kolaylık göstermemiz söz konusu değildir.

Ama Avrupalı dostlarımız da bu tür insanları, tanımlayıcı kimlikleri ile birlikte bunların hareketlerini takip etme noktasında, gerekli verileri de bizimle paylaşmak suretiyle işlem icra etmeleri gerekir. Kendileri, kendi ülkelerinden bu insanların seyahat etmelerine izin veriyorlar, Türkiye’ye diyorlar ki, siz bunu oraya geçirmeyin. Siz neden bırakıyorsunuz? Siz orada bırakmayın. Kendi ülkenizde madem ki bunları tespit ettiniz, Suriye’de terörist unsurlarla veya başka unsurlarla savaşmak üzere gidiyorlarsa, bu kanaate varmşsanız, siz zaten bunların seyahatini engelleyin. Engelleyemediklerinizi bizimle paylaşın. Onlar yol veriyorlar, bize de diyorlar ki, siz bunları engelleyin.

Biz yine de onların elbette ki bu tür hizmet eksikliklerine bakarak, bu tür unsurların Suriye’ye geçmesine müsaade etmeyiz. Biz yine kendi imkanlarımız ölçüsünde gerekli önlemleri alıyoruz. Yani bizim oradaki hedefimiz, demin de ifade ettim, bir an önce çatışmanın son bulması, millet iradesinin egemen olacağı şekilde bir yönetimin sağlanmasıdır. Hiçbir terörist unsurun, hiçbir ülke toprağında, çatışmak suretiyle insanlığın hayırına bir sonuç elde edeceği kanısında değiliz.

euronews: Sayın Yazıcı, konuğumuz olduğunuz, görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Hayati Yazıcı:

Ben teşekkür ederim.