Son Dakika

Okunan haber:

Miray Vurmay Güzel: Suriyeli Türkmenler çapraz ateşte keşfedildi


Türkiye

Miray Vurmay Güzel: Suriyeli Türkmenler çapraz ateşte keşfedildi

Türkiye’nin 2011’de başlayan Suriye krizine verdiği tepki ve uyguladığı politika doğurduğu sonuçlar üzerinden tartışılıyor. Başta Esad rejimi ile vizeleri kaldırma, ortak bakanlar kurulu toplantıları yapma noktasına gelen ilişkiler artık neredeyse bir savaş haline dönmüş durumda.

Türkiye’nin önceleri büyük ölçüde denetimsiz kalan sınırlarına şimdilerde yüksek duvarlar inşa ediliyor. Suriye muhalefetinin yapısındaki değişim ve radikalizm Ankara’nın Batı ile ilişkilerini etkiliyor. Ankara-Tahran hattında gerilim zaman zaman tırmanıyor. Ülkede 1 milyona yakın sığınmacı var ve bunların bir bölümü kent sokaklarında yaşam savaşı veriyor.

Bu tabloda Türkiye, öteden beri ihmal ettiği Türkmenleri yeniden hatırlamış görünüyor. Ankara’da ORSAM, Ortadoğu Türkmenleri konulu iki günlük bir sempozyum düzenledi ve bu politika daha görünür hale geldi.

Suriye konusunda Türkiye’de önemli araştırmacılardan biri olan Miray Vurmay Güzel Euronews’a hem Suriye’yi hem de yeniden hatırlanan Suriye Türkmenlerini ve gelecek ile ilgili öngörülerini anlattı.

euronews/Bora Bayraktar: 2011 yazından bu yana Suriye Türkiye için en önemli dış politika ve güvenlik sorunu haline geldi. Türkiye uzunca bir süre Suriye muhalefetini örgütlemeye, bunu da Sünni gruplar üzerinden yürütmeye çalıştı. Ancak gelinen noktada Esad rejimi hala devrilemedi ve muhalefet gerek birlik sağlanamaması gerekse radikal güçlerin inisiyatifi ele geçirmesi yüzünden sorunlu bir hal aldı. Ve Türkiye yeniden Suriyeli Türkmenleri keşfetmiş görünüyor. Neden?

Miray Vurmay Güzel: Suriye’deki sorunu çözümsüzlüğe iten faktörlerden biri muhalefetin tek bir çatı, ortak bir vizyon etrafında birleşememiş olması. Bugün Suriye’de kendisini muhalif olarak tanımlayan onlarca grup bulunmakta ve söz konusu gruplar her ne kadar bir araya gelip “vizyon ve misyon” belirlemeye çalışıyorlarsa da herhangi bir yol kat edebilmiş görünmüyorlar. Bu vizyonsuzluğun temelinde ise hiç şüphe yok ki muhalif grupların kiminin etnik, kiminin dini, kiminin mezhepsel, kiminin fraksiyonel, kiminin laik, kiminin İslami, kiminin milliyetçi, kiminin sosyalist, kiminin Marksist, kiminin liberal, kiminin Batı, kiminin Doğu referansları ile hareket etmesi yatıyor. Bu ayrıştırıcı unsurların bir diğer yüzünde ise rejime/sisteme karşı olan tutumlarda da iki ayrı düşünce ön plana çıkıyor. Muhaliflerin bir kısmı Esad kalsın rejim gitsin derken bir kısmı ise hem rejim hem Esad gitsin düsturu ile hareket ediyor. Genellemeci ve indirgemeci bir bakış açısıyla bakıldığında Arap siyasal söyleminin belirleyici özelliklerinden biri olagelen “hizip” Suriye muhalefetinde de kendisini gösteriyor. Bu söz konusu zaaf Suriye’deki mevcut siyaset kargaşasına bir düğüm daha atmış oluyor.

Suriye Türkmenleri işte bu düğümün tam ortasında. Kelimenin tam anlamı ile çapraz ateşte. Suriye Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Hama, Humus, Halep ve Lazkiye’deki çatışmalar genel itibari ile Türkmen köyleri üzerinde yoğunlaşıyor. Bu süreçte Türkmenler sadece rejim güçlerinin değil el Nusra ve IŞİD gibi el Kaide merkezli örgütlerin de hedefinde. Öyle ki sadece silahlı Türkmen gruplar değil silahı olmayan masum Türkmen köylüleri, kadınlar ve çocuklar da bu çapraz ateşin hedefinde.
Ve maalesef Türkiye Suriye’deki kanlı iç savaşın kızışması ile bir anda hedef haline gelen Türkmenleri yeniden keşfetti. Maalesef diyorum çünkü Türkmenler çok ağır bedeller ödedikten sonra seslerini duyurabildiler. Türkiye kamuoyu ise Suriye Türkmenleri konusunda deyim yerindeyse “Amerika’yı yeniden keşfetti” .

euronews: Peki kim bu Suriye Türkmenleri?

Miray Vurmay Güzel: Kısaca anlatayım. Türkiye kamuoyu Irak Türkmenlerine aşina idi ama Suriye Türkmenleri pek de duyulmuş değildi. Aslına bakılırsa Suriye’de de “resmi” olarak yoklardı ama “fiili” olarak varlardı. Nasıl mı? Şöyle ki, anayasal olarak Suriye’de yaşayan herkes “Suriyeli”dir. Etnik, dini, mezhepsel kimliği yoktur. Varsa da yok olmuştur. Velhasıl kelam Suriye’de nüfus kayıtlarında “Türkmen” olarak geçmedikleri için resmi olarak Türkmenler “yoktur”. Resmi olmayan kaynaklara göre ise, Suriye’de 3.5 milyon kadar Türkmen yaşıyor. Hem de binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyorlar. Türkmenlerin bugünkü Suriye topraklarına gelişleri 11. yüzyıl başlarına kadar dayanıyor. Ama Türkiye yıllarca Suriye Türkmenleri yokmuş gibi davrandı. Hatay’ın anavatana katılması sonrasında sınırları çizdik ve bitti. Ama hani çocukken bir şarkı söylerdik ya “gitmesek de, görmesek de o köy(ler) bizim köyümüzdü.” Yani Türkiye politik olarak yok(muş) gibi yapsa da 3.5 Suriye Türkmenleri binlerce yıldır o topraklarda yaşıyor.
Ama Türkiye kamuoyu bu gerçeği çok çok sonra fark etti. Suriye’deki Türkmenlere silah ve teçhizat gönderilmesi için yola çıkan MİT’e ait tırların Ocak 2014’te Adana’da jandarma tarafından düzenlen bir operasyon ile durdurulması ile Türkmenler ilk kez Türkiye’de “manşet” oldu. Ardından IŞİD’in Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’nin kuşatması ve Türkmenlerin bu kuşatmaya karşı gösterdikleri sert müdafaa, Suriye Türkmenlerini yine, yeniden gündem maddesi haline getirdi.
“Bu savaşta en ağır bedeli ödeyen Suriye Türkmenleri oldu. Hem rejim hem de radikal unsurların menzilindeler.”

euronews: Önce insani durumdan gidelim. Suriyeli Türkmenler savaştan nasıl ve ne kadar etkilendi? Bulundukları coğrafyada tutunabildiler mi? Türkiye’ye Türkmenlerin ne kadarı sığındı?

Miray Vurmay Güzel: Bir önceki soruda değindiğim bu savaşta en ağır bedeli ödeyen Suriye Türkmenleri. Hem rejim hem de radikal unsurların menzilinde. Bütün Suriye genelindeki Türkmen köylerinin neredeyse tamamı savaşın fay hattı üzerinde bulunuyor. Silahlı örgütlenme zayıf, hatta henüz örgütlenmiş bile değiller. Kaldı ki hedef alınanlar sadece silahlı Türkmen gruplar değil, sivil masum halk da namlunun ucunda. Savaşın dokunulmazları “kadınlar, çocuklar ve yaşlılar” da maalesef hedef alınıyor. Binlerce Türkmen hayatını kaybetti, yine binlercesi zindanlarda, bir o kadarı da ya kayıp ya mülteci konumunda.

Suriye nüfusu 2011 verilerine göre yaklaşık 23 milyon. Birleşmiş Milletler verilerine göre bu 23 milyonluk nüfusun yaklaşık %10’u mülteci konumunda. Yani 2 milyonun üzerinde, gezen ve sığınacak yer arayan bir topluluk söz konusu. Resmi verilere göre bu 2 milyon mültecinin %25’ine kapılarımızı açmış durumdayız. Bu mülteciler içinde elbette Türkmenler de var. AFAD verilerine göre Türkmenler daha çok Malatya, Osmaniye, Yayladağı ve Islahiye’deki kamplarda yerleşik durumdalar. Ama AFAD verilerinde Türkmenlerin sayılarına ilişkin bir veri yok. Ayrıca Suriye’den kaçan Türkmenlerin bir kısmı da mülteci/sığınmacı statüsünde değil. Akrabaların yanına sığınmış olan binlerce Suriyeli Türkmen var. Bu sığınmacıların içinde benim Suriye’den kaçmak zorunda kalan kendi akrabalarım da mevcut. Antakya ve İskenderun’daki akrabalarına sığınmış durumdalar. Teyzelerim, kuzenlerim ve küçücük çocukları…

Irak’taki gibi Şii Türkmen-Sünni Türkmen ayrımı (henüz) siyasi boyutta yok

euronews: Siyasi olarak Suriye Türkmenleri nasıl bir tablo çiziyor? Bir birliktelik var mı? Bölgesel yoğunluğa ya da sosyolojik bağlara dayalı bir yapılanma olabilir mi? Alevi-Sünni ayrımı Türkmenlere nasıl yansıyor?

Miray Vurmay Güzel: Öncelikle Suriye’deki Türkmenlerin demografik yapısına bakalım isterseniz. Zira ilginç bir harita ile karşı karşıya kalıyoruz. Bayat, Avşar, Karakeçili, İsabeğli, Musabeğli, Elbeyli, Akar, Hayran, Çandırlı, Sincar, bayır-Bucak başta olmak üzere birçok Türkmen boyu yaşadığı Suriye’de oldukça dağınık bir coğrafi kümelenme görülüyor. Halep, Lazkiye, Humus, Hama, Şam, Tartus, İdlib, Rakka ve Der’a vilayetlerinde yaşayan Türkmenler görüldüğü üzere neredeyse tüm Suriye’ye yayılmış durumda.
Mezhepsel duruma bakarsak çok büyük bir çoğunluğun Sünni olduğunu görüyoruz ama sınırlı sayıda da olsa Alevi Türkmenler de var. Ancak bu durum siyasi anlamda bir ayrışmayı söz konusu etmiyor. Yani Irak’taki gibi Şii Türkmen-Sünni Türkmen ayrımı (henüz) siyasi boyutta yok.

Türkmenlerin siyasal gelişime baktığımızda ise açıkçası pek bir “gelişme” ile karşılaşamıyoruz. Uzun yıllar siyasi ve sosyal baskılara maruz kalan Türkmenler arasında siyasal bir milliyetçilik gelişebilmiş değil. Ancak İç savaşın başladığı 2011’den itibaren, Türkmenler arasında tepkisel ve kültürel bir milliyetçilik gelişmeye başladı. Bu yeni filizlenen “durum” Suriye Türkmenlerinin iç savaşın küllerinden yeniden doğmasına imkan sağladı diyebiliriz.

Yeni yeni örgütlenmeye başlayan Suriye Türkmenlerinin mevcut siyasi/askeri yapılanması ise henüz emekleme aşamasında. Suriye Türkmenleri hali hazırda Esad rejimine karşı hareket eden muhalif kanadın içinde yer alıyor. Gerek Özgür Suriye Ordusu içerisinde gerekse de el yordamı ile kurdukları “dağ birlikleri” çatısı altında askeri yapılanma içerisinde de yer alan Suriye Türkmenleri ciddi anlamda kayıplar verdi.

Açık konuşmak gerekirse Türkmen toplumu sosyal, siyasal ve askeri örgütlenme açısından oldukça zayıf bir durumda. Her ne kadar Türkiye ve Suriye merkezli olarak kurulmuş yapılar mevcutsa da söz konusu yapıların örgütlenme aşamasında karşılaştıkları “kurumsal sancılar” bir takım sorunları da beraberinde getirdi. Sonuç itibari ile de karşımızda dağınık bir siyasi yapılanma bulunuyor.

Bugün Suriye Türkmenlerinin kurmuş olduğu Suriye Türkmen Kitlesi, Suriye Demokratik Türkmen Hareketi ve Suriye Türkmenleri Platformu adı altında 3 ana siyasal hareket göze çarpıyor. Bunların dışında kurulmuş gruplar var ama nicelik ve nitelik açısından yeterli oldukları söylenemez.
Bir dipnot vermek gerekiyor bu noktada zira Türkiye’nin tanıdığı, maddi ve politik olarak destek verdiği oluşum Suriye Türkmen Platformu ki platform kısa bir süre önce Suriye Türkmen Meclisi adı altında bir çatı örgütlenmeye gittiğini ilan etti ve 9-10 Mayıs tarihlerinde Ankara’da büyük bir kongre ile seçime gidiyorlar. Seçimde yeni çatı örgütün parti tüzüğü ve teşkilat yapıları, merkez karar ve yürütme kurulları oylanacak.

euronews: Türkiye’nin Sünni muhalefete verdiği destek onları küstürdü mü? Türkiye Türkmenler üzerinden siyaset yapabilir mi?

Miray Vurmay Güzel: Hayır Suriye Türkmenleri Sünni muhalefete verilen destek nedeniyle Türkiye’ye küsmüş değil. Ancak Türkiye’den daha net, daha istikrarlı, daha derinlikli bir Suriye Türkmen Politikası talepleri var. Daha açık bir ifade ile Türkmenler, Türkiye’nin Suriye politikası çerçevesinde değerlendirilmekten ziyade değil adı konulmuş bir “Suriye Türkmen Politikası” konsepti oluşturulmasını istiyorlar. Türkiye’den hem askeri hem de siyasi örgütlenme aşamasında yol gösterici olmasını bekliyorlar.
Türkiye ise mevcut konjonktürde salt Suriye Türkmenleri üzerinden bir Suriye politikası izlemekten kaçınıyor. Zira son derece hassas dengeler söz konusu ve bu süreçte Türkiye örgütlenme ve siyasallaşma aşamasında Türkmenlere yol gösterici olmaktan ileri gitmiyor.

euronews: Bunun riskleri neler? Türkiye ile yakın görünmek orta ve uzun vadede Türkmenlerin Suriye içindeki durumunu nasıl etkiler?

Miray Vurmay Güzel: Suriye Türkmenleri’nin Türkiye’den başka tutunacak dalları yok. Yeni oluşacak Suriye’de sistemin bir parçası, asli unsurlarından biri olmak istiyorlar doğal olarak ama öncelikle savaş ortamında Türkiye’den güvenlik desteğine ihtiyaçları var. Haliyle böylesine bir ortamda Suriye içinde örgütlenmeleri imkansız. Bu nedenle örgütlenme çatısı Türkiye merkezli olarak kuruluyor. Ama dediğim gibi Türkiye belki de “irredandist” bir görüntü çizmemek için ve tabii ki hassas dengeleri, bölgesel ve küresel dinamikleri gözeterek temkinli yaklaşıyor. Desteğini gizli ya da açık olarak veriyor ama Suriye politikasını Türkmen orjini ile kurgulamıyor. Bu politik tavır eleştiriliyor. Kimileri “Türkmenleri unutmak” ile itham ediyor kimileri ise “Yeni Osmanlıcılık”ın bir parçası olarak görüyor. Ama Türkiye’nin bu noktada salt Türkmen hassasiyeti ile bir politika/strateji izlemesi çok da gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Evet böyle bir seçenek var ama bu, bugünkü şartlarda “romantizm” olarak algılanıyor.
“Türkiye hem Suriye hem de Irak politikasında “Türkmen hassasiyeti” ile davranmak zorunda. Hem siyasi hem de kültürel olarak destek vermek en açık ifade ile Türkiye’nin boynunun borcudur. Türkiye önceliği Türkmenlere vermelidir ama sade ve sadece Türkmenler üzerinden yürütülecek bir politika bir strateji fena halde realizm üzerine işleyen bir Ortadoğu sistematiğinde hiç de gerçekçi bir yaklaşım olmaz”

euronews: Bir dağılma ya da federatif yapıya gitme durumunda Türkmenler ayrı bir yapı olabilir mi?

Miray Vurmay Güzel: Bu sorunun cevabını Türkmenler kesinlikle “hayır” olarak veriyor. İstisnasız tüm Türkmen gruplar amaçlarının “Yeni Suriye”nin asli unsurlarından biri olmasını istiyorlar. Barış içinde bir arada yaşama prensibi ile Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde örgütlü bir yapı, siyasi bir yapılanma olmak istiyorlar. Bu çerçevede yani Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde siyasal, sosyal ve kültürel haklarının garanti altına alınacağı bir sistemde söz sahibi olarak yaşamak islediklerini vurguluyorlar. Federatif yapıya oldukça uzak bir mesafedeler. Zira Irak örneğinde de tecrübe edildiği üzere federatif yapının bu topraklarda barışı tesis edebilecek bir yapı olmadığı kanaatindeler.
euronews: Genel olarak Irak-Suriye ekseninde bir Türkmen politikasını geçerli görüyor musunuz? Türkmenlere dönüş bir anlamda eski Türk dış politikasına dönüş değil mi?
Miray Vurmay Güzel: Aslına bakarsak Irak-Suriye ekseninde yekpare bir Türkmen politikası mevcut siyasal düzende özelikle de böylesine kaotik bir zeminde çok da uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yaklaşım değil. Dediğim gibi “Yeni Osmanlıcılık” olarak değerlendirilen bir iddia söz konusu ama Türkiye’nin şu an bu noktada olduğunu düşünmüyorum. Evet, Türkiye hem Suriye hem de Irak politikasında “Türkmen hassasiyeti” ile davranmak zorunda. Hem siyasi hem de kültürel olarak destek vermek en açık ifade ile Türkiye’nin boynunun borcudur. Türkiye önceliği Türkmenlere vermelidir ama sade ve sadece Türkmenler üzerinden yürütülecek bir politika bir strateji fena halde realizm üzerine işleyen bir Ortadoğu sistematiğinde hiç de gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Ama tekrar altını çiziyorum daha genellemeci, daha kapsayıcı bir düstur ile Türkmen hassasiyeti gözetilerek hatta Türkmen önceliği ile kurgulanan bir politika Türkiye için en akılcı seçenektir. Sözün özü Türkiye’nin söz konusu süreçte ihtiyacı olan bu siyasi özellikleri barındıran bir denge politikası hatta “hassas denge politikası”dır.