Son Dakika

Okunan haber:

Cumhurbaşkanı'nı seçecek Türkiye'de ekonomi faktörü


Türkiye

Cumhurbaşkanı'nı seçecek Türkiye'de ekonomi faktörü

Türk ekonomisi son on yılda geçtiğimiz döneme göre büyük bir büyüme kaydetti. Bu mali iyileşme Ankara’nın uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olmasında etkili oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favori adayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu kalkınmada en önemli rollerden birine sahip.

Öte yandan ülke ekonomisi bazı zayıflama sinyalleri de veriyor. Son dönemde patlak veren yolsuzluk skandalları ve halk protestoları diğer kalkınmakta olan ülkelerde yaşandığı gibi Türkiye’de de piyasalarda tedirginliğe ve faiz oranlarında dalgalanmalara neden oldu.

Bora Bayraktar, euronews:
“Uzmanlara göre Türk ekonomisinin yumuşak karnı cari açık. Bireylerin toplam kredi borcu yaklaşık 343 milyar Lira. 2014’ün ilk yarısında borcunu hiç ödeyemeyen yaklaşık 645 bin kişi var.”

“Allah’a şükür. Önceden işler daha kötüydü şimdi ise daha iyi.”

“Bana göre iyi bir yolda değiliz.”

euronews:
“Peki sizin de borcunuz var mı?”

“Var tabi. Her esnaf gibi bizim de borcumuz var. Yani olmaması mümkün değil zaten. Kendi kapitali ile dönen kaç tane esnaf var? İlla ki ama bankaya, ama vergi dairesine, ama SGK’ya her yere borç var.”

Türkiye ekonomisi 2014 yılının ilk çeyreğinde yüzde 4,3 seviyesinde önemli bir büyüme kaydetti. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası bu büyüme verisinin tahminlerin ötesinde gerçekleştiğini bildirdi.

Ancak bu olumlu rakamlara rağmen Türkiye ekonomisinin zayıf yönleri de mevcut. Örneğin ülkenin yabancı yatırımlara bağımlılığı temel problemlerinin başında geliyor.

Yapısal dengesizlikler nedeniyle ülkede esnek para politikasının gidişatı riske girdi.

Radikal Gazetesi yazarı, ekonomist Uğur Gürses:
“Amerikan Merkez Bankası şimdi faizlerin ne zaman artacağını konuşmaya başladı. Bu tabii ki önemli. Çünkü önümüzdeki bir buçuk yıl içerisinde faizlerin artmaya başladığını göreceğiz. Bu da tabii ki faizleri yukarı doğru çekmeye başlayacak. Daha az fon gelmeye başlayacak. Daha öneceden gelmiş olan fonlar çıkmaya başlayacak. Siyasi ortamda siyasetçilerin ihtiyacı yüksek ekonomik büyüme. Ama bunu sağlayacak fon girişi yok.”

Büyüme ve refahın devam etmesini amaçlayan AK Parti hükümeti politika faiz oranının düşük seviyede kalması için Merkez Bankası’nı yönlendirme girişiminde bulundu. Bu kapsamda temmuz ayında yüzde 9.3’le yükselişe geçen enflasyonun dizginlenmesi de hedeflendi.

Hükümetin Merkez Bankası’na müdahalesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın arasının açılmasına yol açtı. Başçı’nın istifa edeceği yönünde de söylentiler yayıldı.

Prof. Dr. Cemil Ertem, Türk Hava Kurumu Üniversitesi:
“Önümüzdeki günlerde eğer Erdoğan cumhurbaşkanı olursa ekonomi politikasında köklü değişiklikler yapacağı işaretini veriyor. Erdoğan bunları üretime, sanayiye ve dışa açık ihracata dayalı bir ekonomi çerçevesinde geliştireceğini söylüyor. Faizlerin bu anlamda düşmesini istiyor. Ve böyle olunca işsizliğin daha da düşeceğini, enflasyonu yukarı çekmeyecek şekilde aşağı düşeceğini ve tam istihdama doğru Türkiye’nin yaklaşmaya başlayacağını söyleyebiliriz.”

Başbakan Erdoğan, 2023 yılına kadar Türkiye’yi dünyanın en büyük on ekonomisinden biri yapmayı hedefliyor. Fakat bu hedef ülke ekonomisinin büyümesinde rol alan Merkez Bankası gibi kurumlarının bağımsız hareket edebilme sorunlarını da gündeme getirdi.

Radikal Gazetesi yazarı, ekonomist Uğur Gürses:
“Türkiye sadece hane halkı tüketimi ile kalkınamaz. Asıl Çin gibi sabit sermaye yatırımı alması lazım. Onun da sıfırlandığını görüyoruz. Dolayısıyla bu siyasi istikrar, hukukun egemenliği ve üstünlüğü olmadığı sürece bu yatırımlar gelmeyecek. Bu da negatif bir faktör. Dolayısıyla siyasi istikrarın tek parti iktidarı olmadığını, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü olduğunu anlamamız biraz zaman alacak gibi görünüyor. En azından ekonomik figürlere bu zaman içerisinde daha sert bir şekilde yansımaya başlayacak.”

Tüm olumlu sinyallere rağmen Türkiye ekonomisinin zayıf noktaları bulunuyor. Bu yüzden de seçimlerin ardından kurulacak yeni hükümetin reel ekonomideki farklı problemlere ne tür yanıtlar getireceği merak konusu.