Son Dakika

Okunan haber:

Dahilik ile delilik arasındaki çizgi: Philippe Starck


Küresel Tartışmalar

Dahilik ile delilik arasındaki çizgi: Philippe Starck

Dünyanın sayılı tasarımcılarından Phillipe Starck bu hafta Global Conversation programına iç dünyasının kapılarını aralıyor.

  • Philippe Starck, 1949 senesinde Paris'te dünyaya geldi.
  • Kariyerine tasarımcı olarak 1980 yılında başladı.
  • Starck, diş fırçasından, Virgin Galactic uzay gemisinin içinde yer alan otelin iç mimarisine kadar geniş bir tasarım yelpazesine sahip.
  • Starck tarafından tasarlanan Louis Ghost sandalyesi dünya üzerinde en fazla satılan sandalye.
  • Phillipe Starck'ın çalışmaları Avrupa ve Amerika'da bulunan müzelerde sergilenmeye başladı.

Isabelle Kumar, euronews:
Sayın Starck, bizimle Global Conversation’da buluştuğunuz için teşekkürler.Uzun zamandır yeni şeyler üretiyorsunuz ancak hala birçok yeni fikriniz varmış hissine kapılıyoruz. Gerçekten böyle mi?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Fikir üretmek için bir çok şeyin bir araya gelmesi gerekiyor. Fakat bana sorarsanız bu bir delilik işi. Son zamanlarda gelişen beyin taramalarından anlayabileceğimiz üzere, beyninizin mimarisi, sinapsları ve kafanızın içindeki değişik oluşumlar yüzünden deli oluyorsunuz. Sanırım deliliğimin fikir ürettiği gerçeği hiçbir zaman kabul görmeyecek gibi duruyor. Gençken kendinizi ifade etmek , yaşamak, var olmak istersiniz. Bunları zamanında çokça yaptım ama su anda genç değilim. Şu ana kadar var oldum ve var olmaya devam edeceğim. Varoluşu hakketmek için size verilen görev hizmet etmektir.

Isabelle Kumar, euronews:
Peki kime hizmet ediyorsunuz?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Kendi kitleme. Herkesin kendine ait bir hedef kitlesi var… Herkes bir topluluğa mensup. Hiç bir zaman başkaları için düşünmemeniz gerekiyor. Kendiniz, karınız, kızınız, kızınızın annesi, arkadaşlarınız için düşünmelisiniz. O zaman, pazarlamaya aykırı olarak hareket etmiş, hakikat ve dürüstlük adına bu işi icra etmiş olursunuz. Her topluluğun kendine özgü bir tasarımcısı var. Başkalarının tasarımcısı olmayı denememelisiniz.

Isabelle Kumar, euronews:
Daha önceden rüyalardan ilham aldığınızı söylediniz. Bu doğru mu, doğruysa ilham alma süreç nasıl işliyor?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Kısmen de olsa ben bir otizm hastasıyım, ama sonuç olarak otistiğim yani…

Isabelle Kumar, euronews:
Bunu nasıl biliyorsunuz?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Kimseyle konuşmadığınızda, başkalarını ziyaret etmediğinizde, televizyon izlemediğinizde, size anlatılanları anlamadığınızda, başkalarıyla zaman geçirmektense kendi başınıza kalmayı tercih ettiğinizde, hasta olduğunuzu anlıyorsunuz. Hatta hastalık hakkındaki bazı önemli noktaları idrak edebiliyorsunuz. Otizm beni kendi kendime yeterli kılıyor. Dış dünyayla tamamen bağlarım kesilmiş durumda. Bu soruya cevap vermek gerekirse, insanoğluna derin bir aşk ve var oluşumuza dair derin bir merak besliyorum.

Isabelle Kumar, euronews:
Peki herkesten uzak kalarak insanoğlunun sırrını nasıl çözeceksiniz?
Mais si vous êtes à l‘écart de tout le monde, comment vous pouvez savoir qui est nous?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Çünkü insanoğlu biziz. Sizin varlığınız bile bana insanla ilgili bazı noktaları kavramamı sağlıyor. Şimdiyse şuradaki sesçi arkadaşa bakacağım ve ona bakarak başka şeyler keşfedeceğim. Size toplum tarafından verilen bazı sinyaller var, bilinç altına gönderilen çok küçük sinyaller,insanoğlunu onlar sayesinde anlıyorsunuz. Böyle çalışmamın nedeni ayrı düşünce yapılarına sahip olmamızdan kaynaklanıyor. Bu da insanların kokteyllerde veya ziyafetlerde tekrarladıklarının dışına çıkmanızı sağlıyor.

Isabelle Kumar, euronews:
Sizin hakkınızda daha çok bilgi edinmek isteyen bir izleyicimizin sorusunu yönelteceğim

Philippe Starck, Tasarımcı:
Buyrun

Isabelle Kumar, euronews:
Bu soru Yannick’ten gelmiş

Philippe Starck, Tasarımcı:
Bizim Yannick !

Isabelle Kumar, euronews:
Ve size : ‘‘kariyeriniz boyunca hangi engellerle karşı karşıya geldiniz ve şu anda bulunduğunuz noktaya nasıl ulaştınız’‘ diye sormuş.

Philippe Starck, Tasarımcı:
Önünüzde bir engel yok. Buraya adım adım geliyorsunuz. İlk önce sınıfta resim yaparak başlarsınız, hoca da çalışmadığınızdan ötürü sizi sınıftan çıkarıyor. Bir şey öğrenme kapasitem olmadığından dolayı hiç bir sınava girmedim. Bir gün hocanız yaptığınız resmi ilginç buluyor ve ilk ticari hamlenizi orada gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Hocaya çizdiklerinizi verin, o da sizi rahat bıraksın. 5 yaşımdan beri çizimlerim ve icatlarım sayesinde geçiniyorum ! Sonrasında, bunu kademeli bir şekilde arkadaşlarınız için, daha sonra köyünüz için ve en sonunda ülkeniz için yapıyorsunuz. Dünyanın öbür ucundan biri sizi fark ediyor ve sizin yaptığınız işleri beğeniyor. Siz de yaratmaya devam ediyorsunuz… O yüzden dürüstlük buradaki en önemli nokta. İyi bir şey icra etmediğiniz anda bu hemen göze batıyor.
Çalışmalarınızda birçok faktörü göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Bu etkenlerden bazıları dürüstlük, kişisel çaba, yaratıcılık, başkalarını gözlemleme ve elinizden geldiğince bilgi edinme. Bunların hepsi bir bütün, kısacası önünüzde hiçbir engel yok.

Isabelle Kumar, euronews:
Sizce Fransa veya Avrupa küçük bir tasarım şirketi açmak isteyen gençlere yeterli yardımda bulunuyor mu ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Burada önemli olan konu tasarım değil, tasarım yapıp yapmamaları umurumuzda değil

Isabelle Kumar, euronews:
Genç girişimciler diyelim o zaman

Philippe Starck, Tasarımcı:
Size bir şey söyleyeyim: her şeyi her yerde yapabilirsiniz. Dachau’da ve Treblinka’daki toplama kaplarındaki insanlar patateslerle bir telsiz sistemi yapmışlardı. İnsanlar kamptan kaçabilmek için sistemler geliştiriyorlardı. Bir maden ocağına veya bir deliğe kafa üstü düştünüz diyelim. Oradan hala çıkma şansınız var.
Hangi durumda olursanız olun bir şey üretebilirsiniz. Bunun heyecan verici ve güzel tarafı burada. Kolay olan bir şeyi neden yapalım ki ? Bir şey yaratmak basit bir iş olsa, evimizde otururduk.

Isabelle Kumar, euronews: ‘‘Ana akıma ait değilim’‘ cümlesi size ait. Yalnız şu anda jet sosyeteye mensup tasarımcılardan bir tanesi de sizsiniz. Size yapıştırılan bu etiket, sizi rahatsız ediyor mu yoksa bundan memnun musunuz ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Kamuoyudaki imajınızla kişisel imajı karıştırmamak gerekiyor. İnsanlara bir şeyler anlatmak, ilgisini çekebilmek için medya kuruluşlarının jet sosyeteye ve kamuoyu imajına ihtiyacı var.
Ancak hakkında yazdığınız insanlar gerçekte jet sosyete olmayabiliyor. Gazetelere baktığınızda eşim ve beni hiç bir zaman göremezsiniz. Arada sırada aptal olmayan bir programda, güzel şeylerin konuşulabileceği, yani sizin formatınıza yakın programlarda ben ve eşime rastlayabilirsiniz. Yani sosyeteye mensup değiliz. Adeta bir keşiş gibi yaşıyoruz. Size biraz değişik gelebilir ama lüksü seven ve işinde fazlasıyla düzenli olan keşişler gibi hayatımızı sürdürüyoruz. Bizden daha az medyatiği zor bulunur.

Isabelle Kumar, euronews:
İnsanları iki safa bölen bir yapıya mı sahipsiniz?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Bana insanları iki safa mi ayırdığımı soruyorsunuz. Kesinlikle ! Bundan adım gibi eminim. İnsanların beni ne kadar çok sevdiklerini görmek inanılmaz bir şey. Bazı insanlar benim tanrı olduğumu düşünüyor. Bu tamamen saçmalık. Bazı insanlarsa bana baktıktan sonra ağlamaya başlıyor, bazıları da düğünlerine gelmezsem evlenmeyeceklerini soyluyor. Bu bir delilik. Tamamen akılsızca. Hatta fazlasıyla utanç verici. Öte yandan bazı insanlar benden çok açık bir şekilde nefret ediyor. Anlamadığım bir şekilde diğer çevreyse beni öldürmeye hazır durumda. İçinde kötülük barındırmayan birisi olduğumdan onları anlamakta zorlanıyorum.

Isabelle Kumar, euronews:
Bazı çevreler daha ılımlı davranıp sizin çelişkili biri olduğunuzu söylüyor. Ekoloji hakkında çokça yorumda bulunuyorsunuz, ancak tasarladığınız bir çok ürününüzde plastik kullanıyorsunuz.
Bunu nasıl açıklayacaksınız?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Kendiyle çelişmeyen tek insan varsa o da benim! Bazen plastik kullanmak, inekleri öldürmekten veya ağaçları kesmekten daha çevreci bir hareket.
Asıl olay daha çok, üretimi kiminle ve nasıl yaptığınızla ilgili. Her zaman plastiği övmüşümdür. – tabii ki yenilen plastikten bahsetmiyorum- bugünlerde biyoplastik olarak adlandırılan bir madde sayesinde istediğim alışımı kullanıp doğayı koruyabiliyorum. Günümüzde moda olan ani yorumlardan kaçınmak gerekiyor.

Isabelle Kumar, euronews:
Bu konuyla ilgili olarak Turgut Çırpanlı’nın size yönelttiği bir soru var: tasarımlarınızın çevre ile ilgili veya sosyal alanlarda yaratabileceği zararları hesaplıyor mısınız?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Kesinlikle.Ömrümüz bunu yapmakla geçiyor. O yüzden geçtiğimiz senelerde mobilyaların satışı yerine kiralanmasını ön görmüştük. Fakat maalesef işe yaramadı. Kimse bunu yapmaz. Kimse mobilyalarını ikinci kere taşımaz. Senelerdir plastik sonrası çağınından örneklerle çalışıyorum. Petrol bitince, plastik gibi konforlu bir madde dünya üzerinden yok olmuş olacak. 3. dünya ülkelerinin yüzde 80’i plastiğe ihtiyaç duyuyor. Eşyalar çevre kirliliği yaratmıyor. Asıl o eşyalar satın alınınca çevre kirleniyor. Çevrecinin ilk refleksi ‘’ benim buna ihtiyacım var mı’‘ olmalı. Bunu herkes yapabilir. Buna ben de dahilim. Herkes kendi kendine bu soruyu sorabilir !

Isabelle Kumar, euronews:
Şu anda konuk olduğum ihtişamlı ve şahane evden bahsedelim. Tasarım ve inşa sureci uzun ve sancılıydı. Evinizi gördükçe ve içinde dolaştıkça kendinizi mutlu hissediyor musunuz?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Mutlu olduğumuzu bilmeden önce hedefime vardım mı sorusunu cevaplamalıyım. Amacım 30 yıldır süren bir takıntıyı sonlandırmaktı. İnşaatı bitmiş ve döşenmiş pahalı bir ev için fiyatı bir hayli uygun. Her zaman riskleri ortadan kaldırmak istemişimdir. 35 değişik tasarımdan oluşan, harcadığı enerjiden daha fazlasını üreten, ekolojik dengeyi bozmayan ve insanların benimsemesi için sadelik içinde çizilmiş evler sunuyoruz. Bu evin özelliklerini barındıran bir ev tasarlamak benim sunmak istediğim bir hizmetti. Evler makul bir fiyatla satılıyor ancak sistemimiz hala oturmuş durumda değil. Eğer iyi bir sanayileşme örneği gösterilirse, evlerin fiyatları, araba fiyatları kadar olabilir.

Isabelle Kumar, euronews:
Seyircilerimizi bilgilendirmek için 5 oda bir salonu olan, bu evin fiyatı ne kadar?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Beş tane çocuğum olduğundan bu ev biraz büyükçe. Herkesin beş çocuğu yok.
Ev ortalama 300 metrekare, ev için metrekaresi 2000 euro olarak değer biçiliyor. Bu kalitede bir evinizin olması gerçekten hoş bir şey…

Isabelle Kumar, euronews:
600 bin euro yani.

Philippe Starck, Tasarımcı:
Evin gerçek fiyatı bu. Burada promosyon veya evin reklamını yapmıyoruz. Dünyanın en ucuz evi olduğunu da iddia etmiyoruz. Bunları söylemek zaten doğru olmaz çünkü bunu söyleyecek olursak gerçekliğin dışına çıkmış oluruz. Evin daha ucuzunu yaparsak, dayanıklılığı olmaz. Dayanıklılık, satış ve miras günümüzde biraz eskimiş konseptler olarak gözükebilir
Ancak miras kelimesi tekrar değerini kazanmaya başlıyor.

Isabelle Kumar, euronews:
Peki sadece küçük bir sorum var. Çevrenizdeki insanlara sorduğumda metrekare fiyatının 4500 euro olduğunu söylediler. Bu doğru mu ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Hayır. Eğer tüm opsiyonları alırsanız metrekaresi 4500 euro.
Kendi şahsi güvencemle insanlara kaliteli bir yelpaze sunuyorum. Eğer havuz istiyorsanız havuz yaptırın, perde istiyorsanız perde alın. Sonra evinizle ne yaparsanız yapın.
Bizim buradaki görevimiz evleri kataloğa koymak.

Isabelle Kumar, euronews:
Eviniz satın alınabilirlik prensiplerinizle uyuşuyor mu ? Çünkü evi makul ve ekolojik olarak betimlemiştiniz. Fiyatını göz önünde bulundurursak sizce evinizin fiyatı makul mu?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Daha önce saydığım nedenlerden dolayı evet.
Ortalama bir fiyat. Değerinin hak ettiğini düşünüyorum.

Isabelle Kumar, euronews:
Mister Green adındaki bir internet kullanıcısı: ‘‘sizin için en önemli faktör estetik mi yoksa işlevsellik mi ? ‘’ sorusunu size yöneltmiş.

Philippe Starck, Tasarımcı:
Sayın Green çok şeker bir insan, evinde internetinin ve bilgisayarının olması da şahane çünkü sorusunun 18. yüzyıldan geldiğini düşünüyorum.
İşlevselliğin her yerde olması gerekiyor. Şiirlerin bile bir işlevselliği var. Bir şiirde kullanılan kafiyeler ve onun verdiği ritim o eseri güzel kılar. Kullanılan kelimeler sizde görüntüler canlandıracak ve fikir verecektir. En sonunda şiiri okuduğunuz kız kollarınıza düşecektir. Böylece işlevsellik kavramına uyulmuş olunacak. Güzel olan her şeyin bir işlevsellik taşıması gerekir.

Isabelle Kumar, euronews:
İşlevsellik kelimesiyle devam edelim, bu ev için Riko’yla beraber çalıştınız ve projelerinizde işbirliği yaptığınız birçok isim var. Bunlardan en tanınmışı da Steve Jobs. Gemisinin yapımı için beraber çalışmıştınız. Teklif size nasıl geldi, iş ortamı nasıldı ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Bunun hakkında konuşmayı pek sevmiyorum çünkü bu proje Steve Jobs’un kendi özel projesi. Kendisi sır saklamayı severdi ve benim bunun hakkında konuşmam doğru olmaz.
İşin özü, günün birinde kendisi için bir gemi istediğine karar verdi. Başta gemi fikrine sıcak bakmasa da bir gün fikrini değiştirip kendisine bir gemi hediye etmek istedi çünkü o da hayatı boyunca sıkı çalışan bir isimdi. Dünyayı tarayıp kendi felsefesine uygun, muhatap olacağı bir tasarımcı aradı ve görünüşe bakılırsa o insan bendim. Gemiyi ben çizdim – tasarlayan kendisi değil, Jobs gerçeği çarpıtmasıyla ünlüdür-. Gemiyi bir buçuk iki saatte çizdim ve önüne maketi koydum. Hayallerindeki gemiden daha güzel olduğunu söyledi ve 7 sene boyunca ona dokunmadık. Steve ile tüm detayların üzerinden geçtik. Kendisini mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğundan ötürü çok yorucu ve efor gerektiren bir iş oldu. Steve mükemmeliyetçiliğin, düzenin ve takıntının tanrısıydı ve ben de kralıydım. Gerçekten felsefi bir çalışma ortamımız vardı.

Isabelle Kumar, euronews:
Bir alıntıya yorumda bulunmanızı istiyorum: ‘‘Bir daha bu kalitede bir gemi olmayacak, çünkü bu iki dahi böylesine zor bir çalışmayı tamamlamak için bir daha bir araya gelmeyecek’‘ bu doğru mu ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Doğru!
Bu imkansız !
Bu iki kişi arasında geçen bir akıl oyunuydu ve kimse bunu bir daha yapamayacak.
Steve ile ben bir olmuştuk, ortak bir vizyon, deneysellik ve değişiklik arayışı. Maddiyattı reddetme anlayışıydı bu.
Maddiyattı reddeden anlayışta bir tekne yaratmak gerçekten büyük bir paradoks teşkil ediyor. Ama biz yine de başardık.
Bu sorunu benimseyen bir anlayışta olan, bu felsefeyi benimsemiş başka bir insanın olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca harcadığımız zaman ve beyin gücü paha biçilemezdi.
Bu geminin bir eşi benzeri olmayacak.

Isabelle Kumar, euronews:
Geminin dizaynını üstlendiği için buruk bir şekilde ayrıldığınızı söylediniz. Aranızda kırıklık olmadan bu sorunu atlattınız mı ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Bu soruyu cevaplamayacağım. Dedikoduyla ilgilenmiyorum.

Isabelle Kumar, euronews:
O zaman çalıştığınız başka bir proje olan Virgin Galactic’ten bahsedelim. Elinizde uzaya yapılacak ilk turizm yolculuklarından biri için bir biletiniz var. Bilinmeyene doğru olan yolculuğa bakış açınız nedir?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Virgin Galactic’e göre ben tapına muhafızı gibi bir şeydim. Bu projenin tapınak muhafızıydım çünkü birçok insan bana bunun ‘‘zenginlerin özel zevki’‘ olduğunu söyledi.Rolls Royce’tan sonra yata, yattan sonra jete, jetten sonra uzaya para harcayacağız.
Bu hem doğru, hem de yanlış.
Uzayın fethi, uzayı sahiplenmek, bizim değil, ordunun işi ve ben geleceğimi, büyük büyük çocuklarımın geleceğini orduya emanet etmek istemiyorum.Uzayı özelleştirmek, fiyatları düşürerek uzayı ulaşılabilir hale getirmek ilk etap. Bu bir son değil, ileriye yönelik bir hareket.

Isabelle Kumar, euronews:
Uzaya yolculuk hakkında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Açıkçası Virgin’e yazıldığım zamanla, bu zaman arasında ufak sorunlarım oldu. Şimdilerde klostrofobi krizleri geçiriyorum. Santrifüj eğitimine girerken de sorunlar yaşadım. Uzaya gidebilecek miyim bilmiyorum çünkü sorunlar bir türlü çözülmek bilmiyor.

Isabelle Kumar, euronews:
Bu projenin sanat yönetmeniydiniz. Uzay giysilerini siz tasarladınız. Ancak okuduğuma göre insanların uzaya çıplak olarak gitmelerini istiyordunuz. Bu doğru mu ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Hayır bu bir şaka ! Bunu ne zaman söylediğimi bilmiyorum ama görünüşe bakılırsa tam da benim tarzımı yansıtan olan bir espri. Evet bunu söylemiştim… bunu söylerken insanların uzaya çıkarken onlara engel olan bir şey olmamasını istemiştim.
Bir kural vardır bilir misiniz? Ne kadar çok madde varsa o kadar az insana ait olan şey vardır. Bu yüzlerce muhteşem insan için bir yolculuk. O sırada kendilerini rahatsız hissetmemeleri gerekiyor. Giysilerin dikişlerinden rahatsız olmamak, pantolonunun kemerinin rahatsız etmemesi gibi şeyler.
Rüya ile temas halinde olmak.
O yüzden yolcuların çıplak olmasını isterdim.
Gerçi uzay giysileri minimal şekilde tasarlandı, onları rahatsız etmez.

Isabelle Kumar, euronews:
En çok hangi tasarımınızdan gurur duyuyorsunuz?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Hayatımdan, ve işimden tabii!
İnsani açıdan baktığım zaman kendimle gurur duymuyorum. Hatta sıklıkla düşündüğüm kadar iyi olmadığım için kendimden utanıyorum. Aynı zamanda da yaşlıyım. Önümde en fazla 15 yıl var diyebilirim ve 15 sene sonra yakılmak ve küllerimle dürüst bir insan olduğumun yazılmasını arzu ediyorum.

Isabelle Kumar, euronews:
Corrine Wenner’in sorusuyla bitirelim: Philippe Starck bana mutluluğun resmini çizebilir misin ?

Philippe Starck, Tasarımcı:
Biliyor musunuz insanlar mutluluğa fazlasıyla takıntılı.
Hayat zorunlu olarak mutluluk üzerine kurulmuş, hayatın amacı mutlulukmuş gibi algılanıyor.

Isabelle Kumar, euronews:
Ama onu arıyoruz…

Philippe Starck, Tasarımcı:
Ben aramıyorum! Hatta bunu aramanın ahmakça olduğunu düşünüyorum.
İlk başta hayattaki rolünüzü benimsemeniz lazım. Biz bir halatız: her insan o halatın içindeki bir ip. Doğduğunuzda aileniz, toplum ve insanlık size halatta yer alması gereken bir ip veriyorlar. Bu ipleri bir halatın oluşması için hepimizin kullanması lazım. Bize verilen en büyük görev ailelerimizden gelen halatı sıkılaştırmak ve daha sonra onu gelecek nesillere daha sağlam bir halde devredebilmek. Benim yaptığım en iyi şey buydu. Mirasınızı en güzel, en mutlu , en düzenli en dürüst ve bol mizahla çocuklarınıza devretmek. İşte bu güzel bir şey.