Son Dakika

Okunan haber:

Kürtleri bekleyen asıl tehlike


Türkiye

Kürtleri bekleyen asıl tehlike

Işid’in Suriye’nin kuzeyindeki Kobani kentini kuşatmasıyla tırmanan gerilim Türkiye ile Kürtler arasındaki çözüm sürecini tehdit ediyor. HDP’nin Kobani konusunda yeterince adım atılmadığı gerekçesiyle halkı sokağa davet etmesi, akabinde yaşanan 6/7 Ekim şiddet olayları ve 50 kişinin yaşamını yitirmesi, emniyet görevlilerine yönelik pusu kamuoyunda sürece dair ciddi kuşkular uyandırdı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın geçen hafta yaptığı “Süreç durmuş durumda. Hükümet ile HDP arasında yaklaşık 20 gündür herhangi bir temas yok. Çözüm süreci, İmralı’yla başladı, bitecekse oradaki görüşmeyle biter” açıklaması sürecin geleceği ile ilgili soru işaretleri doğurdu.

Hükümet kanadında da memnuniyetsizlik var. Pazar gecesi CNN Türk’ün yayınına katılan Yalçın Akdoğan PKK’nın Öcalan’ın talimatlarını yerine getirmediğini ileri sürdü ve Abdullah Öcalan’ın 6-8 Ekim’de yaşanan olaylarda etkisinin büyük olduğunu söyledi. Akdoğan “Öcalan’ın bir şeyler olsun da biraz elim güçlü olsun gibi yaklaşımlar içine girdiğini gördük. Baktı ki, HDP’liler çıkmaz sokağa girdi, duvara çarpıp duruyor. Onları oradan çıkarmak için bir mektupla müdahalede bulundu diye düşünüyorum” dedi. PKK’nın silah bırakma konusunda ayak sürüdüğünü söyleyen Akdoğan, “Örgütün burada su kaynattığını görüyoruz” dedi.

Sürecin çıkmaza girmesi müzakerenin tüm taraflarını sıkıntıya sokacak. Ortadoğu’nun büyük bir dönüşüm süreci yaşadığı günlerde sürecin çökmesi, olası şiddet ortamına dönülmesi Türkiye’nin demokratikleşme sürecini olumsuz etkileyeceği gibi Kürtlerin sorunlarına da derman olmayacak. Hele ki Kürt halkına yönelik güneyden gelen varoluşsal tehdit göz önüne alındığında.

Bugünlerde Kürtleri bekleyen asıl tehlike kuzeyden, Türkiye’den değil Işid tehdidiyle iyice gün yüzüne çıkan, güneyden başlayan Arap ilerleyişi olarak öne çıkıyor. Geçmişten bu yana “Arap dünyasında bir Kürt egemenlik alanı” fikrine karşı mücadele eden Arap rejimleri bugün aynı politikayı daha güçlü ve etkin bir biçimde Işid eliyle yürütüyor.

Arapların Kürt egemenliğine karşı olmalarının iki ana nedeni var. Birincisi Ortadoğu’da tıpkı İsrail gibi, Araplar üzerinde Batı’nın manevra imkanı sağlayacak ikinci bir Arap olmayan devlet istememeleri. Böyle bir yapıyı Arap hakimiyet alanının parçalanması olarak görüyor ve jeopolitik bir kayıp olarak görüyorlar. Soğuk Savaş yıllarında Baas rejimleri bu amaçla Kürt bölgelerinin Araplaştırılması için pek çok adımlar attılar. Saddam Hüseyin Kerkük vilayetinin sınırlarını ve adını değiştirip Kürtleri göçe zorlamıştı. Benzer bir şekilde Esad rejimi de Suriye’de Kürtlere vatandaşlık vermedi. Türkiye ile Kürt bölgelerinin aralarına Arap nüfus yerleştirdi. Şimdi de Işid aynı şekilde Baas stratejisini uygulayarak Kürt egemenliğinin mümkün olmaması için Kobani başta olmak üzere Kürt bölgelerini hedef alıyor. Şengal’deki Yezidilere yönelik saldırılar da aynı düşüncenin ürünüydü.

İkinci neden ise petrol ve doğal gaz sahalarının elde tutulmak istenmesi. Irak Kürt bölgesinin giderek büyüyen potansiyeli hem petrol arzı hem gelirlerin paylaşımı hem de enerjinin taşınması noktasında büyük önem taşıyor. Bu bölgenin Arap dünyasının elinden çıkması büyük gelir kaybının yanı sıra Arap dünyasının ağırlığını da azaltacak kapasiteye sahip. İşte bu yüzden Körfez ülkeleri, Irak merkezi hükümeti, Suriye rejimi, hatta genel Arap coğrafyası geniş coğrafyada bir Kürt bağımsızlığının önünde en büyük engel. Barzani’nin tam da Kürt bağımsızlığı için referanduma hazırlandığı bir dönemde Işid’in kuzeye yürümesi, Erbil’i tehdit etmesi tesadüf değil.

Kürtleri bekleyen asıl tehlike apaçık ortada iken Türkiye’deki sürecin tehlikeye düşmesi riski daha da büyütüyor.