Son Dakika

Okunan haber:

Fuat Sezgin Hoca polemik değil bilimsel araştırma istiyor


Türkiye

Fuat Sezgin Hoca polemik değil bilimsel araştırma istiyor

Amerika’nın keşfiyle ilgili tartışmalar gündeme gelince Prof. Dr. Fuat Sezgin ismi sıkça telaffuz edilir oldu.

Almanya’nın Frankfurt şehrindeki Goethe Üniversitesi bünyesinde yer alan Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdüren dünyaca ünlü Türk bilim adamının kapısını çalıp konuyla ilgili görüşlerini sorduk. Zira Sezgin, “İslam Bilimleri Tarihi” adını verdiği, 15. cilde ulaşan ve yazım ve yayını devam eden eserinin 13. cildinde Amerika’nın keşfiyle ilgili dikkat çekici bilgilere yer veriyor.

Kıtaya Müslümanlardan önce çeşitli tesadüflerle gidenlerin olduğunu belirten ünlü profesör konudaki en önemli ayrıntıyı şu şekilde vurguluyor: “Müslümanlar, yüzde yüz oraya gittiler, enlem ve boylam derecelerini ölçtüler ve Güney Amerika’nın mükemmel haritalarını çıkardılar. Benim için önemli olan budur.”

Ancak polemiklere girmek istemediğini söyleyen profesör Sezgin zamanının tümünü eserinin 16 ve 17. ciltini tamamlamak için sarf ediyor ve bu ciltlerin de birkaç ay içinde yayınlanacağını belirtiyor.

Sezgin’in enstitünün ikinci katında bulunan odası adeta küçük bir kütüphane. Önemli bir bölümü el yazması olan onlarca dilde kitap yer alıyor. Şimdilerde 90 yaşına basan ünlü oryantalist kendisini çalışmalarına adamış durumda. Röportaj için gelenlerin neredeyse tamamını “vaktim yok” diyerek geri çevirirken, mecbur kalmadıkça ziyaretçi de kabul etmiyor.

İlerlemiş yaşına rağmen günde en az 14 saat çalışan Türk bilimadamı öğle yemeğine bile ancak 6-7 dakika ayırabildiğini belirtiyor.

Sezgin’in en büyük hedefi ise Müslümanlara yönelik bilim dünyasındaki ön yargıları kırmak. Eserleri bu anlamda eşsiz bir öneme sahip, zira İslam medeniyetinin 8 ile 16. yüzyıllar arasında bilim dünyasına kazandırdığı çalışmaları içeriyor.

Gençliğinde günde 17 saatini araştırmalarına ayırmış olan dünyaca ünlü Türk oryantalist, vücuda getirdiği eserler için 60 yılını harcadığını söylüyor.

DÜNYADA BENZERİ OLMAYAN BİR MÜZE

Hem yazdığı eserler hem de çalışmalarını sürdürdüğü binadaki müzede konuya ilişkin zengin bir içerik mevcut.

Binanın birinci katında sergilenen eserler Müslüman bilimadamları tarafından yapılmış çalışmaları, deney aletlerini ve düzenekleri içeriyor. Yazılı eserlere ve el yazmalarına yer veriliyor.

27 dil bilen ve çalışmalarını orijinal yazılı kaynaklardan bizzat kendisi yapan Sezgin, bunlara dayanarak söz konusu deney aletlerinin ve düzeneklerinin orijinaline uygun örneklerini yaptırmış.

1982 yılında kurulan müzede 800’den fazla deney çalışması, aleti ve düzeneği sergileniyor. Dünyada bu alanda tek olan müzenin bir benzeri ise 2008 yılında İstanbul’da açıldı.

Müzeyi gezerken, Müslüman bilimadamları tarafından yapılan çalışmaların ne kadar önemli ve devrini de aşan bir kapsamda olduğunu görüyoruz.

Astronomik ölçüm aletleri, matematik alanında yazılmış el yazmaları, kimyasal deney düzenekleri, Müslüman bilimadamlarının çizdiği modern örneklerine oldukça yakın mükemmel haritalar, ışık ve optik deneylerine ait aletler, araç gereçler, yüzyıllar önce yapılmış otomatik makineler.

Ve saymakla bitmeyecek ve daha önce hiç bir yerde görülmemiş cinsten, Avrupalı bilimadamlarının yüzyıllar boyuncu nasıl yapıldığını veya çalıştığını anlayamadığı bilimsel araştırmalar, deney aletleri ve düzenekleri.

SEZGİN’İN ESERLERİNDE YER ALAN İLGİNÇ ANEKDOTLAR

- İlk dünya haritaları 9. asırda Halife Me’mun’un (786-833) görevlendirdiği 70 kadar alim tarafından çizilmiş. Ekvatorun uzunluğu da bugünkü bilinen şekliyle 40 bin km olarak hesaplanmış.

- İlk rasathane de yine Halife Me’mun zamanında inşa edilmiş ve ilk gözlemler yapılmış.

- Yine aynı dönemde güneş ile dünya arasındaki mesafenin değişken olduğu tespit edilmiş. Yörüngedeki ilerlemeyi Müslüman bilimadamları 12.09 saniye olarak hesaplamış. Bugünkü değer ise 11.46 saniye olarak biliniyor.

- Müslüman astronomların henüz 10. asırda yaptıkları hesaplamaların Kepler ve Kopernik tarafından kullanıldığı yaklaşık yarım yüzyıl önce ortaya çıkmış.

- Müslüman bilimadamları pusulayı Çinlilerden alıp geliştirmişler. Açık denizlerde koordinat hesaplama yöntemini Müslüman bilimadamları 15. asırda yapabiliyormuş. Denizcilik biliminin iki temel prensibi olan açık denizlerde büyük mesafe ölçümleri ve denizde bulunduğunuz noktanın hesaplanması prensibinin Avrupalılar tarafından kullanılması ise ancak 20. yüzyılda olabilmiş.

- El-Biruni 11. asırda dünyanın enlem ve boylam derecelerini 6 ile 40 dakika arasında değişen küçük yanlışlıklarla hesap etmeyi başarmış. Bu yanlışlıklar ancak 9 asır sonra 20. yüzyılda düzeltilebilmiş.

- Trigonometri biliminin kurucusu 13. asırda Nasirüddin el-Tusi imiş. Ancak bu bilim dalının 15. yüzyılda Alman Johannes Regiomontaunus tarafından bulunduğu sanılıyor ve onun adıyla biliniyor.

- 950 yılında matematikçi ve astronom Ebu Cafer el-Hazin parabolleri kullanmış ve ilk kez 3. dereceden denklemleri çözmüş. 11. asırda ise İbn’ül Heytem optik problemlerini 4. dereceden denklemle çözmeyi başarmış. Söz konusu denklem Avrupalıları 19. asıra kadar meşgul etmiş.

- 11. yüzyılda Ömer Hayyam tarafından geliştirilen 3. derecede denklem sistemleri ancak 1600’lü yıllarda Avrupalı bilim adamları tarafından anlaşılabilmiş.

- Leonardo da Vinci’nin resimlerini çizdiği aletler ve matematik hesaplar, Müslüman bilimadamlarının buluşu imiş. Da Vinci devrine göre sırrı çözülemeyen resimler bu matematik hesaplara göre yapılmış.

- Cabir bin Hayyan (721-815) kimyayı ilk kez bilim dalı olarak kurup ve geliştirmiş. Avrupalılar onun yaptığı kimyasal deneyleri ancak 9 asır sonra anlayabilmiş ve yapabilmişler.

- İbni Sina’nın (980-1037) tıp alanında yaptığı çalışmalar yüzyıllar boyunca Avrupa’da ders kitabı olarak okutulmuş. O döneme ait Müslüman tıpçıların kullandıkları aletler bugünkülerle büyük benzerlik gösteriyormuş.

ESERLER BATIDAKİ ÖN YARGILARI YIKTI

Sezgin, çalışmalarında Avrupa medeniyetinin, İslam medeniyetinin bir devamı olduğu görüşlerini savunuyor ve bunu da eserlerinde yazılı kaynaklara dayandırıyor.

Ünlü oryantalist, Yunan medeniyeti ile Avrupa medeniyeti arasında Avrupalıların iddia ettiği gibi bilimsel ve düşünsel alanda bir eksik halka bulunmadığını vurguluyor.

Avrupalıların bu konudaki iddialarını ise kasıtlı ve önyargılı olarak tanımlayan Türk profesör, Müslüman biim adamlarının birikimlerinin Sicilya, Güney İtalya ve İspanya (Endülüs) üzerinden Avrupa’ya aktarıldığını söylüyor.

Sezgin, çalışmalarında Avrupalı birçok tanınmış din ve bilimadamının Müslümanlardan aldıkları bilgilerin kaynağını gizlediğini, hatta bu kaynaklara kendi isimlerini verdiği ifade ediyor. Buna karşılık müslümanlarınsa kendilerinden önceki medeniyetlere ait kaynaklarını eserlerinde açık bir şekilde dile getirdiklerini gösteriyor.

Sezgin’in eserleri bu anlamda bilim dünyasında otorite olarak kabul ediliyor ve çıkan her cilt, özellikle batıdaki ön yargılara karşı önemli bir darbe oluyor.

Avrupalı bilim adamlarına ait olan çalışmaların kökeninin aslında Müslümanların eseri olduğunu kanıtlıyor. Bugün bilinen pek çok bilimsel disiplinin aslında 8 ile 16. asırlar arasında Müslüman bilimadamları tarafından kurulduğuna dikkat çekiyor.

“Bilim tarihi bugüne kadar bize anlatıldığı gibi değildir. Bunu çalışmalarımda gösterdim.” diyen Fuat hoca, modern bilimlerin tarihinin yeniden yazılması gerektiği fikrini savunuyor.

Bu ünlü Türk bilimadamını tanıyıp, eserlerine göz atıp, müzeyi gezdikten sonra meselenin “Amerika’nın keşifi”yle sınırlı olmadığını çok daha iyi fark ediyoruz.

Zira batılı bilimadamlarının hayranlık ve biraz da kıskançlıkla takip ettiği Prof. Dr. Fuat Sezgin, Türk bilim çevreleri tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir hazine niteliği taşıyor.

Unal Arslan