Son Dakika

Okunan haber:

Özel Röportaj: Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir euronews'a konuştu


Küresel Tartışmalar

Özel Röportaj: Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir euronews'a konuştu

Afrika ülkelerinden Sudan 13-15 Nisan tarihlerinde yapılacak devlet başkanlığı ve meclis seçimlerine hazırlanıyor. Hakkında savaş suçu işlediği iddiasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) açılmış ceza davası bulunan ve 1989 yılından bugüne ülkeyi yöneten Ömer el-Beşir de seçimlerde yeniden aday.

Ömer el-Beşir Roma Anlaşması’na taraf olmadıklarını vurgulayarak UCM’de kendisi hakkında açılan davayı tümüyle reddettiklerini söylüyor. el-Beşir Lahey’deki mahkemenin hukuk değil siyaset çerçevesinde şekillendiğini ve açılanın da politik bir dava olduğunu ifade ediyor.

Ömer el-Beşir kimdir?

  • 1944 yılında İngiliz ve Mısır kontrolünde bulunan Sudan’da doğdu.
  • 1973 Arap-İsrail savaşı sırasında Mısır ordusunda askerdi. Sudan’da güney-kuzey arasında yaşanan iç savaşın ilk günlerine de asker olarak katıldı.
  • Sudan yönetimini 1989’da bir askeri darbeyle devralmasının ardından Devlet Başkanı olduğunu ilan etti.
  • Darfur’da soykırım yapıldığı iddiaları sonrası Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından suçlanan ilk devlet başkanı oldu.

IŞİD ile ilgili:

  • “IŞİD’in arkasında CIA ve MOSSAD var”
  • “İsrail’in Filisitinlilere karşı sert tutumu IŞİD’e katılımları arttırıyor”
  • “Diyalog yoluyla ülkedeki aşırı uçların bundan vazgeçirdik”

Savaş suçu ve soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak:

  • “Darfur’da etnik temizlik yapmadık, yapılamaz”
  • “Lahey mahkemesi politik gerekçelerle hareket ediyor”
  • “Mahkemede bana yöneltilen suçlamalar Sudan’da yönetim değişikliğini amaçlıyor”

Kuzey-Güney Sudan meselesi üzerine:

  • “Pişman değil fakat üzgünüm”

SUDAN

  • 1899 ile 1956 yılları arasında Sudan (bugünkü Güney Sudan’ı da kapsayan bölge) İngiliz-Mısır ortak yönetimi altındaydı. O dönemde Mısır da İngiltere’nin kontrolünde olduğundan dolayı, İngiltere Sudan’ın bilfiil kontrolünü üstlenmiş durumdaydı.
  • Mısır 1952’deki devrimden sonra teoride kalan Sudan hakimiyetinden vazgeçti. Bu hareket, İngiltere’nin de Sudan’ın hakimiyetini bırakması için bir taktik olarak yorumlandı. Bu taktik başarılı da oldu ve Sudan 1 Ocak 1956’da Afrika’nın en büyük yüzölçümüne sahip özgür ülkesi oldu. (Güney Sudan’ın bağımsızlığına kadar)
  • İngiltere ve Mısır 1899’da Sudan’ın kontrolünü devralırken, Darfur’un bağımsız bir sultanlık olarak kalmasına karar verilmişti. Ancak 1916’da İngiltere Darfur’u Sudan topraklarına katarak Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin eline geçmesini engellemiş oldu.
  • Güney Sudan ise bağımsızlığını yapılan bir referandumun ardından, 9 Temmuz 2011’de kazandı. Bu referandumda güneydeki halkın yüzde 98.83’ü Güney Sudan’ın bağımsızlığı lehine oy kullanmıştı.
  • • Yüzölçümü: 1.86 milyon km2
    • Nüfus: 37.29 milyon (Temmuz 2014)
    • Kişi başına düşen milli gelir: $1,793
    • Ortalama yaş: 19.1
    • Okur yazarlık oranı: % 71.9
    • Din: Sünni Müslüman, Hristiyan azınlık
    • Resmi diller: Arapça ve İngilizce

    (Kaynaklar: CIA factbook, Sudan İstatistik Bürosu, Uluslararası Para Fonu)

Ömer el-Beşir
Sudan Devlet Başkanı

“Hartum’a hos geldiniz, euronews’a konusmaktan dolayı mutluyuz.”

Mohammed Shaikhibrahim:
euronews:

“Arap coğrafyasında IŞİD, el-Kaide ya da Boko Haram gibi terör örgütlerinin rol ve etkisinin artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

el-Beşir:

“IŞİD birden bire hem de yalnızca devletlerde gördüğümüz imkanlara sahip olarak ortaya çıktı. Küçük müfrezeler yerine zırhlı araçları vardı. Tüm bu imkanları nereden bulduklarını merak ediyoruz. Bu örgütlerin arkasında kim vardır?

Onların çok sert hareket ettiklerini vurguluyoruz. eylemleri İslam’a bir saldırıdır ve İslam’ın imajına zarar vermektedir. Tüm dünyada bu imajı bozmaya dönük yürütülen kampanyada başrol oynuyorlar. Yine bu kampanyanın bir parçası olan Hz. Muhammed’in karikatürünün çizilmesi, rehinelerin ve gazetecilerin öldürülmesi ya da son olarak IŞİD tarafından Ürdünlü pilotun yakılması, tüm bunların İslam ile bir ilgisi yoktur. Diyebiliriz ki bölgede yürütülen Amerikan politikası ve İsrail’e verdikleri destek, gençleri bu örgütlere katılmaya itiyor. Bu örgütler şüphesiz İslam’a karşı saldırgan olan uluslararası örgütler tarafından destekleniyor.

Ayrıca bu saldırıların ve cinayetlerin İslam coğrafyasında yaşandığına şahit oluyoruz. Merak ediyoruz acaba bu organizasyonlar İslam dünyasını yıkmak mi istiyorlar? İslam ülkelerinin bölünmesini ve sert uluslararası çatışmalar içinde olmasını mı istiyorlar?

Diğer yandan bu örgütlere katılan gençler olduğunu da görmek gerekiyor. Çünkü onlar bu grupların ifade ettiği amaçlara samimi bir şekilde inanıyor, ikna oluyorlar. Beline bağladığı bombayı patlatıp kendisini paramparça ettiğinde cennete gideceğini zannedenler gibi.”

euronews:

“Yani bir şekilde CIA’in bu örgütlerin arkasında olduğunu düşünüyorsunuz.”

el-Beşir

“Bunların arkasında CIA ve MOSSAD var dedim. Çünkü bu grupların eylemlerinden bu iki ülkeden başka çıkarı olan yok. Bunların yaptıklarını yapacak müslüman bulamazsınız. Bombalama, öldürme aslen İslam dinince yasaklanmıştır. Peygamber Hazreti Muhammed “bir masumu öldürmek Allah katında Kabe’yi yıkmaktan kötüdür” der, ki nerede bugün işlenen toplu cinayetler, katliamlar…”

euronews:

“Peki Sudan’da bu örgütler ya da etkileri var mıdır?”

el-Beşir:

“Bu tür örgütleri Sudan’a yerleştirmek için birçok girişim oldu. Bir grup gencimiz Amerikan işgaline karşı savaşmak için Irak’a gitmişti. Onlardan, döndüklerinde el-Kaide’nin Sudan kolunu kurmaları istendi. Silahlanarak bunu yapmaya çalıştılar ancak onları tesbit ettik. Ancak bu gruplarla savaşmanın yanısıra fikirleriyle de mücadele etmelisiniz. Çünkü bu kişiler tarafından temsil edilen fikirler insanları uçlara itiyor. Politikamız büyük ölçüde başarılı oldu. Oldukça karmaşık operasyonlarla onları yakaladık ve bir grup genç din adamıyla diyaloğa geçirdik. Böylece de büyük bölümünü daha önce sahip oldukları radikal fikirlerden kurtarmayı başardık.”

euronews:

“Terörizmle mücadele için uluslararası topluma sizin ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?”

el-Beşir:

“Gençlerin bu örgütlere katılmasındaki ana sebep bölgedeki Amerikan politikası, İsrail’e verdikleri sınırsız destek ve İsrail’in de Filistin politikasıdır. İsrail’in kutsal mekanlara özellikle de Mescid-i Aksa’ya karşı saygısız tutumu, Kudüs’ü yahudileştirmesi, Filistinlileri yurtlarından etmesi ve tabii Gazze’de yaşananlar, tüm bunlar müslüman gençlerde öfkeye neden oluyor.”

euronews:

“Geçen zamanın ardından Güney Sudan’ın ayrılmasının hala doğru olduğunu düşünüyor musunuz?”

el-Beşir:

“Pişman değilim ama güneydeki kardeşlerimin ayrılmayı tercih etmiş olmasından dolayı üzgünüm. Orada çatışmalar yaşanması da beni üzüyordu.

Fakat şunu söylemek isterim ki ayrılık referandumundan önce Salva Kiir Amerika Birleşik Devletleri’nden Sudan Halk Hareketi’nin ayrılığı desteklediğini açıkladı. Bu Amerika’daki bazı grupların da bunu destekledikleri anlamına geliyordu. Ayrılık açıklamasını Washington’dan yaptı, Yuba veya Hartum’dan değil.”

euronews:
“Biliyoruz ki petrol yatakları Güney Sudan tarafında. Bu ayrılık Hartum’u nasıl etkiledi?”

el-Beşir:

“Topraklarımızın üçte birini kaybettik, nüfusumuzun üçte birini kaybettik. Petrol gelirimizin yüzde seksenini kaybettik ve bu da önemli soruna yol açacak şekilde ülke ekonmisine bir şok yaşattı. Ancak biz de bu şoku atlatmak için bazı önlemler aldık, uyguladık.”

euronews:

“Darfur’da soykırım yapmak ve savaş suçu işlemekle suçlanıyorsunuz. Buna karşı cevabınız nedir?”

el-Beşir:

“Bu suçlamalar Sudan’a karşı yürütülen kampanyanın bir parçası. Arap bölgesindeki Irak’ın işgali gibi Amerikan politikalarına karşı duruşumuzun bedelini ödüyoruz. Biz Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesine de karşı çıkmıştık. Ben bizzat Bağdat’a gidip Saddam Hüseyin’e yaptığının doğru olmadığını ve düzeltilmesi gerektiğiini söyledim. Fakat bunu çözmek için ülkeye yabancı asker doldurmak da doğru değil. Arap ülkeleri bir çözüm bulmalıydı. Ayrıca bölgedeki İsrail politikalarına da karşıyız ve İsrail işgaline karşı Filistin halkının tümüyle yanındayız. İşte bu tavırlarımız bu ülkelerin bize düşman olmasına sebep oldu. Güneydeki ayaklanmayı tahrik ettiler, SPLM’yi ayrılmaya teşvik ettiler ve Sudan’ı da terörizme destek olan ülkeler listesine aldılar. Aynı şekilde Amerikan güvenlik ve istihbarat birimleri FBI ve CIA’in aslında Sudan’ın bu listede olmasına rağmen terör örgütlerine yardım etmediğini bildiklerini de biliyoruz.”

euronews:

“Peki Darfur’da neler yaşanmıştı?”

el-Beşir:

“Orada bir etnik temizlik olmadı. Bunlar yalnızca iddialar. Daha önce de söylediğim gibi Darfur’u ziyaret eden herkes görebilir ki burada kabileler vardır ve bunlar yerleşik aşiretlerdir. Kendi yöneticilerini, silahlı kuvvetlerini polislerini yetiştirmişlerdir. O bölgedeki hükümet birimleri de çoğunlukla iyi eğitimli bu kabilelerden çıkan insanlardır. Bu kadar kurumsallaşmış ve yönetimde kendilerine yer bulmuş insanları nasıl öldürüp yok edebilirsiniz?”

euronews:

“Peki durum dediğiniz gibiyse Uluslararası Ceza Mahkemesi nasıl size karşı delil toplayıp bir dosya hazırlayabildi?”

el-Beşir:

“Bu güdümlü bir mahkeme ve siyasi bir dava. Yalancı şahitler ayarladılar. Sorulara nasıl cevap vereceklerini söylediler. Bu şahitlerin bir bölümü Sudan’a dönüp pişman olduklarını ifade etti nasıl yönlendirildiklerini anlattı. Yani bu Sudan’ı hedef alan siyasi bir davadır. Dediğim gibi ekonomik ambargo, yalnızlaştırma politikaları, Sudan’a olan borçları ödememe, tüm bunlar Hartum yönetimi onların istediği gibi bir rejim olmadığı için yapılıyor.”

euronews:

“Peki geçen yılların ardından hislerinizi öğrenebilir miyiz?”

el-Beşir:

“Diyorum ki biz Güney Sudan ile bir ateşkes anlaşmasına vardığımız zaman dışarıdan büyük müdahaleler oldu. Darfur dosyası yeniden açıldı ve bu da Sudan’ı hem ekonomik, hem sosyal hem de politik yönden kötü etkiledi.”

euronews:

“Siz bu sayfanın artık kapandığını mı düşünüyorsunuz?”

el-Beşir:

“Bu dava için tıbben ölü diyebiliriz. Biz Güvenlik Konseyi’nden bu dosyayı Uluslararası Ceza Mahkemesi konusu yapmamasını istemiştik. Söz konusu olan sadece Birleşmiş Milletler değil. Afrika Birliği de karar almış ve Güvenlik Konseyi’ne davayı UCM’den çekmesini istemişti, ki onlar da yeniden Güvenlik Konseyi’nin önüne getirdi.”

euronews:

“Dava yeniden mahkemeye gelirse ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

el-Beşir:

“Tümüyle reddediyoruz, çünkü bu siyasi bir mahkeme. Ayrıca biz Roma Anlaşması’nın bir tarafı değiliz ve onlarla birlikte hareket etmeyi de reddediyoruz.”

euronews:

“Davanın ardından seyahat etmekten korkuyor musunuz?”

el-Beşir:

“Duha’ya ve Çin’e gittim. Yakalama kararı vermelerinin ardından Afrika içerisinde de bazı seyahatlerim oldu, hiçbir sorunla karşılaşmadım.”

euronews:

“Yani UCM’den korkmuyorsunuz?”

el-Beşir:

“Kesinlikle hayır. Ben yalnızca Allah’tan korkarım.”

euronews:

“Arap Baharı olarak bilinen hareketleri nasıl yorumluyorsunuz?”

el-Beşir:

“Arap Baharı devriminin daha fazla özgürlük ve demokrasi gibi, kitleleri harekete geçiren haklı çıkış noktaları vardı. Halklar yerleşik sistemi değiştirmek istediler. Fakat daha sonra talepler arttı ve ayaklanma sürekli bir hal aldı. Bu da Libya ve Yemen’de olduğu gibi çatışmalara yol açtı.”

euronews:

“Sudan Devlet Başkanı aynı hareketlerin kendi ülkesinde yaşanmasından korkar mı?”

el-Beşir:

“Sudan sokaklarını hareketlendirme çabaları 25 yıldır görülüyor. Fakat halk direniyor ve hükümetinin arkasında duruyor. Uluslararası ve bölgesel kuruluşların gözetiminde ve ülkedeki tüm siyasi akımların katılımıyla 2010 yılında burada serbest ve adil seçimler yapıldı. Sudan’da muhalefet var fakat geçmişte denedikleri gibi milleti ayaklandıracak sokağa dökecek kabiliyette değiller.”

euronews:

“Amerikan yaptırımlatrı Sudan’ı nasıl etkiledi?”

el-Beşir:

“Olumlu ve olumsuz etkileri oldu. Öncelikle çok faydalı etkileri oldu, bir kısmını şöyle söyleyebilirim. İlk olarak Amerikan şirketleriyle yapılan anlaşmalar yönünden. Çünkü yapılan haksız anlaşmalar sebebiyle petrolün çoğunluğu bu şirketlere gidiyordu ve Sudan şirketleri yoktu. İkinci olarak ülkemizdeki petrol rezervinin ve çıkarılan petrolün kalitesi hakkında bir fikrimiz yoktu. Fakat Amerikalılar gidip de Çinliler gelince üretimde büyük imtiyaz sağladık. Şimdi petrolün yüzde 80’i bizim yüzde 20’si şirketlerin. Buna ek olarak da şimdi petrolün bulunması çıkarılması rafine edilmesi taşınması gibi tüm aşamalarına katılıyoruz ve bu işlerde binlerce Sudanlı çalışıyor.”

euronews:

“Birleşik Devletlerle ilişkileri düzeltmeye hazır mısınız?”

el-Beşir:

“Tabii ki. Ben hazırım. Amerika Birleşik Devletleri uluslararası toplumda ana aktör konumunda olan önemli bir ülke. Onlarla ilişkiler çok önemli ve bunun düzelmesini istiyoruz. Bazı olumlu gelişmeler de görülüyor. Örnek olarak birçok Amerikan firması Sudan’a geri döndü. Bazı Sudan firmaları adım adım da olsa ambargoyu aşabildi ve yeni imkanlar elde etti. Sudan Dışişleri Bakanı Amerikan Kongresi’nin birçok üyesiyle toplantılar yaptı. Eskiden böyle şeyler mümkün değildi. Yani olumlu gelişmeler oluyor, fakat krizin tümüyle sona ermesini de ummuyoruz.”

euronews:

“Ya Avrupa ile ilişkileriniz?”

el-Beşir:

“Bizim Avrupa ile sorunumuzun nedeni ABD’nin Avrupa ülkelerine baskı uygulaması. Fakat yine de birçok Avrupa ülkesiyle ilişki kurmayı başardık. Almanya, Avusturya, Norveç, İtalya, İspanya ve Yunanistan ile ilişkilerimizi Amerika’dan daha hızlı geliştirdik.”

euronews:

“Bölgenin genelinde olan gelişmelere paralel olarak sizin de politikanızın değişeceğini söyleyebilir miyiz?”

el-Beşir:

“Bulunduğumuz bölge bir kaynama halinde. Sudan’ın istikrar içinde olması yalnızca Sudan için değil tüm bölge için gerekli. Güney Sudan’da olanlara bakın, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, Libya, Suriye, Yemen ve Irak’ta… Batı’dan gelip Boko Haram’a katılanlar oluyor. Nijerya, Kamerun, Çad tüm bölge kaynıyor. Sudan bu ülkelerden kitlesel göçler alıyor. Sudan şimdi istikrar ve güvenlik arayan çok sayıda kişinin döndüğü yön konumunda.

euronews:

“Gelecek seçimlerde de aday olmayı düşünüyor musunuz?”

el-Beşir:

“Bu şartlarda Sudan’ı yönetmenin kolay bir şey olacağını düşünmüyorum. Fakat partimin kararı üzerine aday olduğumu şimdiden açıkladım.”

Bocelli: "Benim için dünya üzerindeki en büyük otorite papadır"

Küresel Tartışmalar

Bocelli: "Benim için dünya üzerindeki en büyük otorite papadır"