Son Dakika

Okunan haber:

Kudret Emiroğlu: "Trabzon güngörmüş bir şehirdi, fakirleşince travma yaşadı"


DÜNYA

Kudret Emiroğlu: "Trabzon güngörmüş bir şehirdi, fakirleşince travma yaşadı"

Üzerinde imparatorluk kurulan geçmişi, tarihi İpek Yolu üzerinde bir liman kenti olması, yüzyıllar boyunca farklı milletlerden, dinlerden tüccarları ağırlaması , kozmopolit nüfusu, Osmanlı’nın yeniliklere en açık şehirlerinden olması ve bu yüzden de her dönemde siyasal ve ekonomik açıdan önem kazanması Trabzon tarihinden konu açılınca bir çırpıda söylenenler.
Peki bu tarihi geçmişin, bugüne kadar kent üzerinde bıraktığı izler, kültürel miras günümüzde Trabzon’u nasıl etkiliyor?

Bu konuyu, Kültür Tarihi, Kent Tarihi, II. Meşrutiyet ve Karşılaştırmalı Etimoloji alanlarındaki çalışmaları yanısıra Trabzon tarihi konusundaki araştırmaları ile bilinen tarihçi, dilbilimci, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Kudret Emiroğlu ile konuştuk.


Emiroğlu’na göre Trabzon her zaman değil, zaman zaman, Doğu Akdeniz’deki ticaret aksları kapandığında, ticaret yolu Kuzey’e kaydığında önemli olmuş bir şehir, Doğu Akdeniz’deki akslar açıldığında ise Trabzon o kadar da önemli konumda değil. Çünkü tarihte uzun süre, ticaret aksları Doğu ile Batı arasında olmuş ve bu akslar üzerindeki şehirler önem kazanmış.

Kudret Emiroğlu ayrıca “Eğer gün görmüş, zenginlik yaşamış, çeşitlilik yaşamış bir şehirden fakirliğe düşerseniz bu daha travmatik bir durumdur. Ama zaten böyle bir geçmişi olmayan bir şehirseniz, kenarda köşede kalmak, psikolojik bir travma yaratmaz.Dolayısıyla da Trabzon, üretimin gerilemesi, geleneksel esnafın, zanaatkarın çökmesi ile zaman içinde üstyapı zenginliğini de kaybetti ve kültürel açıdan da geriledi.” tespitini yapıyor.

Efsaneye girmeye gerek yok, Trabzon’un önemi kendisine yeter

Trabzon’un bir merkez olma özelliği elbette var ama bir İstanbul değil, Roma değil, 5 bin yıllık dendiği zaman, bir Sümer şehirleri, bir Uruk değil. Efsaneye girmeye gerek yok. Trabzon’un önemi kendisine yeter. Haçlı Seferleri zamanında da Kuzey aksı, Karadeniz’in kuzeyinden geçen yol önem taşımış, o dönemde de Trabzon yine önem kazanmıştır. İspanyol elçileri, İngiliz elçileri, o çağda Doğu’ya, gerek Moğollara olsun, gerek bundan 200 yıl sonra Timurlulara olsun, orta dönemde İlhanlılara olsun hep Trabzon üzerinden gittiler. Trabzon o zaman şehir olma özelliği anlamında tabii ki çok eskiye gidiyor. Kendi ard alanı olması, bölge merkezi olması çok eskiye dayanıyor. Böyle bir niteliği var. Önemli olan da bence budur.

Üç yerde Bizans devleti kuruldu, ikisi yaşamadı, Trabzon’daki uzun süre ayakta kaldı

Dördüncü Haçlı Seferleri ile Latinler İstanbul’u yağmaladılar. Bizans’ı yağmaladılar. Bu tarihten sonra 3 yerde Bizans hanedanlıkları devlet kurmuştur. Mora’da, İznik’te, Trabzon’da. Bunların diğer ikisi yaşamadı, Trabzon yaşadı. Bu üç yerden biri olması, Trabzon’un devlet kurabilecek bir potansiyeli olduğun gösteriyor. Bu, bütün dünya için önemli olduğunu göstermiyor, ama Bizans siyaseti içinde kendisine ait bir ard alan ile merkez siyasetini birleştirebilecek bir yapı oluşturabildiğini gösteriyor. Bu yapı, biliyorsunuz, Fatih’e kadar devam edebildi. Şimdi bu hem bölgesel anlamda bir önemi, bir bölge merkezi olduğunu gösteriyor hem de bu bölge merkezinde, o zamanın devletlerarası siyasetini yürütebilecek bir yetenek gösterebildiğini ortaya koyuyor.

Gelenekleri ayrı olabilir ama Trabzon’un Rum’u ile Müslüman’ı aynı kültüre sahipti

Bizim Türkiye’de ne yazık ki son 20 yıldır etnisite üzerine düşme çok fazla arttı. Kozmopolitlik dediğiniz, eğer farklı etnik grupları, farklı mezhep grupları, din grupları olarak anlıyorsak, ekonomik açıdan bunun bir önemi yoktur. Ekonominin baktığı kozmopolitlik, farklı üreticilerin, farklı zanaatkarların, farklı esnafın bir arada bulunmasıdır. Yoksa farklı farklı kültürler dediğimiz şey farklı dinler, farklı etnisiteler anlamına gelmez.

Trabzonun Rum’u ile Trabzon’un Müslüman’ı aynı kültüre sahip. Farklı dini olması, farklı dil konuşması, onun kültürünü farklılaştırmıyor. Bu Anadolu’nun bütünü için geçerli. Ne yazık ki kamuya mal olmuş bu tür tarih bilgileri, sosyoloji bilgileri bu anlamda doğru değil. Sadece Trabzon için değil, Doğu Anadolu’da Ermeni’si ile Müslüman’ı da aynı kültür içinde yaşıyor. Bunu görmek lazım. Karadeniz’in, Trabzon’un kendine has bir bölgesel bir kültürü var. Tabii ki Rum’larla Müslüman’ların ayrı gelenekleri, ayrı ritüelleri olabilir ama aynı kültür çemberi içinde yaşıyorlar.

Trabzon’un kozmopolitliği, farklı dinsel grupların bir arada bulunması değil

19. yüzyıl Osmanlı’sında belli üretim dallarının belli etnik gruplarla veya mezheplerle çakışması gibi bir durum söz konusu. Bu Anadolu’da daha fazla. Ne diyoruz, genelleme yapıyoruz. Esnaf, zanaatkar, tüccar, gayrimüslimdi diyoruz. Bu bir genellemedir, bilebildiğimiz kadar da dogrudur. Trabzon bu genellemenin, Anadolu bütününden baktığımız zaman dışına çıkıyor. Nasıl dışına çıkıyor? 19. yüzyıl Osmanlı yazarları ya da yabancı seyyahlar, “Trabzon’da müslümanlar da iş yapıyor.” diyorlar. Bir kere Trabzon’un Anadolu’dan böyle bir farklılaşması var. Dolayısıyla Trabzon’un kozmopolitliği, farklı dinsel grupların bir arada bulunması değil. O zaman bu Anadolu’da her yerde söz konusu . Anadolu’da Rum olmayan, Ermeni olmayan diğer gruplar olmayan yer yok ki.

Buharlı gemi Karadeniz’e girince Trabzon yeniden zenginleşmeye başladı

19. yüzyılda yine transit ticaretin canlanması söz konusu. 1834’te buharlı gemi Karadeniz’e giriyor. İngilizler başlatıyor, Fransızlar v.s. Avrupa ülkeleri yürütüyor. Yine Doğu’ya gidiyorlar. İran üzerinden Hindistan ve Doğu’ya doğru gidiyorlar. Eskiden İpek Yolu, Baharat Yolu’nda Çin’den, Hindistan’dan Avrupa’ya mal taşınıyordu. Şimdi Avrupa’nın mamul malları doğuya taşınıyor. Ticaretin yönü değişti ama, Trabzon yine orada duruyor ve yine transit ticaretten kar ediyor ve büyüyor.

Sadece transit ticaret olsaydı Trabzon şundan ibaret olurdu: Liman, depolar, hamallar

Trabzon, zaten ard alanı varken, kendisi bir bölgesel merkezken bir de transit ticaretin canlandığı bu dönemlerde, işte kozmopolitlik dediğimiz, farklı üretim dallarını bir arada bulundurabilecek, farklı zanaatları bir arada bulundurabilecek bir şehir haline geliyor.

Eğer kendisi bir bölge merkezi olmasaydı, sadece transit ticaret olsaydı o zaman şundan ibaret olurdu: Liman, depolar, hamallar.. Hayır Trabzon zaten bir şehir, bir de transit ticaret üstüne geldiği zaman bunun altyapısı da üst yapısı da kendini üretiyor. Yani Trabzon’da ne oluyor, bu ticaretten pay alan, ticareti yönlendiren tüccarlar çıkıyor, bir şehir hayatı doğuyor ve bu şehir hayatının gerekleri olan, çevreyle birlikte, daima ard alanı ile birlikte düşüneceğiz, işte terzisi, ayakkabıcısı, lokantacısı, fırıncısı, bütün bildiğimiz zanaatlar, esnaf canlanıyor ve bir şehir hayatı oluşuyor.

Otelleri, tiyatroları, sinemaları ve basını Trabzon’u 19. yüzyıl şehri yapıyor

Şehir hayatı olması, işte o zaman 19. yüzyıl şehri nedir, lokantaları, otelleri, tiyatroları, sinemaları ve basını. Bunlar Trabzon’u şehir yapıyor. 14 ve 15. yüzyıl için de böyle. Bedesteni, hamamı, çarşısı var.

Hamam, çarşı, han, bedesten nerede olur? Kozmopolit, yani dışarıdan yabancıların geldiği, farklı üretim yapan, insanların gelip kaldığı bir merkezde. Bir şehir, kozmopolit değilse şehir değildir. Bu Rum’un, Ermeni’nin, Müslüman’ın bir arada yaşadığı anlamında değil, farklı zanaatların, farklı üretim dallarını yürüten insanların, birbirlerini satıcı ve müşteri olarak besleyebildikleri bir piyasa anlamındadır. Bu piyasa ne yapmaya başlar?

Trabzon’da gördüğümüz gibi, gazetelerini kitaplarını, spor takımlarını vs üretmeye başlar. Yani toplum örgütlü toplum olmaya, okur yazar toplumu olmaya doğru gider ve örgütlenmeye başlar.

Trabzon’u diğer Anadolu şehirlerinden farklı kılan budur. Bir bölgesel merkez olması, zaten bir üretim merkezi, çarşısı, pazarı, piyasa olması. Meydan… Trabzon’da meydan Fatih orayı fethettiği zaman da vardı. Bir şehirde meydan olması çok önemli göstergedir. Bunun üzerine bir de 19. yüzyılda, 1830’larda transit ticaret geldiği zaman, Trabzon en parlak dönemini yaşar ve 20. yüzyıla böyle girer.


Trabzon 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kaybeden bir şehirdir artık, kazanan bir şehir değildir

Çünkü Trabzon çevrede kalmıştır artık, merkez değildir. Trabzon’un merkez olma özelliği gittikçe sönümlendi ve artık gün yüzüne çıktı. Sovyetler Bİrliği zamanında çok darbe yemiş oldu. Çünkü Karadeniz’in köşesinde, uluslararası ilişkiden yoksun bir şehir haline geldi. Anadolu’da da demiryollarının açılması, Ankara’nın merkez olması, Trabzon’u yine Türkiye’nin de köşesinde bir şehir halinde bıraktı. Eskiden bütün Doğu Anadolu, Trabzon üzerinden İstanbul’a gidiyordu. Ama Ankara’ya gidileceği zaman Trabzon’a gidilmeye gerek kalmadı. Dolayısıyla Türkiye’nin merkezle olan bağlantısında Trabzon geride kaldı. Trabzon taşra oldu ilk defa.

Güngörmüş, zenginlik yaşamış bir şehirden fakirliğe düşerseniz bu daha travmatiktir

Sosyal psikoloji şudur: Eğer gün görmüş, zenginlik yaşamış, çeşitlilik yaşamış bir şehirden fakirliğe düşerseniz bu daha travmatik bir durumdur. Ama zaten böyle bir geçmişi olmayan bir şehirseniz, kenarda köşede kalmak, psikolojik bir travma yaratmaz. Trabzon’da biraz önce tanımladığım alan için üretim yapan esnaf çöktü, zanaatkar çöktü. Trabzon’un merkez olma özelliğini, o üstyapı zenginliğini kazandıran, ben o kelimeyi çok sevmiyorum ama aydınlar Trabzon’dan göçtüler.

Eskiden Trabzon’da tatmin olabilirlerdi. Çünkü bir arkadaş çevreleri, bir yaşam alanları ve kendi egemenlik alanları vardı. Bu egemenlik alanlarını kaybedince onlar da göçtüler. Dolayısıyla Trabzon bu tip insanları besleyemez, yaşatamaz hale geldi. Esnafı da göçtü.

Ekonomik gerileme, kendini itilmiş hisseden delikanlılar ve içi kof bir kabadayılık kültürü yarattı

İşte Trabzon için, sadece Trabzon için değil bütün bu bölge için Gümüşhane’den Giresun, Ordu’ya kadar İstanbul kalitesinde, Avrupa kalitesinde ayakkabı üreten bir zanaatkarınız varken ne yaptınız. Ülke çapında, hatta uluslararası zincirlere bağlı mamul maddeler gelip satılmaya başlandığı zaman sizin ayakkabınız çok pahalı oldu. Bu, seri üretimin, seri üretime çok daha üstün zanaat üretimini kovalamasıdır. Trabzon’da da yaşanan budur.

Böyle bir zenginlikten böyle bir görgüden gelen kayıp, insanın daha fazla psikolojisini bozar ve etkiler. Böyle bir geçmiş, bunun üzerinde bir de ne vardır, Trabzon merkezi ile Trabzon kırsalı arasındaki, o merkezin, egemen ideoloji, egemen kültür yaratan şehir terbiyesi veren kültürü de yıkıldığı zaman, Trabzon sadece, içi kof bir kabadayılığa teslim olmuş oldu.

Delikanlılık dediğimiz, Trabzon’da çok önemlidir. Ama delikanlılık, fiziki güç kullanarak haksızlık yapabilmek midir? Aslında bu çaresizliğin ifadesi oldu. Aslında delikanlılık dediğimiz, belli bir kültürün, belli bir ahlakın savunucusu, bunun için kendini ortaya atabilen kişi anlamına gelirken sadece kendisi için ve kendi arkadaşları için hareket eden kişi anlamına geldi. Artık o adalet, hak, sevgi dediğimiz kavramlar kendinden menkul, kendi için söz konusu. Çevre için değil. Neden çevre için değil? Çünkü üretim çökmüş. Artık bir çevresi zaten yok aslına bakarsanız. Ekonomik gerilemenin sosyal gerilemeye, sosyal gerilemenin de bu tür psikolojik tabakalanmaya, yani kendisini aslına bakarsanız itilmiş hisseden delikanlılar yaratması bu ortamın sonucudur.