Son Dakika

"Suriyeli mülteci yükü Türkiye’nin omuzlarında"

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki savaş ve çatışmalar nedeniyle ülkelerini terk ederek daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan

Okunan haber:

"Suriyeli mülteci yükü Türkiye’nin omuzlarında"

Metin boyutu Aa Aa

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki savaş ve çatışmalar nedeniyle ülkelerini terk ederek daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan mültecilerin trajedisi sürüyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Suriye krizi konusunda hala somut bir adım atamazken, mültecilerin Avrupa’ya geçiş hayalinin insan kaçakçıları tarafından kullanılması zaman zaman Akdeniz ve Ege’de ölümlerin yaşanmasına neden oluyor.

Ege Denizi’nde son olarak mültecileri taşıyan iki lastik botun batması sonucu 5’i çocuk 12 Suriyeli boğularak can verdi. Bodrum plajında kıyıya vuran Suriyeli 3 yaşındaki Aylan Kurdi’nin cansız minik bedeninin görüntüsü hafızalardan silinmeyecek.

Gizem Adal, euronews: “Aylardır yaklaşan krizi görmezden gelen Avrupalı liderler ne kadar mülteci kabul edecekleri konusunda uzlaşamazken, ölen çocukların cesetleri kıyıya vuruyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın yaşadığı en ciddi insani krizi değerlendirmek üzere Ankara’ya uzanıyoruz. Konuğumuz uzun yıllar Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği sözcülüğünü yapan ve şu anda İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanlığını yürüten Metin Çorabatır. Merhaba Sayın Çorabatır, hoşgeldiniz Euronews’e.

3 yaşındaki Aylan Kurdi’nin cansız minik bedeninin Ege kıyısına vurması, yürek burkan o görüntüler tüm dünyayı ayağa kaldırdı. Bütün bu yaşananların ardından sizce mülteci krizi konusunda artık somut adımlar atılır mı yoksa bu da bir süre sonra unutulur mu?”

Metin Çorabatır, İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı: “İnşallah, temennimiz bu acının yüreklerde olduğu gibi kafalarda da veya siyasi odalarda da, karar alıcılarının odalarında da bir kalıcı sonuç bırakması ve insan hakları, mülteci hakları çerçevesinde ciddi çözümlerin aranmasına artık başlanılmalı. Bunun başında da uluslararası işbirliğini ön plana çıkarmak geliyor.”

Gizem Adal, euronews: “Almanya İçişleri Bakanı euronews’e verdiği röportajında Avrupa Birliği (AB) bütçesiyle Türkiye’de bir mülteci kampı kurulması gerektiğini söyledi. Suriye’de iç savaşın başladığı tarihten bu yana Türkiye’de zaten yıllardır bu kamplar var ve 2 milyon Suriyeli var. Türkiye’den hala bir şeyler beklemek gerçekçi mi? Suriyeli mültecilere hem şehirlerde, hem de kamplarda insani düzeyde yaşam imkanları sunuluyor. Yani yeni bir mülteci kampı kurmak yerine Türkiye’ye bu konuda destek verilmesi daha doğru bir adım olmaz mı sizce?

“Mülteci krizi ancak taraflar aynı dilde konuşursa çözülür”

Metin Çorabatır: “Tabii ki şu anda bu kriz Avrupa kapılarına dayandıktan sonra Avrupalılar daha ciddi eğildi. Türkiye gibi Suriye’ye komşu olan ve büyük yükü üstlenmekte olan ülkeler bugüne kadar Avrupa’ya hep çağrıda bulunuyorlardı. Ancak fiilen mülteciler kendi başlarının çaresine bakmaya başladıktan sonra Avrupa’da bir silkinme oldu. Çok çeşitli fikirler uçuşuyor, işte Almanya’nın değişik önerileri var, mültecilerin dağılımı konusunda tartışmalar var. Sayın İçişleri Bakanı’nın o demeci de bu uçuşan fikirlerden birisi, onların düşünceleri. Elbette bunun kabul edilip edilmemesi bir sürü prosedürden geçecek, Türkiye’nin kabul edip etmemesi de söz konusu. Ama şu var; kamp zaten ideal bir çözüm değil. Türkiye’deki kamplarda 300 bine yakın kişi neredeyse beşinci yıllarını dolduruyorlar, kamp doğal bir yerleşim tarzı değil. Yapılması gereken hem Türkiye’ye düşen işler var, hem Avrupa’ya. Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre uyguladığı coğrafi kısıtlamayı biran evvel kaldırması, entegrasyon kavramına yoğunlaşması, Avrupa’daki başarılı entegrasyon modellerini örnek alarak Suriyelileri ve diğer Avrupalı olmayan mültecileri entegre etmeye çalışması lazım. Bunun için de Avrupa’dan büyük bir yardım alması lazım. Eğer iki taraf aynı dilde, aynı kavramlar etrafında, aynı endişelerle konuşmaya başlarsa kriz çözülür. Aksi takdirde karşılıklı tartışmalar sürer ve bunun mağduru yine mülteciler olmaya devam eder.”

Gizem Adal, euronews: “Siz uzun yıllar Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde sözcülük görevini yürüttünüz. Bir uzman olarak peki sizce Avrupa Birliği ne yapmalı, artık sadece Avrupa da değil, tüm dünya, uluslararası toplum. Sizce uygun adım nedir?”

“Türkiye tek başına 2 milyonu misafir ediyor”

Metin Çorabatır: “Şimdi çok büyük yürü Türkiye, Ürdün gibi Türkiye’ye komşu ülkeler yükleniyor. Türkiye tek başına 4 milyon insanın 2 milyonunu misafir ediyor ve uzun süredir misafir ediyor. Bu ekonomik sosyal, çeşitli gerginlikler yaratıyor. Bu ağır bir yük. Dünyanın en büyük zengin ülkesi bile bunu kaldıramaz. Buna karşın Avrupa ülkelerine bakıyoruz. Örneğin İngiltere 216 Suriyeli iltica talebi kabul etmiş. Yalnız burada rakamlarda yanıltıcı olabiliyor. Birleşmiş Milletler raporuna göre 2014 yılında toplam AB alanına giren ve sığınma talepleri kabul edilen kişi 890 bin kişi. 1990’dan beri 2. en yüksek rakam. Türkiye başta olmak üzere en fazla yürü çekiyorlar. Bu mukayeseyi dikkate alarak çözümler aranmalı. Aynı dili konuşarak masaların etrafında ortak çözüm aranmalı.”

Gizem Adal, euronews: “Son dönemde artan mülteci trafiği ve bu yaşanan trajedilerin Avrupa kamuoyunu etkilemesi, Suriye’de yıllardır devam eden iç savaşın sona erdirilmesi konusunda Batılı devletlerin artık kalıcı bir çözüm bulmasını sağlar mı sizce?”

“Suriye krizinde BMGK işe yaramaz olduğunu gösterdi”

Metin Çorabatır: “Burada barışın korunması ve insanların bu ortamda korunması amacıyla kurulmuş Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) hiçbir adım atamadı… Daha önceki krizlerde olduğu gibi bu krizde de tamamen işe yaramaz olduğunu gösterdi. Olayın siyasi boyutu en önemli boyutu.. Mülteci olayına neden olan olay… Bu güne kadar,Batı, Güvenlik Konseyi, Rusya, Çin bir çözüm bulamadı…, bulmakta istemediler belki… En azından bu küçük yavrunun trajik bir şekilde ölümünden sonra hakikaten siyasetçiler sadece kameralar önünde göz yaşı dökmemeli. Ciddi adımlar atmalı ve bu adımlarında odağında insani kaygılar, insan hakları, mülteci hukukun prensipleri çerçevesinde bu sorunlara çözüm aranmalı.”