Son Dakika

Okunan haber:

Kapoor:"Devletler için borç miktarından çok borcun nasıl kullanıldığı önemli"


real economy

Kapoor:"Devletler için borç miktarından çok borcun nasıl kullanıldığı önemli"

Real Economy’de yeni dönemin ilk programının konusu “borç”. Monica Pinna “sürdürülebilir borçlanmayı” Avrupa’dan örnekler üzerinde inceledi, Portekiz, Letonya ve Yunanistan ekonomisiyle ilgili karşılaştırmalı uzman görüşleri aldı. Konunun yetkin isimlerine “devletler için borç kullanmak şart mıdır”, “borçlanma mutlaka kötü bir şey midir”, “sürdürülebilir borç ne demektir” gibi sorular yöneltti.

Mikro ve makro ölçekteki ekonomide birçok temel kavram paralellik gösteriyor. Bir işletmenin sahibi borç almak isterse alacağı kredi sahip olduğu kıymetlere ve bu parayı sarf edeceği şekle nisbet ediliyor. Diğer yandan hükümetlerin de topladıkları vergi yetmediğinde para bastığını ya da borç aldığını biliyoruz. Fakat ülkelere değer biçmek ise mümkün değil. Ayrıca alınan krediler de her zaman para getirecek şekilde harcanmıyor. Peki devletlerin borcunun sürdürülebilir olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?

Hükümetler tahvil satıyor, bunun karşılığında da faiz ödüyorlar. Yabancı ya da yerli yatırımcılara aldıkları tahvil karşılığında belirli bir dönem sonunda faiziyle ödeme yapılması vaat ediliyor.

Eğer ilk yıl yatırımcılara tüm faiz ödenirse, gelecek yıl borcun yurt içi hasılaya oranı düşer. Çünkü her yıl her ekonominin bir miktar büyümesi beklenir ve yurt içi hasıla da bu oranda artacaktır.

Borcun sürdürülebilir olması hükümetin tarihi gelen borçları ödeyebiliyor olması demektir. Bunun için de ekonomi büyüyor olmalı ve ancak büyüdükçe borçlanılmalıdır.

Eğer ekonomi büyümez ve yurt içi hasıla da düşüşe geçerse bu borç oranının yükselmesi anlamına gelir.

Bu da yatırımcılarda endişeye yol açar ve artık bu devletin tahvil satışı için daha cazip teklifler sunması ve daha fazla faiz ödemesi gerekir.

Yani hükümetler ekonominin yavaşladığı dönemlerde daha fazla faiz ödemek zorunda kalır.

Eğer borcun yurt içi hasılaya oranı çok yükselir ve ödeyebilirliği sorgulanmaya başlarsa artık sürdürülebilir borçlanma söz konusu değil demektir.

Yunanistan’ın borcu sürekli büyüdü, çünkü ekonomi yavaşlayıp küçülüyor olmasına rağmen borç almaya devam ettiler. Böyle olunca borçlarını ödemek için bu kez daha yüksek faizle borç aldılar. Paranın büyük bölümü yabancı yatırımcılara gitti, ülke dışına çıktı.

Aslında Avrupa’da birçok başka ülke de bu sıkıntıya düştü. bunlardan biri de Portekiz.

2011’de Portekiz’in kamu borcu GSYH’nın yüzde 111’iydi şimdi bu oran yüzde 130’a yükseldi. Bu oran Avrupa Birliği’nin Portekiz’den talebinin 2 katından da fazla (%60) olsa da uluslararası algıda bir değişim olduğu görülüyor. Gösterilen çabalar sonucunda yatırımcılarda Portekiz’in borcunun sürdürülebilir hale geleceğine dair bir algı oluştu.

Coimbra Üniversitesi ekonomi profesörlerinden Jose Reis’a göre ise Portekiz’in bundan daha fazlasına ihtiyacı var ve Euro kurallarında da bazı değişikliklerin yapılması kaçınılmaz:

“Mali ve Parasal Birlik bir çok şeyin aynı torbaya konmasına sebep oldu. Yapısı çok farklı olsa da aynı muameleye tabi tutuldu. Fakat daha doğru bir ayrım yapılmalı ve her şey yerli yerine konulmalıydı. Portekiz için iyileşmenin, sürdürülebilir ekonomiye sahip olmanın bedeli yapılacak reformlardan geçiyor. Eğitim, istihdam, endüstri, yatırım ve gelir dağılımında reform yapılması gerekiyor.”

Avrupa Birliği’nin nüfusu ve ekonomisi küçük ülkelerinden Letonya’da yakın zamanda düştüğü zorluk sebebiyle uluslararası reçete kullanmak zorunda kalmıştı. 2008 yılında Letonya ekonomisi büyük bir hızla çakıldı. Milli hasıla düşerken borç da artıyordu. Krizin sarstığı ülke 2009 yılında bir kurtarma planına girdi ve 2012’ye kadar kemer sıkma önlemleri uygulandı.

Letonya ekonomisini bu kriz döneminde ihracata odaklanmak Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri durumuna getirdi. Ülke devalüasyona da başvurmadan 2014’te Euro Bölgesi’ne de girdi. Şimdi birçok ekonomist Euro Bölgesi’nde zor durumdaki ekonomilere Letonya’yı takip edilmesi gereken örnek olarak gösteriyor. Peki Letonya bu büyük değişimi nasıl yapabildi? Letonya’nın Maliye Bakanı Yardımcısı Liga Klavina’ya göre kriz sadece ihracat artışıyla aşılmadı:

“Bu üç alandaki reformların birleşimi sonucu olabildi: Mali sektörde bir bölümü yapısal birçok reform yapıldı. İş dünyasında ve ihracatta da.

Kurtarma programının ilk başladığı yıl olan 2009’da GSYH’da yüzde 8.8 oranında bir konsolidasyon yapıldı ve bu ana planda gelir tarafında değil, gider tarafında oldu.”

Burada akla gelen ilk soru ise “bu iksir diğer AB ekonomilerine de fayda sağlar mı?”.

Letonya’da olumlu sonuç veren bu reçetenin ondan çok daha büyük çaptaki ekonomilerde benzeri sonucu vermeyeceği hatta olumsuz etkileyeceği yorumları yapılıyor. euronews muhabiri Maithreyi Seetharaman bu soruyu Re-Define düşünce kuruluşu genel yöneticisi Sony Kapoor’a yöneltti. Kapoor ekonomist ve Avrupa Ekonomisi üzerine uzman:

euronews:

“Portekiz ve Yunanistan bu duruma nasıl geldi ve çıkış yolları nedir?”

Sony Kapoor:

“Onlar gelişmiş ekonomiler arasında kalmış olan gelişen ekonomiler. Bu şu demek: Avrupa’nın geri kalanıyla ilişkilerini ve konumları ancak borç aldıkları para yoluyla sürdürdüler. Kriz geldiğindeyse sanki denizde yüzerken bir med-cezire yakalanmış gibi oldular ve ortada kaldılar. Herkes hem Yunanistan hem de Portekiz ekonomisinin çok güçlü olmadığını gördü. Sürdürülebilir olup olmadıkları sorgulanmaya başladı ve bir girdaba girmiş oldular.

Hani çizgi filmlerde olur ya uçuruma gelen karakter bir süre boşlukta yürümeye devam eder fakat altının boş olduğunu fark ettiğinde ise sert bir düşüş başlar, aynen öyle.”

euronews:

“Peki bu çizgi film kahramanı bir daha nasıl yukarı çıkacak?”

Kapoor:

“Kısa vadede bir çözüm görünmüyor. Mesela Portekiz eğitimde reform yapmak zorunda fakat bu da kısa vadede sonuç vermeyecektir. Yunanistan’ın ise tam bir endüstriyel altyapısı yok. hükümetlerin bu yöndeki kaynakları bir anda kurudu.

Kısa vadede bir çözüm ancak başkalarının kaynakları kullanılarak işletilebilir. Fakat bir ülke için bu da mümkün değil çünkü bu şekilde ancak daha da fakirleşirsiniz.

Yani şu anda borçlanıp borçlanmayacaklarını değil, ne kadar borç alacaklarını ve bu parayı nasıl kullanacaklarını konuşabiliriz.”

euronews:

“Letonya’nın ekonomisinin nisbeten küçük kaldığını düşündüğümüzde bu reçeteyi yine de diğer ülkelere uygulamak mümkün diyebilir miyiz?

Kapoor:

“Birçok sebepten dolayı; hayır. Bunlardan biri senin de dediğin gibi ekonominin çok küçük olması. İkinci olarak da onların sahip olduğu zenginlikler zaten kısa süre önce edinilmişti. Böyle olunca, yani sadece 10 yıl önce bazı kazanımlar elde ettiyseniz, çok daha esnek olabiliyorsunuz ve diğer köklü Avrupa ekonomilerine göre daha kolay geri adım atabiliyorsunuz. Yunanistan gibi daha köklü ekonomilerde beklentiler de daha yüksek oluyor.”

euronews:

“Yani sürdürülebilir borçlanmaya bakışımızı değiştirmeli miyiz?”

Kapoor:

“Borçlanma tek başına ne iyi ne de kötüdür. Bu tamamen paranın nasıl kullanıldığına bağlı. Şu ara daha sık kullanılan verimli ve verimsiz borçlanma terimlerinde olduğu gibi.

Bu önemli bir ayırım. Mesela siz bir ferden borç alarak MIT ya da Harvard üniversitelerine gitmeli misiniz? Birçok durumda bunun cevabı “kesinlikle evet” olur. Çünkü size olumlu bir geri dönüşü olacaktır. Ülkeler için de aynı. Eğitimi geliştirmek için borçlanıp, daha üretken bireyler yetiştirebilirsiniz. Ya da altyapı yatırımı yapmak için borçlanıp endüstrinizi ayağa kaldırabilirsiniz. Yani ilk bakışta hoş görünmese de bir ifadeyle borcunuzu azaltmak için borçlanmış olursunuz ya da sürdürülebilir hale getirmek için.”

euronews:

“Peki riski nasıl ölçebiliriz?

Kapoor:

“Eğer uzun vadeli plan yapabiliyorsanız, borç almak için farklı kaynaklara sahipseniz ve uzun vadeli kredi alabiliyorsanız bu sizin için büyük bir avantaj olur, ki bizim İngiltere’de yaşadığımız da bu oldu.

Üretime dönük borçlanmalısınız ve acil durumlar için de bir alternatif planınız olmalı. Bu muhtemel krizler ve pazardaki zorlanmalar durumunda size çok yardımcı olacaktır.

Kamu sektörü daha verimli işletilebilir. Borç alabilir ve bunu üretimi büyütecek bir eğitim için kullanabiliriz. Düşük faizle yapabilir ve büyüme potansiyelimizi de genişletebiliriz.

Bu sadece borç ödemeye odaklanıp ekonomiyi küçültmekten çok daha iyi ve uzun süreli getirisi olan bir politika olacaktır.”