Son Dakika

Okunan haber:

Kılıçdaroğlu: Türkiye'nin beklemeye veya tekrar seçime gitmeye tahammülü yok


DÜNYA

Kılıçdaroğlu: Türkiye'nin beklemeye veya tekrar seçime gitmeye tahammülü yok

Türkiye erken genel seçimlere geri sayıyor. 7 Haziran seçimlerinin ardından siyasi liderler arasında süren koalisyon görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı. Şimdi herkes Türkiye’nin 2 Kasım sabahı bir tek parti iktidarına mı yoksa yeniden bir koalisyon görüşmeleri sürecine mi uyanacağını merakla bekliyor. İşte bu seçim matematiğinin önemli aktörlerinden birisiyle birlikteyiz, Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu.

Nezahat Sevim, euronews:

“Sayın Kılıçdaroğlu Avrupa’dasınız, bundan önce de Avrupa’nın birçok önde gelen kentinde önemli isimlerle temaslarda bulundunuz. Türkiye üzerinde konuştuğunuzda, Avrupalı liderlerin, fikir önderlerinin Türkiye ile ilgili fikirleri nelerdir? Biliyorsunuz Türkiye ile Avrupa Birliği arasında ilişkiler neredeyse donma noktasına geldi. Bu kapsamda Türkiye Avrupa’dan nasıl gözüküyor?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Bizim taşıdığımız kaygıları, Avrupa’nın siyasi aktörlerinin de aynen taşıdığını görüyoruz. Bu bizde de kaygı yaratıyor. İki konuda yoğunlaşıyorlar, birincisi mülteciler konusu. İkincisi de malum Türkiye’de devam eden iç çatışma, Kürt sorunu. İki konuda da düşüncelerimizi soruyorlar ve sorunun nasıl çözüleceği yönünde “CHP’nin düşüncesi nedir, nasıl bir yol haritası izlenmelidir?” diye soruyorlar. Biz de onlara kısaca yanıt veriyoruz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesi halinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakere süreci nasıl ilerleyecek?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Hızla ilerleyecek, biz Avrupa Birliği’nin yeni bir fasıl açmasını beklemeyeceğiz. Avrupa Birliği’nin birliğe bağlı ülkelerde hangi standartlar varsa demokrasi açısından, hukukun üstünlüğü, kadın- erkek eşitliği, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı… Bütün bunların tamamını biz gerçekleştireceğiz. Yeni bir fasıl açılmasını asla beklemeyeceğiz. Dolayısıyla birliği şaşırtacağız. Birlik bakacak ki, yeni bir fasıl açmadan Türkiye bütün koşulları gerçekleştirmiş. Bizim seçim bildirgemizde de temel hedefimiz şuydu; Türkiye’ye birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz, Avrupa Birliği’nde hangi ilkeler, kurallar geçerliyse aynı ilkeleri ve kuralları kendi ülkemizde de getireceğiz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“7 Haziran’da Türkiye başarılı sayılabilecek bir seçim gerçekleştirdi. Ancak liderler arasında süren görüşmelerin ardından bir koalisyon sonucu çıkmadı. Cumhuriyet Halk Partisi de ikinci partiydi, buna rağmen hükümet kurma görevi verilemedi. Sizce bunun altında yatan neden nedir? Neden bir koalisyon hükümeti kurulamadı?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Verilemedi değil, aslında verilmedi. Çünkü sarayda oturan kişi, seçimi bir anlamda sabote eden kişi Sayın Erdoğan’dı. Anayasaya göre tarafsız olması gerekirdi, tarafsızlığı ihmal etti, seçim meydanlarına çıktı. Ve geçmişte lideri olduğu partiye açıkça oy istedi. Bir koalisyonun oluşmasını istemiyordu, bundan büyük kaygılar duyuyordu. Hatta Davutoğlu’nun bir koalisyon kurmasının Davutoğlu açısından bir intihar olduğunu da ifade etmişti. Sonuçta bir koalisyon gerçekleşmedi, şimdi de seçime gidiyoruz.

Tabi her siyasal partinin beklentisi gibi, bizim de beklentilerimiz var. Biz koalisyon süresinde, görüşmelerin devam ettiği süreçte çok iyi bir sınav verdiğimizi düşünüyoruz. Ülkenin hükümetsiz kalmaması ve bu görüşmeler süreci içerisinde ekonomide, dış politikada, eğitimde, hangi alanlarda bizim görüşlerimiz nedir onları da net ortaya koyduk. Sonuçta bir erken seçime tekrar gidiyoruz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Sizce 1 Kasım’ın 7 Haziran’dan farkı ne olacak? Bu süreçte ne değişti? Kimi anketler halen çok da seçim sonuçlarının değişmeyeceğini, en azından bir tek parti iktidarının çıkmayacağını gösteriyor. Bu da demek ki yeniden bir koalisyon görüşmeleri sürecine girilebilir. Bu durumda CHP ne yapacak, yine aynı sürece girildiği zaman?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Bütün anketlerde oyumuzun arttığı görülüyor, bundan memnunuz tabii. Amacımız, tek başına iktidar olmak. Eğer bunu yapabilirsek, dünyanın beklentilerini de karşılayacağız. Uygar dünyanın Türkiye’den beklentilerini de karşılayacağız. Daha demokratik, daha özgürlükçü bir Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Koalisyon görüşmelerine farklı bir yaklaşımınız olacak mı bu sefer?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Hayır, bizim tavrımız ve tutumumuz neyse, aynı tavrı ve tutumu sürdüreceğiz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Koalisyon görüşmelerinin yeniden çıkmaza girmemesi için ne yapacaksınız? Diğer partilerle nasıl bir yol izleyeceksiniz? Mesela en son HDP Eşbaşkanı Demirtaş‘tan CHP ile koalisyon için bir sinyal verildi. Sizin kırmızı çizgileriniz veya olmazsa olmazlarınız ne olacak bu görüşmelerde?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Doğal olarak önce seçimden birinci çıkan partiye görev verilecektir. Eğer biz birinci çıkar ve bize görev verilirse, biz kesinlikle bir koalisyon veya bir iktidarı mutlaka gerçekleştiririz. Türkiye’nin beklemeye veya tekrar bir seçime gitmeye tahammülü yok. Sorunlar giderek ağırlaşıyor ve derinleşiyor. Eğer bizim dışımızda bir hükümet oluşursa ona da saygı gösteririz. Bizimle koalisyon kurmak isterlerse, elbette koalisyon demokrasilerde bir uzlaşma yoludur ve biz bu yolu da sürdürmeye devam edeceğiz. Parlamentoda grubu bulunan bütün siyasal partilerle görüşüyoruz zaten. Bütün siyasi partilerle görüşen tek partiyiz aynı zamanda biz. MHP ile de, HDP ile de, AKP ile de görüşen bir partiyiz. Ve iki zıt kutup var bizim parlamentoda, HDP ve MHP. Bu iki parti bile, CHP’nin mutlaka geçen dönemde koalisyonda olması gerektiğinin altını özenle çizdiler. Bu CHP’nin demokratik açıdan da topluma ciddi bir güven verdiği anlamına geliyor. “

Nezahat Sevim, euronews:

“Yaklaşık iki buçuk yıl süren bir ateşkes vardı ancak seçimlerden sonra terör olayları yeniden hız kazandı. CHP’nin genel bağlamda hem çözüm süreci kapsamında, durma noktasına gelen bir çözüm süreci de var, CHP iktidar olduğu takdirde ne vaadediyor bu kapsamda, bu soruna bir çözüm bulabilmek için?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Bu sorun 30-40 yıldır devam eden bir sorun, tarihsel derinliği olan bir sorun. Bu sorunun bu güne kadar çözülmemesinin tek nedeni, siyasilerin üstüne düşen görevi yapmamaları. Olayı hep güvenlik açısından gördüler ve askere havale ettiler, güvenlik güçlerine havale ettiler bu sorunu çözün diye. Bu sorunun siyaseten çözülmesi lazım. Çözümün anahtarı demokraside ve özgürlükte yatıyor.

Ve şunu çok açık, net ifade ediyorum: Bu sorunu çözerse, Cumhuriyet Halk Partisi çözer. Bizim dışımızda bu sorunu çözme gücü olan bir siyasal parti yok.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Nasıl çözeceksiniz? Belirli somut adımlarınız veya planlarınız, vaatleriniz var mı?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Bu konuda vaatlerimiz var, planlarımız var, kanun tekliflerimiz var. Sivil toplum örgütleriyle çözüm konusunda yoğunlaşmış sivil toplum örgütleriyle yaptığımız görüşmeler var. Benzer olaylarla karşılaşan, dünyanın diğer ülkelerindeki siyasiler bu sorunu nasıl çözmüşler? Bu konuda bizim yaptığımız çalışmalar var. Dolayısıyla açık yüreklilikle söylüyoruz; bu sorunu çözme konusunda CHP mutlaka ön alacaktır ve sorunu çözecektir. Bu sorunun çözüm adresi parlamentodur, parlamentoda bir uzlaşma komisyonu olması lazım, bir toplumsal uzlaşmanın sağlanması lazım. Bu toplumsal uzlaşmayı sağladıktan sonra da bu sorunu çözeriz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Bir sol parti olarak CHP, Kürt nüfusunun yoğunlukta yaşadığı doğu bölgelerden istediği, beklediği oy oranını alamıyor. Bununla ilgili CHP’nin çalışmaları nelerdir? Kürt seçmenin kalbini kazanmak için CHP’nin izleyeceği plan nedir?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Bir dönem CHP, doğu ve güneydoğu bölgelerine rahat gidemiyordu. Rahat çalışamıyordu. Bugün o bölgelere rahatlıkla giden, çalışan partilerden birisiyiz. Örgütlerimiz çalışıyor, bizler gidip çalışıyoruz. O bölgelerdeki sivil toplum örgütleriyle zaman zaman bir araya geliyoruz. Ve o bölgedeki yurttaşlarımız da şunu çok iyi biliyorlar: Bu sorunu CHP olmadan kimse çözemez. O güveni verdik biz bölge halkına. Tabi yılların getirdiği bir kutuplaşma var. Etnik kimlik bazında gelen bir ayrışma var. Dolayısıyla Kürtler kendi partisi olarak adlandırdıkları HDP’ye oy veriyorlar. Yaptığımız bir çalışmada şunu söyledik kendilerine: “Bakın bu sorunun çözümünde CHP elinden gelen bütün çabaları gösterdi ve yol haritasını ortaya koydu. Niçin bize oy vermiyorsunuz?” “Bizim partimiz var, biz oraya oy vereceğiz” diyorlar. “Peki ama bakın çözümü biz buluyoruz.” “Siz sosyal demokrat bir partisiniz, zaten bunu yapmak zorundasınız” diyorlar. Biz bu ayrışmayı bölünmeyi biliyoruz, bunun farkındayız. Ama sonuçta biz ülkemize karşı sorumlu bir partiyiz. Ve bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Bu sorun çözüldüğü zaman Türkiye’de demokrasi sağlıklı bir zemine oturacaktır. O zaman ayrışma büyük ölçüde bitecektir. Gerçek anlamda sosyal demokrat olan partiler ve diğer partiler daha rahat ayrışmış olacaktır. O nedenle bu sorunun çözümü bizim için de hayati öneme sahip.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Suriye’deki savaş ve mülteciler, sığınmacılar konusu hem Türkiye’nin, hem Avrupa’nın hem de dünyanın önde gelen gündem maddelerinden birisi. Birleşmiş Milletler’de de önde gelen ülkelerin liderleri Suriye’ye çözüm arayışı içerisinde. Ancak görünen o ki, Suriye’ye çözüm noktasında, Beşar Esad’lı ve Beşar Esad’sız çözüm noktasında dünya liderlerinin fikir ayrılıkları var. Siz bu konuda nerede duruyorsunuz? Eğer CHP iktidara gelirse, Türkiye’nin dış siyaseti bu konuda ne tarafta olur?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Suriye politikasında büyük yanlışlıklar var. Daha doğrusu, Orta Doğu politikasında büyük yanlışlıklar var. Mezhep endeksli bir politika gütmek asla doğru değil. Başka ülkelerin iç işlerine karışmak asla doğru değil. Elbette ki demokrasiyi savunacağız, insan haklarını savunacağız. Eğer bir ülkede insan hakları ihlalleri varsa, o insan hakları ihlallerinin önlenmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Bu bir anlamda aslında sadece Türkiye’nin değil bütün uygar dünyanın ortak sorunu olmak zorundadır. Ama bir ülkenin iç işlerine müdahale edip, taraflardan birisini destekleyip, diğer tarafı tümüyle dışlarsanız bu doğru bir davranış olmaz.

Esad’lı veya Esad’sız bizim için fark etmiyor, Suriye’ye barışın gelmesi lazım. Eğer Suriye’ye barışı getirebilirsek, zaten Orta Doğu’da da büyük ölçüde akan kanı durdurmuş olacağız. Bizim tavrımız, tutumumuz baştan beri böyle, baştan beri bunu ifade ettik. Türkiye Suriye’deki taraflardan birisi olmamalı. Tam tersine sorunu çözmek için önemli bir aktör olarak gündeme gelmeli. Ama biz Türkiye’de bir uluslararası Suriye konferansı düzenleyelim dediğimiz zaman, bunu mevcut hükümet reddetti. Bunun doğru olmadığını söyledi. Daha sonra Cenevre’de biliyorsunuz toplantılar yapıldı, uluslararası konferanslar düzenlendi. İki ayrı toplantı yapıldı. Umarım, o toplantıların devamı gelir ve çatışmalar sona erer.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Siz anladığım kadarıyla, Suriye krizine çözüm noktasında daha diyalog ve siyasi liderlerin iletişimde olduğu bir çözüm yolu öneriyorsunuz. Ancak bildiğiniz üzere uluslararası koalisyonun Suriye’ye yaptığı hava saldırıları var. En son Fransa, Rusya IŞİD’e yönelik bu operasyonları başlattı. Bu konuda sizin duruşunuz ne olur?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“IŞİD’i bir terör örgütü olarak görüyoruz. IŞİD’in mutlaka susturulması gerekiyor, biz hele IŞİD’in Türkiye ile sınır komşusu olmasını asla kabul etmiyoruz. Biz Orta Doğu’da da laik, demokratik bir düzenin olmasını savunuyoruz. Eğer Orta Doğu’ya radikal unsurlar yerleşirlerse, bu tehlike sadece Türkiye için değil, Avrupa için de geçerli olan bir tehlikedir. Dünya için geçerli bir tehlikedir. El Kaide’nin, El Nusra’nın, IŞİD’in kesinlikle susturulması gerekiyor. Uluslararası arenada bu konuda yapılan çalışmaya Türkiye’nin destek vermesi gerektiğini biz öteden beri dillendiriyoruz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Türkiye’nin sizce burada duruşu sadece siyasi çözüm noktasında mı kalmalı, görüşmeler düzeyinde mi kalmalı? Yoksa siz de askeri operasyonların yapılmasına yeşil ışık yakar mısınız?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Gerekirse askeri operasyonlar yapılabilmeli. Bu konuda yaptığımız teklifler de var. Eğer IŞİD ile mücadele edilecekse, getirilecek bir tezkereye Cumhuriyet Halk Partisi olarak evet diyeceğimizi zaten ifade ettik. Son tezkereye de bu gerekçeyle olumlu oy verdik.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Mülteciler konusuna da dönelim. Savaşın sonucu. Dünya belki de İkinci Dünya Svaşı’ndan sonra en büyük insanlık dramından birini yaşıyor. Başta Avrupa olmak üzere de birçok ülke bu krizle, bu akınla nasıl başa çıkacağını bilmiyor. En son Birleşmiş Milletler toplantılarında da konuşuldu, Avrupa’nın ve Batı dünyasının daha çok “Finansmanı biz sağlayalım, bölge ülkeleri mültecilere ev sahipliği yapsın” gibi bir bakış açısı var. Türkiye’de de yaklaşık iki milyon Suriyeli var ve giderek artıyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Ben bu konuda Batı’nın takındığı tavrın çok da iyi niyetli olmadığını düşünüyorum. Bunu bütün samimiyetimle ifade ediyorum. Nedeni şu: Suriye’den iki milyonu aşkın mülteci Türkiye’ye geldiği zaman Batı’dan sadece alkış aldık. Türkiye iki mülyonu aşkın Suriyeli’yi kucakladı. Onlar şu an Türkiye’nin 81 ilinde de var. Batı, ancak mülteciler Batı’ya gitmek istediği zaman Türkiye’nin yaptığı işin ne kadar önemli olduğunu kavradılar ve “Mülteciler bizim ülkelerimize gelmesin” dediler. “Biz size para verelim, kendi ülkelerinde, yani Türkiye’de kalsınlar bunlar” dediler. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yapılması gereken, Suriye’de iç kavganın süratle sonlandırılması, Suriye’de harabeye dönen kentlerin yeniden onarılması ve Suriyeliler’in kendi ülkelerine dönmelerini sağlamak.

Bu konuyu eğer uluslararası çapta değerlendirir ve ortak bir düşünce oluşturabilirsek, Suriye’de iç savaşın durdurulması, eğer Rusya, Amerika, Avrupa, Arap Birliği bu konuda bir görüş birliği sağlarsa bu çatışma sonlandırılabilir, kısa sürede. Sonra Suriye’nin onarımı geliyor. Suriye’nin onarımı yapılır. Dolayısıyla her vatandaş kendi ülkesinde yaşamak ister. Ve Suriyeli mültecileri de gönül rahatlığı içinde kendi ülkelerine gönderebiliriz.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Seçim bildirgenizden de çok kısa bahsedelim. Beş ay içerisinde yeni bir seçim bildirgesi yayınladınız. Bu beş ay süre zarfında ne değişti? Yeni bildirgeye eklenenler neler?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Yeni bildirgemizde, gençlere ağırlık verdik. Türkiye’de gelir olarak toplumun en zayıf kesimi orman köylüleriydi, onlar için özel düzenlemeler var. Mevsimlik işçiler, onların da sosyal güvenlikleri yoktu. Onlara sosyal güvenlik haklarının tanınması yönünde düzenlemeler vardı. Gençlerin üniversiteyi bitirdikten sonra aldıkları kredilerin geri ödenmesi konusunda yeniden düzenlemeler vardı. Biz bu düzenlemelerin doğru olmadığını ifade ettik. Tabi her zaman olduğu gibi hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kadın- erkek eşitliği ve medya üzerindeki baskıların kaldırılması gibi özel düzenlemelerimiz de var zaten.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Demokrasi ve hukukun üstünlüğü maddesi altında anayasal değişikliklerden bahsediyorsunuz. Anayasa değişikliğinden bahsediyorsunuz, seçim barajını kaldırılmasından bahsediyorsunuz. Bu konuda nasıl çalışmalarınız olacak?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“12 Eylül bizim demokrasi tarihimizde, demokrasimizi gerileten bir hareket olarak kabul ediliyor. Daha baskıcı bir yönetim vardı, bir askeri yönetim vardı, getirdiği bir hukuk vardı. Ve bu hukuk şu ana kadar yürürlükte. Biz darbe hukukunun tamamen değişmesini istiyoruz. Bu bağlamda anayasanın, bu bağlamda seçim yasasının, bu bağlamda parlamento iç tüzüğünün mutlaka değişmesi gerekiyor. Daha saydam bir kamu yönetimi, daha demokratik, daha özgür bir Türkiye, bağımsız ve tarafsız bir yargı… Biz bu ilkeleri, bu standartları kendi ülkemize getirebilirsek pek çok sorunu da çözmüş oluruz. Şu anda medya üzerinde büyük baskılar var, 12 Eylül darbe hukukunu bırakın kaldırmayı, 12 Eylül darbe hukuku tahkim ediliyor, güçlendiriliyor. Özellikle medya üzerindeki baskılarda bunu çok net görebiliyoruz. Dün bir gazeteci arkadaşımız (Ahmet Hakan) saldırıya uğradı, tedavi altına alındı ki bu çok ağır bir olay. Ve hepimizin bu olay üzerinde durması ve düşünmesi gerekiyor.

Nezahat Sevim, euronews:

CHP basın özgürlüğünü nasıl sağlayacak? Gerek hukuksal, gerek pratikte düzenlemeler açısından? Siz buna somut bir çözüm önerisi getirebiliyor musunuz?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Basın yasamız var. Bunun kalkması lazım. Anayasada bu konuda bazı düzenlemeler yapmış, o düzenlemelerin güçlendirilmesi lazım. Basının özgürlüğü konusunda. Tabi burada basına yapılan baskı biraz iktidarların kendilerini eleştiren basına gözdağı vermelerinden kaynaklanıyor. Vergi denetimleri yoluyla baskı yapılıyor. Köşe yazarlarının işten atılması için baskı yapılıyor. Köşe yazarlarının kendi yazılarına oto sansür uygulamaları yönünde dolaylı baskılar yapılıyor. Ve en sonunda da bazı köşe yazarları ölümle tehdit edilerek baskılar yapılıyor. Bir gazeteye bir AKP milletvekilinin öncülüğünde yapılan baskınlar var. Bu yönde baskılar yapılıyor. Emin olun, 12 Eylül askeri darbesinde görülmeyen baskıları biz bu dönemde Türkiye’de görmeye başladık. Bu demokrasi açısından da geleceğimiz açısından da büyük kaygı uyandırıyor.

Bu kaygıyı sadece biz duymuyoruz. Geçen hafta Brüksel’e ve Strasbourg’a yaptığım ziyaretlerde yaptığımız görüşmelerde, pek çok yetkili Türkiye’deki gelişmelerden kaygı duyduklarını bize anlattılar.”

Nezahat Sevim, euronews:

“Lyon’dasınız. Bu Avrupa ziyaretinize son eklenmiş bir durak oldu. Bir, neden Lyon? Özellikle neden Lyon’u en son durak olarak ekleme ihtiyacı hissettiniz? Ve Lyon’un 7 Haziran seçimlerinde CHP’nin çok da beklenen bir başarı alamadığını görüyoruz. Bunun arkasından CHP’nin özelde Lyon’lu seçmene, genelde ise Avrupalı seçmene sunduğu vaatler neler bunu değiştirebilmek için?”

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Burada, önümüzdeki 1 Kasım seçimlerinde oy kullanacak vatandaşlarımızla beraber olacağız. Dolayısıyla onlara kendi düşüncelerimizi aktaracağız. Kendi kaygılarımızı aktaracağız. Bu sorunların nasıl çözüleceğini aktaracağız. Buradaki son seçimlerde aldığımız oyun çok düşük olduğunu biliyorum. Özellikle seçmemin nedenlerinden birisi de bu. Yeteri kadar biz kendimizi, en azından bu çevrede yaşayan 140 bin Türkiye kökenli vatandaşa öyle anlaşılıyor ki derdimizi anlatamadık. Onlarla bir araya geleceğiz ve kendimizi anlatacağız.

Eğer, kendi ülkelerinde Fransa’da olduğu gibi, demokrasi istiyorlarsa, özgürlükleri istiyorlarsa, adalet istiyorlarsa, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını istiyorlarsa, medyanın özgürce yayın yapmalarını istiyorlarsa CHP’yi tercih etmelerini isteyeceğiz.”