Son Dakika

Son Dakika

A Dragon Arrives!: İran'ın yakın tarihine bir yolculuk

Okunan haber:

A Dragon Arrives!: İran'ın yakın tarihine bir yolculuk

Metin boyutu Aa Aa

“A Dragon Arrives!” sinemaseverleri İran‘ın tarihinde yolculuğa çıkaran sürrealist bir film. Film 1965’te bir intihar ekseninde geçen bir polisiye

“A Dragon Arrives!” sinemaseverleri İran’ın tarihinde yolculuğa çıkaran sürrealist bir film. Film 1965’te bir intihar ekseninde geçen bir polisiye vakayı beyaz perdeye taşıyor.

Bir detektif hikayesi olan filmde üç adam siyasi bir mahkumun intiharını araştırmak için İran’ın Qeshm Adası’na gider. Film İran’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin iktidarda ve ülkenin en çok korkulan istihbarat teşkilatı SAVAK’ın iş başında olduğu dönemde geçiyor. “A Dragon Arrives!” İranlı yönetmen Mani Haghighi’nin imzasını taşıyor.

Film dünya prömiyerini Berlinale’de yaptı. “A Dragon Arrives!” Berlin Film Festivali’nde kapanış filmi olarak ilk kez gösterildi.

Haghighi festivalde euronews’ün sorularını cevapladı: “Burada biraz Philippe Marlow, biraz Jule Vernes, biraz Tintin, biraz kovboy filmleri, “Noire” adlı film bunların hepsinden biraz var ve tüm bu türleri bir araya getirdiğinizde ortaya nasıl bir şey çıktığını görmek için yapılan bir deney gibi.”

Yönetmen bu filminde 20. yüzyılın bazı yenilikçi oyun yazarlarından etkilendiğini söylüyor: “Elbette Samuel Beckett, Eugène Ionesco, Harold Pinter’ın bu filmde büyük etkileri oldu. Yani orada olmayan bir şeyi arama ve onun görünmesini bekleme fikri.”

Mani Haghighi bu filmiyle izleyicileri İran’ın yakın tarihinde yolculuğa çıkarıyor: “Evet, devrimdeki önceki dönemle ilgili bir şeyler hatırlıyorsunuz. Yani çok yaşlı değilim ancak orta yaşlı bir insan olarak o kadar uzun yaşadığınızda, sizin için gerçek ya da önemli olan kavramların aslında düşündüğünüz kadar gerçek ve önemli olmadığı kanısına varırsınız. Daha sonra da kendinizi işte böyle bir film yaparken bulursunuz.”

Berlin Film Festivali’nde İran sinemasından birçok örnek görmek mümkün. Bu yıl festivalin farklı bölümlerinde 4 İran yapımı gösterildi. Geçen yıl da İranlı yönetmen Cafer Panahi’nin “Taxi” adlı filmi Berlinale’de büyük ödül Altın Ayı’ya layık görülmüştü.

Peki sansür İran’daki film yapımcıları için hala bir engel mi teşkil ediyor?: “Bu çok karışık bir durum, yani bir labirentte çıkış yolunuzu bulmak gibi. Eğer şanslı ve akıllıysanız her zaman bir şekilde bunu yapabilirsiniz.”

euronews muhabiri Wolfgang Spindler festivali yakından takip etti: “Hep İran’da sansürden bahsediyoruz ancak bundan daha tehlikeli bir şey var ki o da oto sansür.”

Haghighi oto sansürün en büyük düşman olduğunu ifade ediyor: “İran’daki film sansürleri onlarla uzlaşmak istiyorsanız uzlaşabileceğiz bir konu. Eğer bunu yapmayı seçerseniz her zaman biraz esneklik payı vardır ancak oto sansür söz konusu olduğunda kendinizle uzlaşamazsınız ve gerçekten de kendinize karşı sert olmak zorundasınız ve ben de öyle olmaya çalıştım. Başardığımı düşünüyorum.”

Yönetmen filminin gerçek bir olayı konu aldığını belirtiyor. İran’da Şah Rıza Pehlevi döneminin Başbakanı Hasan Ali Mansur 27 Ocak 1965’te meclise doğru yürüdüğü sırada tabanca ile vurularak öldürülmüştü.

Başbakanlığı zamanında Amerikan yanlısı olmakla suçlanan Mansur’un ölümü, Humeyni taraftarlarınca Şah rejimine ilk silahlı saldırı olarak kabul edilir.