Son Dakika

Okunan haber:

Brexit: tamam mı, devam mı ?


Küresel Tartışmalar

Brexit: tamam mı, devam mı ?

Avrupa Birliği’nden çıkıp çıkmamaya karar verecek İngiltere’de bu tutkulu tartışma hem ülkeyi ikiye bölüyor hem de Avrupa’nın faylarını gözler önüne seriyor.

Küresel Tartışmalar’ın bu özel bölümünde, yaşanan siyasi kırılmayı farklı açılardan incelemek için Avrupa Parlamentosu’nun iki önemli ismini ağırlıyoruz : UKIP’in lideri ve birlikten çıkılmasını kesin bir dille savunan Nigel Farage ile daha önemli bir Avrupa Birliği entegrasyonunu savunan eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt.

Nigel Farage : Dünyada 183 ülke bağımsızlık günlerini kutluyor, benim tek isteğim 184. ülke olmamız

Euronews: Nigel Farage, Conversation’da bizimle olduğunuz için teşekkürler. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması durumunda siz de ellerinizi ovuşturmaya başlayabileceksiniz. Bununla birlikte oylamanın yaklaştığı şu günlerde Brexit hakkında kafanızda bazı şüpheler oluştu mu?

Nigel Farage: Hiç oluşmadı. İş dünyasında 20 yıl geçirdim. Bu 20 yıl boyunca uluslararası ticarette Rotterdam’dan malzeme aldım ve sattım. Şunu çok net biliyorum ki ticaret ne siyasetçiler ne de bürokratlar tarafından yaratıldı. Ticaret bir tüketicinin belirli bir malı aramasından ve “Bu ürünü istiyorum ve fiyatı neyse ödeyeceğim” demesinden doğdu.

*Euronews:*Sizin de bildiğiniz gibi bu kendini bilinmezliğe doğru atmak. Çünkü büyük ihtimalle Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesine başvurulacak ve kaderimiz, İngilizler’in kaderi 27 üye ülke tarafından tayin edilecek…

Nigel Farage: Bunun üzerinde gelin birlikte düşünelim. İlk olarak uzun vadede duruma bakalım. Neden benim ailemin nesli daha sonradan ortak pazar adını alacak bir şeyin parçası olmak için oy kullandı? Bunun 2 nedeni var: İlk olarak onlara bunun siyasi olmadığı söylendi. İkinci olaraksa bunun bize gümrük olmadan Avrupa pazarını açtığı. Peki 40 yıl sonra hangi noktadayız? Küreselleşme ve Dünya Ticaret Örgütü’ndeki Esnaf ve Hizmetler Genel Anlaşması (GATS)
nedeniyle farklı bir dünyanın içindeyiz. Yüksek gümrük ücretlerinden sakınmak gibi birliğe girilmesinin temel nedenleri ortadan kalktı.

Euronews: Ama ayrılmamız durumda gümrük vergilerinin daha yüksek olma tehlikesi var?

Nigel Farage: Hayır yok. Dünya Ticaret Örgütü’nün önceden kabul edilmiş kurallarından dolayı bunu yapamazlar. Şu anda en kötü senaryo…

Euronews: Yani size göre Avrupa pazarını terk etmemiz durumunda İngiltere’nin iddialı olduğu hizmet sektörünü fazla desteklemeyen Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarını uygulayacağız.

Nigel Farage: Farz edelim ki Almanya ve Fransa Euro bölgesi ile birlikte 90 milyar Euro’luk ticaret hacmine sahip oldukları ortaklarıyla ilişkilerini keserek kendilerini cezalandırma kararı aldı. En kötü senaryoda bize uygulayacakları gümrük vergisi Avrupa Birliği’ne üyelik için ödediğimiz katılım payından çok daha düşük olacak. Avrupa Birliği’nin yeni kurallarını, kişilerin serbest dolaşımını kabul etmemiş olacağız. Bonus olarak da küresel seviyede kendi ticari anlaşmalarımızı pazarlık etme şansını yakalayacağız.

Euronews: Alman Şansölye Angela Merkel İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasını kötü bir fikir olarak değerlendirdi.

Nigel Farage: Bunu söylemesi çok doğal. Biz en büyük katkı payını ödeyen ikinci ülkeyiz.

Euronews: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama da bunun çok kötü bir fikir olduğunu, tüm ticari anlaşmalarda kuyruğun en sonunda bulunulacağını söyledi. OECD ve IMF de bu yönde açıklamalar yaptı.

Nigel Farage: Bekleyin bir dakika… Amerika Birleşik Devletleri ile hiçbir ticari anlaşmamız bulunmuyor. Burada asla bir kuyruk söz konusu olmadı. Kamu fonlarından faydalanan IMF ve OECD gibi oluşumlara baktığımda, aklıma bize Euro hakkında söylenenler geliyor. Tüm bu farklı kurumlar şunu söylemişti: Eğer Birleşik Krallık Euro’yu kabul etmezse doğrudan yatırımlar yerle bir olacak. Başkent kepenk kapatacak, İngiltere için dünyanın sonu gelmiş olacaktı. Diyebileceğim tek şey, o dönem haksız oldukları, tıpkı şimdiki gibi.

Euronews: Peki o halde güvenilir bir sosyal araştırmalar enstitüsü olan Ipsos MORI’nin 639 ekonomistle görüştüğü son anketinde, ekonomistlerin sadece %5’inin Brexit’i olumlu bulmasına ne diyeceksiniz ?

Nigel Farage: O ekonomistler kendi kendilerine seçildiler. Bu bir anketti.

Euronews: Onlar kendi kendilerine seçilmedi. Kraliyet Ekonomik Toplum ve İşletmecileri Derneği’nden geliyorlardı. Aralarından %5’i Brexit’in büyüme için faydalı olacağını söyledi. Sadece %5’i.

Nigel Farage: Bu ankete ben de baktım. Ankete katılan kişiler, kendi kendilerini seçmişler. Bakın, fikir birliği…

Euronews: Ama yine aynı şeyi söylüyorsunuz : Fikir birliği…Fikir birliği bunun kötü bir fikir olduğu yönünde. O halde siz bu fikir birliğine karşısınız.

Nigel Farage: Tabii ki karşıyım. Zaten bu sebepten dolayı politikaya atıldım. 1990’daki konsensüs İngiltere’nin döviz kuru mekanizmasına katılması gerektiği yönündeydi. Sterlin ile Alman Markı’nı birbirine bağımlı kılmalıydık. Bildiğiniz gibi İngiltere’nin tüm ileri gelen siyasi partileri bu fikri destekledi. Sendikalar da destek verdi. Ama 1992’de rekor sayıda eve el konuldu ve şirketler iflas etti. Çünkü İngiltere’yi Alman Markı’na bağımlı kıldık. Bir şey daha ekleyeyim. Konsensüs “Euro’ya katılın” derken, ben buna da karşıydım. Aynı konsensüs 2008 ve 2009’daki kredi krizini göremedi. Tüm bu konularda haksızdılar. Ve dürüst olmak gerekirse bu konuların hepsinde ben haklıydım.


Biography: Nigel Farage here

  • Farage Avrupa Birliği karşıtlarının önde gelen isimlerinden
  • Farage, 1993’te kurulan Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP)kurucularından biriydi
  • UKIP’in amacı İngiltere’yi AB’den çıkarmak olarak belirlendi
  • 1999’da Avrupa Parlamentosu’na seçildi

Euronews: Gelin göç gibi tartışmalara neden olan diğer konulara da göz atalım. Bu, İngiltere’de çok önemli bir mesele. İngiltere’de göçün ekonomiye olumlu etkileri olduğu görülüyor. Ekonominin büyümesini sağlıyor.

Nigel Farage: Elbette ekonomi büyüyor

Euronews: Öyleyse neden bu riski almak ?

Nigel Farage: Ekonomi tabii ki büyüyor. Eğer nüfusunuz yarım milyon artarsa Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) da yükselir. Ama yükselmeyen kişi başına düşen gelirdir. Bir göçmenin ne kadar vergi verdiğini, ne kadar geliri olduğunu tam olarak bilemediğimiz için sermaye harcamalarını da ölçemiyoruz. Yani bu insanları ağırlamak için ne kadar yeni ev, okul ve hastane inşaa edildiğini hesaplayamıyoruz. Ama sizin de bildiğiniz gibi hayatta GSYH’den daha önemli şeyler var. Bunlar yaşam kalitesi ve toplumdaki uyumdur.”

Euronews: Sınırlardaki kontroller… Sizi sık sık pasaportunuzu gösterirken görüyoruz.

Nigel Farage: Evet kesinlikle. Evden çıkarken yanıma hep pasaportumu alıyorum. İngiliz pasaportuna sahip olmaya alışığız. Önceleri bu en büyük ödüllerden biri olarak kabul edilirdi. “

Euronews: Ayrıca üzerinde “Avrupa Birliği” yazması da hoşunuza gitmiyor.

Nigel Farage: Bunu istemiyorum. Hepsini yakmak istiyorum.

Euronews: Evet, ama sizin İngiliz pasaportuna sahip olmanız İngiltere sınırlarında kontroller olduğu anlamına geliyor, biz Schengen Bölgesi’nde değiliz.

Nigel Farage: Kimsenin ülkemize girmesini engelleyemeyiz. Tabii açık bir tehlike arz etmiyorlarsa. Bizi sadece doğrudan tehdit eden AB vatandaşlarını durdurabiliriz.

Euronews: Başka kimleri durdurmak istersiniz?

Nigel Farage: Sabıka kaydı olan birinin ülkeme gelip çalışmasını istemem. Neden isteyeyim ? Uygar bir ulus bunu neden istesin?

Euronews: Avrupa vatandaşları hakkındaki 2004 yönergesi bir Avrupa vatandaşı üzerinde bir şüphe oluşması durumunda birliğe girmesinin reddedilmesini öngörüyor. Bu konu hakkındaki rakamları gördüm…

Nigel Farage: Ama bu tehlikenin görünür olması gerekli. buradaki önemli nokta da bu. Benim arzum, Birleşik Kralık’ın normal bir ülke olması. Normal ülkeler dünyanın her yerinde kendi yasalarını hazırlarlar ve sınırlarını kontrol ederler. Biliyorsunuz, dünyada 183 ülke bağımsızlık günlerini kutluyor. Benim tek isteğim 184. ülke olmamız.

Euronews: Birlik dışında İngiltere daha güvenli bir yer mi olacak?

Nigel Farage: Tanrım evet! Hem de 2 şekilde. Öncelikle terör tehdidi konusunda. Schengen Bölgesi dışında olduğumuz için memnunum. Özellikle Interpol ve Europol’ün patronları Avrupa’ya kaç aşırı şiddet taraftarının girmesine göz yumulduğunu açıkladığında endişelerim daha da artıyor.”

Euronews: Ama biz Schengen dışında olduğumuza göre bu neden bizim için tehlike arz etsin ?

Nigel Farage: Çünkü zamanla insanlar Avrupa ülkelerinin vatandaşlıklarını ve pasaportlarını aldı. İngiltere’ye kolayca giriş yapabilirler. Ama uluslararası çapta çok dile getirildiğini sanmadığım büyük bir sorun daha var. İngiltere’deki referandumdan bir hafta sonra Avrupa ordusunun oluşturulması üzerine görüşmeler yapılacak. Be beni gerçekten endişelendiren bir durum.

Euronews: İnsanların sizi ırkçı gördüğü için canavarlaştırdığını söylüyorsunuz.

Nigel Farage: Ah yüce tanrım…

Euronews: Göçmen sayısındaki artışın kadınlara tecavüz ihtimalini yükselttiğine dair açıklamanızı geri çekiyor musunuz?

Nigel Farage: Bunu söylemedim. Bir sorun olduğunu belirttim.

Euronews: Bu ön plana çıkardığınız bir sorun…

Nigel Farage: Pardon, sizce bu bir sorun değil mi?

Euronews: Bence ön plana çıkarılması gereken sorunlardan biri değil. Çünkü panik yaratabilir.

Nigel Farage: Anlıyorum, yani sizce sümen altı edilmeli…

Euronews: Hayır, böyle bir sorun olduğunu söylemek panik yaratabilir.

Nigel Farage: 12 gün önce Almanya’daki bir rock konserinde 26 cinsel saldırı olayı yaşandı. Bu panik yaratmıyor mu? Bu konudan bahsetmemeli miyiz? Çok ilginç. Köln’deki bu cinsel saldırılar konusunda fikrim alındığında hayatımın en hafif açıklamasını yaptım. Bunun şu an için değil ama uzun vadede sorun olacağını söyledim. Bu konunun burada önüme çıkarılması oldukça ilginç. Bazı uzmanlar ve bakanlar benden çok daha çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Euronews: Evet ama siz Rumenlerin size yakın yerlerde yaşamasını istemediğinizi de söylediniz. …

Nigel Farage: Ben böyle bir şey söylemedim. Bu tam bir saçmalık.

Euronews: “Boğazımıza kadar çeşitliliğe batmış durumdayız” dediniz. Neden ırkçı damgası yediğinizi anlayabilirsiniz…

Nigel Farage: Hayır, hayır, hayır, hayır…

Euronews: Irkçı tanımlaması sizinle bütünleşmiş durumda.

Nigel Farage: Downing Street’te Tony Blair ile çalışan Andrew Neather, “çeşitliliğe daha önce hiç batmadığımız kadar batıp, göçmen vanalarını şu ana dek hiç açmadığımız kadar açacağız” dedi. Bunun ardından İngiliz toplumunun %77’sinin sınır kontrollerine yeniden başlanmasını istemesi sizce şaşırtıcı mı?

Euronews: Son olarak, hayatınızı adadığınız bu referandumu kaybederseniz görevinizden istifa eder misiniz?

Nigel Farage: Bu savaşa giden bir komutana kaybederse ne yapacağını sormaya benziyor.

Euronews: Evet, aynen öyle. Soruyorum. Ne yaparsınız ?

Nigel Farage: Şu anda bunu düşünemem. Böyle bir şeyi hayal etmek bile beni deli eder. Brexit için gecemi gündüzüme katıp çalışırken, burada sizinle oturup kaybetme ihtimalim üzerine nasıl konuşabilirim? Şu anda başarısızlık ihtimalini düşünemem. Eğer sonuç kötü çıkarsa bu soruyu bana tekrar sorarsınız.

Euronews: Peki. O zaman, bana tek bir neden söyleyin. İngiltere’nin, birliği terk edip kendini izole etmesi için bir neden…

Nigel Farage: İngiltere’nin sorunlarıyla en iyi şekilde ilgilenecek olan yine ingilizlerdir. Bunu sandık yoluyla, kendi parlamentomuzda yapmalıyız.

Euronews: Nigel Farage, teşekkürler.

Guy Verhofstadt: Yarın dünyayı büyük imparatorluklar yönetecek, küçük uluslar değil

Avrupa’nın daha da büyümesi ve İngiltere’nin ayrılmamasını isteyenler bile Brexit’in bir fırsat olabileceği kanısında. Şimdiki konuğumuz Avrupa Parlamentosu’nda Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı’nın lideri Guy Verhofstadt.

Euronews: Guy Verhofstadt Küresel Tartışmalar’da konuğumuz olduğunuz için teşekkürler. Sizce bu referandum üstü kapalı bir iyilik olabilir mi? Avrupa Birliği’nin kurucularından Jean Monnet’nin “Birliğin krizlerle güçleneceği” cümlesini size hatırlatmama gerek yok sanırım. Bu Avrupa Birliği için gerekli bir kriz mi?

Guy Verhofstadt: Bunu bir kriz olarak değil bir fırsat olarak görüyorum. Bu gidişatı değiştirebilir. Tarihimizde çok sayıda fırsat yaratacak bir ivmeye neden olabilir.

Euronews: Ne gibi fırsatlar?

Guy Verhofstadt: Göçmen krizinden, terörizme bağlı krizden, Euro krizinden, Avrupa’nın jeopolitik zayıflığından bahsettiğimizde, Avrupa’nın işlemediğini kabul etmek çok da zor olmaz. Bu yüzden de onu tamir etmek gerek. Bu sebeple bana göre Brexit, yanıt ‘evet’ ya da ‘hayır’ olsun, Avrupa Birliği’nin temelleri üzerinde tartışmak için bir fırsat.

Euronews: Burada Pandora’nın kutusunu da açıyorsunuz. Çünkü neler olabileceği hakkında hiçbir fikriniz yok.

Guy Verhofstadt: Pandora’nın kutusu zaten açılıyor. Çünkü herkes ‘‘Farklı üyelere ihtiyacımız yok’‘ diyor. Bense şimdiden 28 farklı üyemiz var diyorum. Tek bir Avrupa Birliği bulunmuyor. “Avrupa’nın hastalığı” adlı kitabım aklıma geliyor. Kitapta şu anda varolan en az 12 adet Avrupa Birliği tasvir ediyorum. Yani bundan kurtulmamız gerek. Ve bence İngiltere üzerindeki tartışma benim “çekirdek grup” adını verdiğim durumun oluşturulması ve daha fazla sorgulama yapılabilmesi için bir fırsat.

Euronews: Eğer İngiltere Avrupa Birliği’nden çıkmaya karar verirse, diğer ülkelerin de birlikten ayrılmak istemesine engel olmak için İngiltere’nin durumunun örnek teşkil etmesi ne derece önemli?

Guy Verhofstadt: Bu insanların çoğunluğu Avrupa Birliği’nde kalmayı istiyor ama bu Avrupa Birliği’nde değil. İnsanların işlemeyen ve krizlere neden olan bir Avrupa Birliği hakkındaki düşünceleriyle, bir vizyon, bir fikir ve bir bütün olarak algılanan Avrupa Birliği’ni birbirinden ayırmak gerek. İnsanların büyük kısmı Avrupa’yı, daha iyi entegre olmuş bir Avrupa Birliği’ni, hatta bir savunma topluluğunu istiyor.

Euronews: Brexit taraftarı ingilizler Avrupa Birliği dışında daha güvende olacaklarını savunuyor. Sizce bu mümkün mü?

Guy Verhofstadt: Bence genel kanı bu değil. Örneğin Barack Obama İngiltere’nin Avrupa Birliği’ni terk etmesinin akıllıca olmayacağını söyledi. Eğer sorunlara çözüm bulmazsak, bu Avrupa Birliği’ni reformdan geçirmezsek gerçekten de insanlar gittikçe daha popülist ve milliyetçi olacak. Avrupa karşıtı, milliyetçi ve popülist partilere oy verecekler. Bu nedenle kitabımda Avrupa karşıtı ve popülist partilerin birçoğunun eleştirilerine yer verdim. Bu Avrupa Birliği eleştirmekte haklılar. Ama Avrupa Birliği’ndeki sorunları çözmek için geriye gidilmesi ve 19. yüzyıldaki ulus devlet sistemine dönülmesi gerekir dediklerinde haksızlar.

Euronews: Birlikten çıkmak isteyen Brexit taraftarlarının üzerinde durduğu en büyük meselelerden biri göç konusu.

Guy Verhofstadt: Evet.

Euronews: Bu Brexit kampanyasının en önemli argümanlarından biri serbest dolaşım konusunda İngiltere’deki servislerin felç olmasıydı. Serbest dolaşım hakkının değiştirilmesini önerir misiniz ?

Guy Verhofstadt: Bu Avrupa genelinde çok önemli bir konu değil. Çünkü Avrupa’da görülen şey, iş hareketliliğinin örneğin ABD’ye oranla 10 kat daha düşük olması. Bunun sonuçlarından bir tanesi Avrupa’da varolan 2 milyon iş olanağında çalışacak kişi bulunamaması. Ama onların haklı olduğu nokta göçmenler ve sığınmacılar konusunda Avrupa’daki bakış eksikliği. Gerçek şu ki, Avrupa’nın tek bir göç, iltica ya da göçmen politikası yok.


Biyografisi: Guy Verhofstadt

  • Verhofstadt 1999-2008 arası Belçika Başbakanlığı yaptı
  • 2009’da Avrupa Parlamentosu’na seçildi
  • Verhofstadt, Avrupa Parlamentosu’nda Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı’na liderlik ediyor

Euronews: Kitabınızda da bundan bahsediyorsunuz. Sığınmacı krizine karşı Avrupalılar için siz ne tür bir çözüm önerirsiniz?

Guy Verhofstadt: Üç şey: Öncelikle Sınır ve Sahil Güvenlik Güçlerinin oluşturulması. Bu henüz yok. Avrupa Birliği’nde serbest dolaşım hakkına sahip olup da dış sınırlarda yaşanan tüm sorunlara rağmen ortak bir sınır yönetimi olmamasını düşünebiliyor musunuz?
Bunu şu anda Türkiye ile Yunanistan sınırında canlı olarak yaşıyoruz.
İkincisi bir iltica sistemi. Dublin bir iltica sistemi değil.

Euronews: Dublin Düzenlemeleri…

Guy Verhofstadt: Dublin Düzenlemeleri bunun tam tersi. İtalyanlara ve Yunanlara biz sorumlu değiliz, bu sizin işiniz ve sorumluluğunuz diyoruz bu düzenlemeyle. Üçüncü olarak Avrupa’ya yasal girişler mümkün olmak zorunda. Amerikalıların Yeşil Kart’a sahip olduğu yerde Kanadalılar ve Avusturalyalılar da bu karta sahip. Avrupa’da da böyle bir sisteme ihtiyacımız var. Oysa bunun yerine 28 farklı göç düzenlememiz var.”

Euronews: Avrupa’dan ayrılmayı savunanlar korku faktörünü de kullanıyor. Terörizmin ve güvenlik sorununun göç ile bağlantılı olduğunu söylüyorlar. Bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Guy Verhofstadt: Aslında burada da çözüm Avrupa. Çünkü, dürüst olalım ki teröre karşı mücadele ve istihbarat konusunda Avrupa’ya ihtiyaç duyuyoruz. Biliyorsunuz, FBI 1901’de kuruldu. Bizim de Avrupa seviyesinde böyle bir oluşuma ihtiyacımız var.

Euronews: Ama şu anda içinde bulunduğumuz tabloda bunun oluşması mümkün değil.

Guy Verhofstadt: Ama bunu yapmıştık…

Euronews: Yani sizin güvenlik sorunununa çözümünüz nedir ?

Guy Verhofstadt: 11 Eylül olaylarının ardından Avrupa Tutuklama Emri’ni yaratmıştık…

Euronews: Ama FBI’ın elindeki emirle bunun arasında farklar var.

Guy Verhofstadt: Bunu yapmak zorundayız. Çünkü öteki türlü, Fransız polisinin Paris’i vuran terör saldırıları gecesi Belçika sınırında Abdul Salam’ı durdurup tanıyamaması gibi skandallar yaşarız. Belçika polisi tarafından tanınan bu ismin Fransızlarca tanınmamasından dolayı saldırgan yoluna devam etti.

Euronews: Avrupa’daki sorunların büyük bir kısmı mali krizle başladı. Şimdi bu durumu BREXIT tartışmasına geri taşıdığımızda kopma taraftarları, ekonomik çözümlerin durağan bir ekonomiye sahip AB engeli, bürokrasisi ve müzakereleri olmadan çok daha hızlı şekilde getirilebileceğini belirtiyor.

Guy Verhofstadt: Evet ama bu durum biraz farklı. Birçok örnek ve analiz İngiltere’nin AB’den ayrılması durumunda büyük avantajlardan yoksun kalacağını işaret ediyor. Ekonomik büyümede İngiltere’nin aleyhine yüzde 2 ile 10 arasında değişen bir kayıp olacağını ben söylemiyorum, uzmanlar söylüyor. Bu yüzden bence her halükarda bu kötü bir durum.

Euronews: Görünüşe göre kökten bir federalistsiniz. Kitabınızda da tasvir ettiğiniz gibi bu sizin Avrupa rüyanız.

Guy Verhofstadt: Federalizm kötü bir kelime değil.

Euronews: Bir küfür değil…

Guy Verhofstadt: Hayır, çünkü dünyanın en güçlü ülkesi kim? ABD.

Euronews: Şimdilik…

Guy Verhofstadt: ABD federal bir ülke. Yani Federal devlet gücün ve gücümüzü birleştirmemiz gerektiğinin işareti.

Euronews: Teoride herşey çok güzel. Ancak, sizi eleştirenler, eski bir rüyanın peşinden gittiğinizi, şartların çok değiştiğini söylüyor…Günümüz şartlarında bu mümkün değil…

Guy Verhofstadt: Tam tersi ! Şu anda en büyük rakiplerimiz kim ? Çin. Çin bir ulus devlet değil. Çin bir medeniyet. Bir hun medeniyeti, bizim bir Avrupa medeniyeti olmamız gibi. Hindistan. Hindistan da bir ulus değil. Hindistan’da 20 dil konuşan, 4 temel dine inanan 2000 etnik grup yaşıyor. En büyük demokrasi, Amerika Birleşik Devletleri’nde de aynı şey geçerli. Kendi anayasaları olan ve birlikte çalışan 50 federal devletten oluşuyor ABD. Yarın dünyayı büyük imparatorluklar yönetecek, küçük uluslar değil.

Euronews: Son olarak Guy Verhofstadt, Size hileli bir sorum var. Bana İngiltere’nin neden Avrupa Birliği’nde kalması gerektiğine dair bir neden göstermenizi istiyorum.

Guy Verhofstadt: Çok kolay. Jeopolitik açıdan İngiltere Avrupa Birliği’nde kalmalı. İngiltere’nin birliği terketmesinin mutlu edeceği tek bir isim var : Vladimir Putin. O Avrupa’nın bölünmesini istiyor. İngiltere herşeyden önce jeopolitik açıdan Avrupa Birliği’nde kalmalı.

Euronews: Programımıza katıldığınız için teşekkürler.

Dünyanın bir çok noktasında bulunan gazetecilerimiz uluslararası haberleri, yerel bakış açılarıyla sizlere ulaştırıyor. Haberle ilgili daha fazla detaya haberin yazıldığı dilde ulaşın.

Bir sonraki konu

Küresel Tartışmalar

Ban Ki-moon : Tüm dünyada sesi duyulmayanların sesi, kendini savunamayanların savunucusu olmaya çalıştım