Son Dakika

Son Dakika

Baydar: "Türkiye'deki hukuk sistemi adalet getirmez"

Yavuz Baydar 15 Temmuz'u yorumladı

Okunan haber:

Baydar: "Türkiye'deki hukuk sistemi adalet getirmez"

Metin boyutu Aa Aa

Euronews: Tecrübeli gazeteci Yavuz Baydar ile birlikteyiz. Yavuz Bey 15 Temmuz gecesi Türk halkı darbecilere direnerek Türk demokrasisine sahip çıktı. Bunun üzerinden bir yıl geçti ve bir yıl sonra Türkiye demokrasisi ne durumda?

Yavuz Baydar: Kabus gibi bir yıla yol açtı bu darbe girişimi. Yani Türk demokrasisisinde geriye kalan ne varsa bir gece içerisinde silip süpürdü. Bir nevi kolektif intihar eylemiydi diyebiliriz, bir grup subayın başlattığı.

Ama hemen arkasından karşı darbe hamlesi ile sürdü her şey. Temel soru bugün itibariyle dahi bu askeri kalkışmanın engellenebilip engellenemeyeceği üzerinedir. Bu sorunun cevabını hala alabilmiş değiliz. Bu sorunun cevabını alamadığımız sürece de hayatını kaybeden 249 sivil ve sadece emir kulu oldukları halde linç edilen çok sayıda asker ve alt rütbeli subayın yerde kalan kanlarının ya da haklarının alınamayışı ile karşı karşıyayız. Çok sayıda insan. Sadece 249 kişi değil. Az önce söylediğim emir kulu pozisyonundaki, emirleri yerine getirmek için sokağa salınan asker ve alt rütbeli insanları da bunun içine eklememiz gerekir. Onlar da aynı zamanda bu olayın kurbanları. 365 gün bir kabus gibi geçti. Çünkü hemen arkasından ilan edilen olağanüstü hal, Erdoğan tarafından sarf edilen ‘Allah’ın lütfu’ ifadesi, peş peşe gelen olaylar zinciri kısa zamanda bize anlattı ki olağanüstü halin, bir nevi araçsallaştırılması sonucunda toplumun önemli kesimleri renk ayırımı, sosyal aidiyet ayrımı gözetilmeksizin çok ciddi bir tasfiyenin, bir zulüm dalgasının kurbanı oldular.

Olağanüstü hal eşyanın tabiatı gereği hakları çok ciddi biçimde kısıtladı ve yasal ve anayasal düzen bir nevi askıya alındı. İnsanlar haklarını arayamaz duruma geldiler ve aradan geçen üç, dört ay sonrasından başlayarak hak, hukuk ve adalet nosyonu yerle bir oldu. Hukuk devleti yapısı bir alev gibi söndü ve sonunda insanlar CHP liderinin başlattığı adalet yürüyüşüne hak vermek ve onun arkasına takılmak noktasına geldiler. Çünkü ülkedeki en temel, herhangi bir demokrasinin kuruluş harcı olan hukuk artık yok. Türkiye’de artık bir hukuk devleti yok. Hukuksuzluk hakim. Bundan aklı başında olan herkes şikayetçi. Ve maalesef bu darbe girişimi Türkiye’yi kendisini önemli ve kalıcı bir yer aramakta olduğu demokrasi camiasından çıkarttı. Ve hızla sırtını Batı’ya dönmüş ve hızla Orta Asya cumhuriyetlerinde bir modele doğru sürüklenen , ‘tek adam’ yönetimine doğru sürüklenen bir ülke haline getirdi.

Euronews: Ortada bir darbe girişimi var, peki bunun kökenine inme adına atılan adımlar yeterli mi, cevapsız sorulara yanıt bulunabilecek mi?

Yavuz Baydar: Bu soruların cevaplarının çoğunu alıp alamayacağımızdan hiç emin değilim. Maalesef Türkiye’de köhne adalet, yargı yapısı sürekli olarak problem üretmeye devam edegelen bir yapıydı. 1980’lerde böyleydi ve 90’larda da böyleydi, bugün de böyle. Partizanlaştırılmış, devletçi zihniyetin hakim olduğu bir yapıdan söz ediyoruz. Burada değişen bir şey yok. Yani 1990’lardaki diyelim ‘Manisalı Gençler davası’ veyahut bizzat Erdoğan’ın sanık olarak yargılanıp mahkum edildiği ‘Şiir davası’… Saymakla bitmez. Sonra arkasından gelen Ergenekon, Balyoz… İşte şimdi yaşanmakta olan çok sayıda darbe davaları… Hiçbiri adalet dağıtmayan davalar oldular. Şu anda Türkiye’yi yöneten kişinin kendisi adaletin çarkından payını almış, acısını çekmiş bir kişi. Durum değişmiş değil. Yani eskiden adalet nasıl tevdi edilemediyse, insanlar nasıl kendilerini adaletsizlik içerisinde bulmaya devam ediyor idiyse, kamu vicdanı hiçbir zaman nasıl tatmin olmadı ise, 2000’li yıllar boyunca umut saçılan, başta 12 Eylül davası olmak üzere, faili meçhuller davaları olmak üzere pek çok dava nasıl cevapsız kaldı veyahut rafa kaldırıldıysa, bu davalarla ilgili olarak da aynı şüpheyi taşımak durumundayız. Bunlar da bize adalet verecek mi? Bunlar bize kamu vicdanını tatmin edecek şekilde sonuç üretecek mi doğrusu hiç emin değilim.

Bu davalarla ilgili olarak önemli olan temel nosyon şudur: Suçun şahsiliği. Ortada büyük bir suç var ise, kolluk kuvvetleri ve yargının yapması gereken, tek tek bu suçluları bulup, tatmin edici kanıtlarla ortaya çıkıp, sadece suçlu olanların yargılandığı, mahkum edilebileceği bir sonuç yaratmak. Yoksa siz daha önceki davalar gibi, 12 Eylül sanrası masif ‘Dev Yol’ davaları gibi, 90’lardaki ‘Manisa Gençleri’ davaları gibi grup grup insanları çıkartıp onlarla bağlantılı olduğunu sandığınız ya da olmasını umduğunuz ‘KCK’ davaları gibi vs saymakla bitmez, Ergenekon gibi Balyoz gibi… İnsanları kuru yaş demeden bir torbaya doldurursanız ve onları bütün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmeleri’ne aykırı olarak aylarca hatta yıllarca tutuklu olarak hapishanelerde tutarsanız, bundan adalet çıkmaz. Benim kaygım ve korkum bu. Ve bu yerinde bir korkudur. Bu davalardan da çok sayıda insan kuru yaş demeden mağdur olmuş şekilde maalesef çıkabildiği ölçüde çıkacaktır. Kamu vicdanı hiçbir zaman tam tatmin olmayacaktır. Sadece bundan iktidar çevreleri bir şekilde tatmin olacaktır. Geriye kalan sadece acı ve cevaplandırılamayan bir yığın soru olacaktır.

Euronews: Peki darbe gecesi ve sonrasında Türk medyası nasıl bir sınav verdi?

Yavuz Baydar: Darbe gecesi yapılan canlı yayınlar, canlı yayın anlamında hareketli, gelişmeleri yakından takip eden canlı yayınlar olmakla birlikte bir bütünlük içinde baktığımızda, sonrasında, izleyen günlerde, haftalarda ve aylarda böyle bakmak zorundayız, konunun ilgili taraflarına sorulması gereken tüm soruları sorabilen bir medya resmi sunamadılar maalesef meslektaşlarımız. Sadece iktidar çevrelerinin ve egemen çevrelerin izin verdiği ölçüde ekranlara çıkarılan aktörler konuşabildi. Büyük bir korku ortamı zaten Gezi olaylarından bu yana medyaya sindirilmişti. Bu korku darbenin ardından katlanarak arttı. Ve pek çok konuşması gereken ya da kendisine soru sorulması gereken çevre, insan, aktör maalesef kendilerine ne yazılı ne de görsel basında yer bulabildi. Yani bu darbe girişimi, öncesiyle sonrasıyla yeterince sorgulanamadı.

Maalesef, dediğim gibi, bu konuda karşı taraf olarak, subaylar olarak veyahut şu örneği verebilirim, günlerdir son zamanlarda eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ekrana çıkıyor. Bazı ‘sözde’ ana akım medya kanallarında kendisine sorular soruluyor. Veyahut diğer siyasal liderlerin kendilerine sorulması gereken sorular sorulmuyor. Örneğin İlker Başbuğa “167 general şu an tutuklu, siz bunları hepsinin ‘FETÖCÜ’ olduğuna inanıyor musunuz?” sorusunu soran çıkmadı. Bu sorunun cevabı “evet” ise “o zaman siz tanıklık edecek misiniz” sorusu gelecekti elbette. Değilse “o zaman bu insanlar niye hala tutuklu?”. 167 general şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin general kadrosunun şu anda yarısına yakın. Bu dramatik bir durum. Bu her gazetecinin merak etmesi ve sorgulaması gereken bir durum. Maalesef bu örnek üzerinden diğerlerini de çoğaltmak mümkün. Ama sadece bu örnek bile yapılan işin ne kadar yetersiz, eksik kaldığının bir göstergesi.

Euronews: Peki yabancı meslektaşlarınızdan gelen tepkiler nasıl, size aktardıkları görüşleri, yorumları neler?

Yavuz Baydar: Onların, Türkiye söz konusu olduğunda şu anda en önemli korkusu, kaygısı Türk meslektaşlarının işlerini yapmasına, yani yapmaları gerektiği gibi yapılmasına izin verilmiyor oluşu. 170’e yakın meslektaşımızın şu anda cezaevinde olması. Bundan duydukları derin kaygı. Ve son zamanlarda tabii bazı yabancı meslektaşlarımızın Türkiye’den sınır dışı edilmesi veyahut çalışırken Wall Street Journal gazetesi muhabirinin kimsenin bilmediği şartlarda, bilinmeyen bir yerde iki, üç gün gözaltında tutulduktan sonra sınır dışı edilmesi gibi olaylar onların önceliği. Dolayısıyla Türkiye basını ve Türkiye denildiğinde herhangi bir aklı başında meslektaşımızın aklına gelen bir dehşet tablosu oluyor. Çünkü şu anda biliyorsunuz, gezegen toplamındaki hapisteki gazeteci sayısının yarısından fazlası tek bir ülkede. O ülke de Türkiye.