Son Dakika

Son Dakika

Alper Görmüş: Türk medyası her zaman devlet yanlısıydı

Okunan haber:

Alper Görmüş: Türk medyası her zaman devlet yanlısıydı

Metin boyutu Aa Aa

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ni yayınladı. Raporda Türkiye iki sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 157. oldu. 2002 yılında 99. sırada bulunan Türkiye son 16 yılda 58 basamak gerileyerek "kötü" sınıfındaki ülkeler arasında sondan ikinci sıraya yerleşti.

Bilindiği üzere demokrasilerde medyanın yerine getirmesi beklenen başlıca sorumluluklar arasında; kamuoyunu bilgilendirme, halk adına hükümeti denetleme, eleştirme ve hükümetin yürüttüğü politikalar hakkında toplumsal bilinç yaratarak kamuoyu oluşturma gibi görevler sıralanabilir. Dolayısıyla, halkın yararını önceleyen bu görevler gereği demokratik rejimlerde medya; yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinden sonra dördüncü kuvvet olarak yöneten ve yönetilenler arasında sağladığı iletişim nedeniyle hayati bir misyon üstlenmektedir.

Peki medya ile demokrasi ilişkisinin temelindeki bu karşılıklı ilişkinin Türkiye’deki durumu nasıl?

Medya ve demokrasi üzerine yaptığı eleştirilerle dikkat çeken gazeteci Alper Görmüş ile Avrupa Birliği, medya ve demokrasi ilişkisi konularında yaptığı akademik çalışmalarla tanınan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Arzu Kihtir Euronews Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Euronews: Yıllardır Türk medyasının sorunlarına ve olayalar karşısındaki sorunlu yaklaşımlarına işaret eden yazılar yazdınız. Gelinen noktada günümüz Türk medyasını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Alper Görmüş: Türk medyası özü itibariyle işleyen demokrasilerdekilerin tersi bir işleve sahip. Yani demokratik bir ülkede medya toplumun bir parçasıdır zaten dördüncü kuvvet medya tanımı da bunun için yapılmıştır. Yani medya toplum adına devleti denetler. Malesef Türkiye’de öyle olmadı. Cumhuriyet döneminden beri medya kendisini devletin çocuğu olark gördü. İktisadi bağımlılığının yanına ideolojik bağımlılığını da ekledi, dolayısıyla medya iktidarda kim varsa onlar adına hareket etmiştir. Normalde toplumun taleplerini yukarıya iktidara iletmek gibi bir işlevi olması gerekirken tam tersi devletin topluma dair tahayyüllerini topluma nasıl şekil vermek istiyorsa ona dair talimatlarını tırnak içinde topluma enjekte eden, boca eden, bir anlamda toplumu korkutan bir rol oynamıştır ve oynamaktadır. Bu hep böyle oldu. İktidar deyince Türkiye’de yine bir ayrım yapmak lazım. Her zaman hükümet deyince iktidar anlaşılmadı. Bunun nedeni iktidar silahlı, silahsız bürokratik güçlerin elindeyken hükümetler daha basit işlere bakardı, devleti yönetme işini yukarıdan başkaları yürütürdü.

"İlk kez eski merkez medya ve iktidar medyası külliyen iktidarın emrinde"

O zamanlar medya onların medyasıydı. Sonra Türkiye’de seçimle gelen bir parti gerçek anlamda iktidar oldu ve bir kapışma dönemi yaşandı. Türkiye’de seçimle gelmiş iktidarın ilk kez gerçek iktidar olma çabasını gördük ve belli bir noktadan sonra kendi yerini sağlamlaştıran iktidar zaten kendi medyasını da kurdu. Hem merkez medya hem de hükümet medyası bütünüyle iktidarın hizmetine girmiş oldu. Şu anda bu aşamadayız. Türkiye’de medya zaten hep devletin ideolojik bir aygıtıydı. Burada önceki dönemlerde görülmeyen birşey oldu ve hem eski merkez medya hem de iktidar medyası külliyen iktidar çevresinde örgütlenmiş oldu. Bu kadar güçlüsünü görmemiştik, ilk kez böyle güçlüsünü görüyoruz. 1960’lı yıllara kadar Türkiye de medya devletin çocuğu olarak kaldı, çünkü devlet onu iktisadi olarak denetleyebiliyordu. 1980’lerden sonra durum değişti ve kendi ayakları üzerinde durabilen medya oluşumları ortaya çıktı. Hep denildiği gibi 1990’lı yıllarda ise hükümet kurabilen ve hükümet devirebilen bir güce ulaştı.

"Bugün iktidarın medyaya baskısı yok medya ondan gelen her şeye gönüllü"

Bugün ise hükümet, iktidar medyadan ne istiyor?: Kendi tabiriyle milli ve yerli olmasını istiyor. Afrin gibi meselelerde farklı bir ses çıkmasın istiyor. Hatta bunun için başbakan gazete sahipleri ve genel yayın yönetmenlerini çağırıp toplantı yapıyor. Dolayısıyla devletin medyaya kendi ideolojisini yayması için herhangi bir baskısı yok, bir baskı da gerekmiyor. Medya zaten buna gönüllü. Bizim devlet ile medyamızın ilişkisinin diğer demokratik ülkelerdekinden farkı, medya çok kolay bir şekilde iktidara gönüllü olarak, baskıya gerek duymaksızın yardımcı olabiliyor.

Euronews: Yakın bir gelecekte Türkiye’de özgürlükçü ve demokrat bir medya olur mu?

Alper Görmüş: Bir dönem Türkiye demokrasisinin önünde engel olarak gördüğümüz, ben kendimi de demokratlar içerisinde zikredersem, bizim bakışımıza göre Türkiye bürokratik bir yapı tarafından çevrelenmiş onun tarafından yönetilen demokrasisi güdükleştirilmiş bir yapıydı. Bu zincirin 2000’li yıllardan itibaren parçalanma imkanı belirdi. İlk kez sivil bir iktidar halkın oylarına sahip çıkarak bir takım irili ufaklı darbe girişimlerini atlatarak bir ümit oldu. Fakat sonra bu iktidar hepimizi ümitlendiren geleceğe dair vaatlerinden vazgeçti. Bunun birçok sebebi olabilir, belki korktu. Ben en başından beri buradan demokratik bir hal ortaya çıkmaz görüşüne katılmıyordum.

"İktidarı denetleyebilecek bir medyanın çıkması zor"

O zamanlar ümitliydim çünkü Türkiye askeri vesayeti geriletecek, demokratikleşecek, dolayısıyla demokratik bir medya ortaya çıkacaktı. Ülkede demokrasi vasatı neyse medya da öyle oluyor. Türkiye’de çoğulculuk, ifade özgürlüğü geliştikçe medya da gelişecek, büyüyecek diye düşünüyorduk. Ama zamanla otoriterleşen, çoğulculuktan hiç hazzetmeyen bir iktidarla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla bu ortamda iyimser olmamız için bir neden yok. Çok kısa vadede iktidarı denetleyebilecek hakikat peşinde koşan hür bir medya yapısının oluşacağını düşünmüyorum. Yakın bir gelecekte demokratik, özgürlükçü bir medya için eskiden daha iyimserdim ama bugün bunun çok uzağındayım.

Euronews: Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün (RSF) son Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye 180 ülke arasında 157'nci sırada ve gazetecilik yapmanın zor olduğu bir ülke. Bir de aralarında bir dönem sizin de birlikte çalıştığınız Ahmet Altan gibi, Mehmet Baransu gibi birçok isim ağırlaştırılmış müebbetle karşı karşıya. Bu durumu nasıl değerlendirisiniz?

Alper Görmüş: Ne yazık ki şuan kendilerine yapılan suçlamaları izah etmek zaten saçmalık. Saçma olan şeylerin açıklamasını yapmak çok zor. Elbette şu an ülke olarak, toplum olarak farkında olmasak da gerçek hasarı gördüğümüzde -ki birgün göreceğiz- biz bunları yaşadık mı diye kendimize soracağız. Ben 65 yaşındayım böyle bir dönem hiç görmedim.

Euronews: Doğan medya grubunun satışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Alper Görmüş: Kanal D’nin satışına baktığımızda asıl sürpriz olan son ana kadar bunun hiçbir şekilde duyulmamasıydı. İlginçti. Burada asıl dikkat çeken Hürriyet gazetesinin ne olacağı. Şayet Sabah ve milliyet gazetelerindeki gibi kendi dokusunu kaybederse eski Hürriyet'ten eser kalmayacağını zamanla göreceğiz.

İstanbul Üni. İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Arzu Kihtir

**Arzu Kihtir: Türk kamuoyu yalan habere karşı dirençli değil

**

Euronews: Türkiye'de medyanın durumunu Avrupa Birliği ve demokrasi ile ilişkisi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Arzu Kihtir: 2002 yılında kendisine Avrupa Birliği’ne üyelik hedefi koyan Türkiye, Kopenhag Kriterleri’nin siyasi kriteri içerisinde yer alan; ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı teminat altına alan istikrarlı kurumların varlığını tesis etmeyi taahhüt etmişti. 20 Ekim 2005 tarihinde başlatılan 35 fasıl üzerinden yürütülüyor ve bugün bu müzakereler tamamen durmuş durumda.

"AB yetkilileri ülkemize baktıklarında siyasi kriterler içerisinde yer alan demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin temel bileşeni olan düşünceyi açıklama özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi demokrasinin temel şartlarını göz önüne alıyorlar. Tüm bunlarda bir demokrasi vurgusu var."

"Özgür ve bağımsız bir medya demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarındandır. Bir ülkede gerçek demokrasiden bahsedebilmemiz için o ülkede özgür ve bağımsız bir medyanın var olup olmadığına bakılır. Basının kamuoyu oluşturma gücüne sahip olması öncelikle sağlıklı bir siyasal yaşam için önemlidir. Medyanın siyasal iktidarlar karşısında kendi özgürlüğü için verdiği mücadele toplumların demokratikleşme sürecinde verdiği mücadele ile doğru orantılıdır."

"Açık Toplum Enstitüsü’nün medya okuryazarlığı endeksi dikkate alınmalı"

"Geçen hafta Açık Toplum Enstitüsü (Open Society Institute) tarafından yayımlanan bir medya endeksi raporu var. Avrupa sınırları içerisinde bulunan 35 ülkenin medyasının durumu değerlendirildi. Bu rapor ülkelerin eğitim seviyesi, medya düzeni ve kamu güvenliği konularını esas alınarak hazırlanmış ve medya özgürlüğü, medya okuryazarlığı ve başkalarına duyulan güven gibi başlıkları var. Raporda ülkemizin durumu bu başlıklar çerçevesinde ortaya koyulmuş. Ne yazık ki durumumuz pek parlak değil.

Raporda, Türkiye, Makedonya ile birlikte 35 ülke arasında yalan habere ve sahte kamuoyu oluşturulmasına en az direnç gösteren ülke olarak değerlendiriliyor. Bu şu anlama geliyor; Türk medyası alternatif gerçekliğin dolaşıma girmesi ve kamuoyu oluşturması yönüyle kötü bir durumda. Siz alternatif gerçekliği dolaşıma sokmazsanız halkın sağlıklı bir şekilde bilgilenmesine izin vermiyorsunuz demektir.

Bir ülkede demokrasinin gerçek anlamda uygulanabilmesi için haklarının farkında olan bilinçli bireylerin olması gerekir. Medyanın bir diğer önemi de böyle bir kitlenin oluşmasına katkıda bulunmasıdır. Bu bireylerin sağlıklı tercihlerde bulunabilmesi için hayati önemdedir.

Medya okuryazarlığı konusunda Finlandiya’daki eğitimin kaliteli olması ve eleştirel düşünceyi teşvik etmesi onu ilk sıraya taşıyor. Burada eleştirel düşüncenin teşvik edilmesinde medyanın da sorumluluğu söz konusu. Bir ideolojinin öğretilmesinden bahsetmiyorum, bir düşünce yapısını kastediyorum. Biz insanlara bunu öğretelim; diledikleri gibi düşünsünler, eleştirel düşünce kaliteyi artıran birşeydir. Rapora baktığımızda bir ülkenin sahte haberlere karşı direncinin o ülkenin eğitim seviyesi ile de orantılı olduğunu görüyoruz. Farklılıklara tahammülün olmadığı, eleştirel düşüncenin bulunmadığı bir ortamda kutuplaşmaların olması kaçınılmazdır."

"İktidar Doğan Grubu'nun satışıyla onun hitap ettiği kitleye ulaşmak istiyor"

"Doğan Grubu'nun satışının ülkeye etkilerini biraz bekleyerek göreceğiz. Dünyanın, bu el değişikliğinin ülkemizi algılayış şeklinde nasıl bir etki yapacağını biraz önümüzdeki süreç gösterecek. Doğan Grubu'nun satışında iktidar cenahından gelen bazı söz ve uygulamaların etkili olduğunu biliyoruz. Ülkede yargı bağımsızlığının da ortadan kalkmasıyla Doğan’ın yıldırıldığını söyleyebiliriz. İktidarla Doğan Grubu arasında çıkan sürtüşmenin sebebi biraz da Doğan Grubu medyasının hitap ettiği kitle. İktidar bu kitleye ulaşmak istiyor. Doğan’ın kaliteyi düşürmemek için iktidarın yönettiği bir medya istemediği ve bu nedenle daha fazla direnemediğini görüyoruz. İktidar tarafından istenen gazeteciliğin mevcut müşteri kitlesi tarafından reddedileceğini biliyor. Süreçte Doğan’a karşı kullanılan dil yılgınlık oluşturdu ve zorla yandaş medyaya satıldı diyebiliriz. Bu satışın demokratik bakımdan önemli bir gerilemeye yol açacağı açıktır. Bunu yaşayarak göreceğiz. Türkiye’de medyanın durumuna baktığımızda yakın dönemde cumhurbaşkanının söylediği sözler için birçok gazete aynı başlıkları attı. Gazetecilerin kendi kendilerine sansür uyguladıkları bir korku ikliminin içinde yaşıyoruz. Bunun medya ve demokrasi ilişkisi içerisinde demokratik olarak izahı mümkün değil."