Son Dakika

Son Dakika

Naci Bostancı: OHAL AK Parti'nin tercihi değil

Okunan haber:

Naci Bostancı: OHAL AK Parti'nin tercihi değil

Naci Bostancı: OHAL AK Parti'nin tercihi değil
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye 24 Haziran 2018’de hem milletvekillerini hem de yeni cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidecek. AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Naci Bostancı AK Parti’nin Seçim Kampanyasını ve partisinin seçim stratejisini Euronews Türkçe için değerlendirdi.

Euronews, İsmail Çıtak :

Sayın Bostancı, Türkiyeye 24 Haziran’da seçime gidiyor. Son üç yılda 7 Haziran 2015, 1 Kasım 2015 ve 16 Nisan 2017 Referandumu gibi önemli seçimler atlattı. 24 Haziran seçimleri AK Parti için ne ifade ediyor ?

"2013 sonrası meydan okumalar Türkiye’yi 16 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı ve hükümet sistemi modeline sevk etti"

Mehmet Naci Bostancı AK Parti Grup Başkanvekili :

Öncelikle Türkiye 2013’den sonra ciddi meydan okumalarla karşı karşıya kaldı. Bunun altını çizmek isterim. Malum Gezi olayları çok tartışmalı bir hadise olarak tarihteki yerini aldı. Gezi olaylarının içerisinde belki olağan protest çevreler vardı ama dinamik bir kesimin bu protest hareketi iktidar karşıtı siyasal bir amaca sevk etmeye çalıştığını biliyoruz. Daha sonra 17-25 Aralık emniyet ve hukuk aynı zamanda istihbarat üçlemesi çerçevesinde FETÖ mensuplarının iktidara karşı bir darbe girişimi oldu adeta hukuk içerisinde öyle bir kılıfa sarılmış şekilde yürüttükleri bir darbe girişimi. Peşinden 15 Temmuz yaşandı. Herkesin bildiği gibi. Bu da ordunun içindeki FETÖ’cü askerlerin organize ettikleri ve toplumun içine yerleşmiş olan FETÖ'cü unsurlar tarafından da desteklenen bir darbe girişimiydi. Bütün bu meydan okumalar Türkiye’yi 16 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı ve hükümet sistemi modeline sevk etti. Şu bakımdan önemliydi bu referandum ve bu çerçevede gelen model Türkiye’de toplumsal birliği sağlama bakımından yüzde 50’nin üzerinde bir iktidar eşiğinin konması iktidara talip olan siyasi hareketleri toplumu kucaklama ve öteden beri söylenen milli birlik toplumsal birlik istikametinde adeta siyasi bir ödevle donatması gibi bir özelliğe sahipti. Bu 16 Nisan 2016 referandumundan sonra cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmeye ilişkin bir inkıta, bir gecikme yaşamama ve bir an önce sisteme geçme. Bu aradaki dönemde bürokratik ve siyasi kadrolarda bir problem yaşanmaması için de 24 Haziran’da seçime gidiyoruz.

Euronews, İsmail Çıtak :

Efendim, 24 Haziran’da yapılacak genel seçim için milletvekili aday listeleri belli oldu. AK Parti bugün karşımıza çıkan aday listesiyle ve seçim beyannamesiyle seçmene hangi yeni mesajları veriyor? Bir seçmen 24 Haziran’da neden AKP’ye oy vermeli ? Yeni olarak ne söylüyor AK Parti ?

"Türkiye’nin istikameti modern dünyadır"

Mehmet Naci Bostancı AK Parti Grup Başkanvekili :

Ak Parti 16 yıldır iktidarda. Siyaset bir tarafıyla beyanlarla yürütülür ama diğer taraftan da insanlar maddi şartların itibaryla nerede duruyorsun nasıl bir politik zemin üzerinde duruyorsun hangi toplumsal kesimlerle berabersin ve aynı zamanda uzun tarihsel sürecin içerisinde neler yaptın hangi iddiaların toplumda nasıl yer buldu bunlara bakarak siyasi tutumlarını alırlar. 2002’den beri Ak Parti iktidar ve girdiği bütün seçimlerde halkın desteğini artırarak sağlamış bir siyasi hareket bu şunu gösterir: 2002’den bu yana yapmış olduğu hizmetlerle halkın çok geniş bir kesimini kucaklamayı başarmış bir siyasi heyetle bir siyasi akılla karşı karşıyayız. 24 Haziran seçimlerinde insanlar hem geçmişte yapılanları hatırlayacaktır. Ak Parti’nin topluma katmış olduğu refahı yükselişi gelişmeyi Türkiye’nin kudretli bir ülke haline gelmesi doğrultusundaki siyasetini ve aynı zamanda modern dünya ile kucaklaşma doğrultusunda attığı adımları göreceklerdir. Hem de 2023’e yani Cumhuriyet’in 100. yılına ve daha sonraki tarihlere ilişkin bir perspektifi var uzun soluklu bir perspektif bunlara ilişkin vaatleri var. Örneğin; toplumsal refahı artırmak, daha fazla istihdam sağlamak 5 yıl içinde 5 milyon istihdam gibi aynı zamanda toplumun farklı kesimlerine birtakım avantajlar sağlamak ve mezhep ile etnik farklılıkları kucaklayıcı bir yolda ilerlemek ki bunun bir geçmişi de var geçmişte çeşitli açılım yaklaşımlarıyla bu toplumsal birliği sağlama doğrultusunda bir siyaset ortaya koymuştu Ak Parti. Aynı zamanda Avrupa Birliği konusunda Türk toplumunun kafası AB konusunda son zamanlarda biraz karışmaya başladı. 2004- 2005 yıllarında yeni bir ivme yakalanmış ve destek yüzde 80-90’lara çıkmıştı. 2008 küresel krizi sonrası kendi içine gömülen bir Avrupa profilinden çıkamaması ve aynı zamanda küçülen ekmeği paylaşma konusunda yabancılara karşı isteksizlik belirlemesi ve Türkiye’ye karşı da Türkiye’deki insanların çifte standart olarak gördükleri bir kapıda bekletme politikasını sürdürmesi bir rahatsızlık doğurmuştur. Ama Türkiye’nin istikameti bellidir modern dünyadır. Bu sadece bugüne ait değildir bu 200 yıldır böyledir. Bütün bunlar bir araya geldiğinde terörle mücadele çevremizdeki komşuların istikrarının aynı zamanda Türkiye’nin istikrarı olduğunu teyid eden bir dış politik yaklaşım seçmen bütün bunları değerlendirecek ve kanatimizce Ak Parti’ye yine çok güçlü bir destek verecektir.

Euronews, İsmail Çıtak :

Kurulduğu tarihten itibaren toplumun geniş kesimini kucaklayan daha özgürlükçü, demokrasi ve hukuku önceleyen bir Ak Parti’nin olduğu Fakat 2013 sonrası daha güvenlikçi bir yaklaşıma doğru kaydığı yönünde tespitler var 24 Haziran sonrasında AKP yeniden iktidara gelirse güvenlik ile özgürlük arasındaki dengeyi nasıl tesis edecek ?

"Ak Parti’nin karakteri özgürlük ve demokrasiyle yoğrulmuştur"

Mehmet Naci Bostancı AK Parti Grup Başkanvekili :

Biliyorsunuz siyasetin de temel tartışma konularından birisi özgürlük ile güvenlik arasındaki dengedir. Bu dengenin nerede duracağı ve nasıl bir fonksiyonla yoluna devam edeceği politik ve toplumsal şartlarla yakından bağlantılıdır. Yerleşik kanaatin aksine özgürlük ve güvenlik birbirinin zıddı değildir. Birbirinin tamamlayıcısıdır. Zygmunt Bauman’ın çok önemli bir sosyologdur biliyorsunuz özgürlük ve güvenliğe bakışına ilişkin bu söylediğimi teyid eden birçok değerlendirmesini hatırlatmak isterim çünkü özgürlüğün olmadığı bir güvenlik yahutta güvenliğin olmadığı bir özgürlük mümkün değildir. Bunları bir tür karşı kutuplar hasım yaklaşımlar olarak değil eğer temel istikametimiz özgürlük ve demokrasiden yana ise bunları tamamlayıcı politikalar olarak görmek gerekir. 2013’den sonra biraz önce de ifade ettim Türkiye çok ciddi meydan okumalarla karşı karşıya kaldı. Böyle zamanlarda güvenlik politikalarının biraz daha öne çıkması eşyanın tabiatı icabıdır. Şunu unutmayalım Ak Parti 2002’de iktidara gelirken onu iktidara götüren o büyük toplumsal dalganın karakteri yapısı hamuru özgürlük ve demokrasiyle yoğrulmuştur. Türkiye’nin geçmişteki özgürlüğe ve demokrasiye yönelik vesayetçi yaklaşımlara karşı duyulan toplumsal ve politik tepkinin de aynı zamanda Ak Parti’nin teşekkülünde çok öemli bir yeri vardı. O yüzden 2002’den sonra Ak Parti bu doğrultuda çok önemli adımlar attı. Bunu şunun için söylüyorum Ak Parti’yi var eden temel dinamikler kesinlikle özgürlük ve demokrasidir. Ama 2013’den sonraki o bir bakıma ara dönem o meydan okumalar tabiatıyla dünyanın neresinde olursa olsun hertürlü demokratik ve özgürlükçü ülkede güvenlik politikalarına yönelik bir ilgi bir dikkat onları biraz daha pratiğe taşıyan yaklaşım ortaya çıkartırdı. Ak Parti kendi karakteri istikametinde davranacaktır muhakkak. Seçimlerden sonra da Türkiye’nin yeni sistemle birlikte daha da normalleşeceğini Ak Parti’nin de asıl karakterine uygun tarzda özgürlük ve demokrasi istikametinde zaten öteden beri var olan politikalarını daha güçlü bir şekilde sürdüreceğini söylemek isterim.

Euronews, İsmail Çıtak :

Ak Parti seçim sloganını vakit Türkiye vakti olarak belirledi. Yeni dönemin güçlü meclis, güçlü hükümet dönemi olacağı açıklandı. Partiniz tarafından öngörülen başkanlık sitemininde meclisin etkisini azaltacağı yönünde eleştiriler mevcut. Bu eleştirilere katılıyor musunuz ?

"Başkanlık sisteminde meclis çok etkili bir fonksiyon üstlenecek"

Mehmet Naci Bostancı AK Parti Grup Başkanvekili :

Bu eleştirileri referandum sürecinde muhalefet partileri çokça dile getirmiş ve buradan Hayır için bir kampanya yürütmüşlerdi. Bunu doğru bulmuyoruz. Esasen benim doğru bulmamamın ötesinde muhalefetin bugün meclise gösterdiği ilgiye baktığımızda kendi kendilerini de tekzip ettiklerini görüyoruz. Çünkü meclis çok önemli muhakkak orada çoğunluğu almalıyız şeklinde çok yoğun bir çabanın içindeler. Eğer yeni kurulan sistemde tüm mesele sadece cumhurbaşkanlığı ise meclis geçmişte onların iddia ettiği gibi etkisiz bir yapıysa meclise yığınak yapmak yerine bütün dikkat ve ilgilerini cumhurbaşkanlığına verirlerdi böyle bir tavır yok hatta alternatif planlarında Sayın Erdoğan cumhurbaşkanlığını kazanırsa hiç olmazsa mecliste çoğunluğu elde ederek orada dengeleyici fonksiyonu icra etmek gibi alternatif senaryoları olduğunu biliyoruz. Yani meclisin güçsüz olduğuna ilişkin o spekülasyonları yapanlar buna inanmıyorlarki bugün meclise yönelik güçlü bir iddia içindeler. Onun ötesinde sistemin kendisine baktığımızda yasama ve yürütme arasında daha kesin hatlı bir ayrım yapıldığını görüyorum. Bunları tabi daha geniş konuşmak lazım. Siyasetin bir takım zaafları da olabiliyor. Eğer yürütme meclisin içinden çıkıyorsa o zaman milletvekilleri ve onların siyasete bakışlarına ilişkin kimi problemlerde yürütmeye intikal edebiliyor. Ama bunları birbirinden ayırdığınızda gelen bakanlar seçim bölgelerine yönelik popülist bir ilgi yerine bütün Türkiye’yi hesaba katan bir yaklaşım doğrultusunda davranmak lüzumunu hissedeceklerdir muhakkak. Yani bazı popülist yaklaşımlar siyasette olmayacaktır. İkincisi meclisin çok önemli denetim mekanizmaları vardır. Mevcut cumhurbaşkanına ve hükümetine yardımcılarına karşı gerektiğinde onları sorgulamak ve yüce divana göndermek konusunda elbette belli bir çoğunluk gerekiyor . Meclisin elinde imkanlar vardır. Ayrıca kanunların meclis tarafından çıkarılma hususu kesin bir şekilde ifade edilmiştir. Cumhurbaşkanının yürütmeye ilişkin sadece yapabileceği kararnameler çıkartmaktır ve hususen kanun olan alanlarda cumhurbaşkanının kararname çıkartması mümkün olmaz. Ayrıca meclis kanunlarla karanameler arasında bir denge politikasıyla da bu etkinliğini sürdürebilme imkanına sahiptir. Komisyonlar çalışacaktır. Kanun çıkartma hakkı bütünüyle mevcut sistemde yürütmedeydi yasamaya geçmiş vaziyettedir. Kanaatimce sistem oturdukça yasama ile yürütme arasındaki fark kendisini daha belirgin bir hale getirecek belki ilerde ihtiyaç duyulan sistem değişiklikleri çerçevesinde bu kesin bir şekilde teyid edilecektir. Yasama kendi fonksiyonlarına daha fazla yönelecektir. Yürütmede elbette kendi fonksiyonlarına. Sistemin biraz pratik içerisinde yürümesi gerekir. Mevcut hale bakıldığında meclisin kesinlikle kendi görev ve gündemi içerisinde çok etkili bir fonksiyon üstlendiğini görüyoruz.

Euronews, İsmail Çıtak :

Sayın Bostancı, daha önce katıldığınız programlarda Olağanüstü Hal (OHAL) AK Parti'nin tercihi değildir demiştiniz. Yaklaşık 2 yıldır Türkiye OHAL ile yönetiliyor. Ve OHAL’de seçime gidiyor. OHAL’in Türkiye’nin demokrasi ve hukuk sorununu her geçen gün daha da büyüttüğü yönünde eleştiriler var. Özellikle bu seçim dönemide bunların daha da yoğunlaştığını görüyoruz. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz ?

"Seçimlerden sonra ortama ve duruma göre OHAL yeniden değerlendirilecektir"

Mehmet Naci Bostancı AK Parti Grup Başkanvekili :

OHAL esasen hiçbir zaman bizim tercihimiz olmadı. Değerli izleyiciler 2002’den sonraki hatırlayacak olursa Ak Parti terörün çok yoğun olduğu dönemlerde dahi OHAL marifetiyle bir yönetimi düşünmedi. Fakat 15 Temmuz2da yaşanan hadise batılı dostlarımız tarafından ne derecede anlaşıldı bilemiyoruz. Bir gecikmeyle birlikte Türkiye’ye ilişkin darbe girişimine ilişkin kınamaları olduğunu biliyoruz. Bu gecikme niçin oldu o da birçok tartışma konusu yaratmıştı. 15 Temmuz’daki darbe girişiminin diğerlerinden çok fazla özellik taşıdığını unutmayalım. Bu sivil ayağı olan, medya, işadamı, emniyet, hukuk ayağı olan buralarda örgütlenmiş olan ve aynı zamanda askeriye içerisinde de yapılanarak bir çete hüviyetinde darbe girişimini gerçekleştiren bir yapıya ait bir durumla karşı karşı karşıyayız. Öyle ki içerde çekirdeğinde gayrimeşru ve bütünüyle açık bir şekilde çete kastına uygun bir şekilde davranan bir yapı onun çevresinde de meşruiyetçi bir kılıfla sarmış olan, toplumun derinliklerine nüfuz etmiş olan başka bir yapı. Şimdi bu ikisinin nerede birbiriyle bağlantısı var çete kastı içinde kimler var Bu darbe girişiminin arkasındaki zincir nasıl toplumun derinliklerine uzanıyor bunları bir anda çözmek ortaya koymak şüphesiz bir anda mümkün değil. Belki Türkiye’nin tarihte gördüğü en önemli darbe girişimi budur. Daha önce de darbeler oldu ama başı sonu belli olan darbelerdi. Askeriyenin içinde bir yapıları vardı belki sivil kesimden de kimilerinin destek olduğu toplum tarafından biliniyordu. Bu defa öyle değil çok esaslı bir mücadele gerektiriyor ve siz bu mücadeleyi halkın iradesi üstüne vesayet kurmak isteyen bir yapıya karşı demokrasi ve özgürlükler için yürütüyorsunuz. Belki bir iki yıl insanlar OHAL dolayısıyla bir parça emin olun Türkiye pratiğine baktığınızda OHAL’in gündelik hayat içerisinde çok fazla etkisinin olmadığını da söyleyebiliriz ama yine de OHAL’i telaffuz etmek bile sevimsizdir. Bir parça belki olumsuz etkileri vardır ama bütün bunların demokrasi ve özgürlükler için yapıldığını bunlara yönelik tehdit edici bir yapıya karşı bu yöntemlerle demokrasinin kendini koruma yöntemleriyle mücadele edildiğini unutmamak gerekir. Ak Parti’nin yaklaşımı kendi karakterine uygun bir yaklaşım olacaktır muhakkak. Seçimlerden sonra ortama ve duruma göre OHAL elbette değerlendirilecektir.