Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Varlık Vergisi Türk ekonomisini nasıl etkiledi, sonuçları ne oldu?

Access to the comments Yorumlar
 Euronews
İstanbul / Türkiye
İstanbul / Türkiye   -   ©  AP Photo   -  

Netflix'te yayımlanan Kulüp dizisi ile yeniden gündeme gelen Varlık Vergisi, Türkiye'de 1942 yılında yürürlüğe girdi. Varlık Vergisi kanunu, servet ve olağanüstü kazanca sahip kişilerden bir defaya mahsus vergi alınmasını öngörüyordu. Uygulamalar, tanıklıklar ve akademik çalışmalar kanunun gayrimüslimleri hedef aldığını ortaya koyuyor. 

**Varlık Vergisi’nin ekonomik sonuçları ne oldu?
**

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Seven Ağır ve Arizona Üniversitesi’nden Prof. Cihan Artunç’un kapsamlı araştırması Varlık Vergisi’nin Türkiye’de ekonomiyi nasıl etkilediğine ışık tutuyor. 

Ağır ve Artunç’un “1942 Varlık Vergisi ve Türkiye’deki Gayrimüslim İşletmelerin Kaybolması” başlıklı makalesi Cambridge Üniversitesi’nin Ekonomi Tarihi Dergisi’nde (The Journal of Economic History) 2019 yılında yayımlandı.

Çalışma, İstanbul’da 1926-1950 yılları arasında faaliyet gösteren işletmeleri ayrıntılı inceleyen veri setine dayanıyor. Makalenin ana bulgusu şöyle: 

"Varlık Vergisi daha eski ve üretken olan gayrimüslimlerin sahibi olduğu işletmelerin tasfiyesine yol açtı; gayrimüslimlerin sahipliğinde yeni işletmeler kurulmasını azalttı. Vergi, bu işletmelerin yerine Müslümanların sahibi olduğu daha zayıf ve kırılgan yeni girişimlerin önünü açtı. Ancak bu işletmelerin çoğu uzun vadede hayatta kalamadı. Varlık Vergisi Türk ekonomisinin “millileşmesine” yardım etti ancak üretkenlik ve büyüme üzerinde negatif etkileri oldu."

Doç. Dr. Ağır ve Prof. Artunç 1926-1950 yılları arasında İstanbul’daki işletmeleri ve sahiplik yapısını inceledi. Sahiplik yapısında şirket sahiplerinin veya ana hissedarların dini ve etnik kökenlerine bakıldı. 

Araştırmaya göre, Varlık Vergisi öncelikle gayrimüslimlere ait çok büyük sayıda işletmenin tasfiyesine yol açtı. Gayrimüslim kişilerin yeni şirket kurmasını engelledi. Akademisyenler bulgularının diğer ülke ve bölgelerde kullanılan kurumsal çerçeve ile örtüştüğünü vurguluyor. Buna göre Varlık Vergisi ulus devlet inşasında keyfi ve cezalandırıcı bir mekanizma olarak ortaya çıktı.

Varlık Vergisi ile ne kadar gelir toplandı?

Makaleye göre 114 bin 368 kişi Varlık Vergisi listesinde yer alırken bu kişilere toplam 465 milyon 384 bin 820 TL vergi getirildi. Listedekilerin yüzde 54’ü İstanbul’dan olurken bunlara toplam verginin yüzde 68’i kesildi. İstanbul’daki vergilerin yüzde 83’ü gayrimüslimlere kesildi. Varlık Vergisi’nden sonra 30 binden fazla Yahudi ve 20 binden fazla Rum Türkiye’yi terk etti.

Gayrimüslimlerin ticaretteki oranı neydi?

Araştırma, Varlık Vergisi’nden önce gayrimüslimlerin ticarette ne kadar etkin olduğunu da gösteriyor. Müslümanlar da ticarette aktif olmalarına rağmen nüfuslarına ve kişi başına düşen firma verisine göre gayrimüslimler daha baskındı. İstanbul’da 1935-1950 arasında Müslümanlarda bin kişiye düşen işletme sayısı 1-2 iken bu oran Hıristiyanlarda 2-6 arası ve Yahudilerde 6-13 arasındaydı.

Araştırma ayrıca, o dönem Müslümanların kurduğu yeni şirketlerin uzun vadede pek hayatta kalamadığına işaret ediyor. Buna göre 1935’te şirketlerin yüzde 39’u 10 yaş ve üzerindeyken bu oran 1950’de yüzde 26’ya kadar düştü.

Araştırmanın ana bulguları neler?

Seven Ağır ve Cihan Artunç makalenin sonuç kısmında şu temel bulgulara yer verdi:

Karar vericiler, ekonominin ancak “milli” bir karaktere sahip olması durumunda modernleşeceğine inandılar. Bu politika “Türk” orta sınıfının kurulması ve desteklenmesini içeriyordu. Devletin müdahaleci politikası Müslüman girişimcilerin yanında olmayı kapsıyordu.

Ağır ve Artunç’a göre “sonuçlar başarısızlığa mahkumdu”. Çünkü ortadaki insan maliyeti açıktı. Varlık Vergisi İstanbul’daki gayrimüslimlerin sahibi olduğu daha eski ve üretken işletmelerin tasfiyesi için etkili bir araç olarak kullanıldı. Kamulaştırılan varlıklar Müslümanların kurduğu yeni şirketleri finanse etmek için kullanıldı ancak bunlar uzun vadede hayatta kalmadı. Bundan dolayı ortalama işletme verimliliği düştü.

Varlık Vergisi aynı zamanda mülkiyet haklarının ihlalinden dolayı bir belirsizlik ortamı yarattı ve bu da yeni yatırımların önünü kesti.

Ekonomik modernleşme ve Batı ile yakınlaşma hedefi sekteye uğradı

Seven Ağır ve Cihan Artunç’un tespitine göre Varlık Vergisi ile “neticede ‘milli’ bir ekonomi yaratma teşebbüsü işletme üretkenliğine zarar verdi, kaynaklar girişimcilere yanlış şekilde dağıtıldı ve mülkiyet hakları güvenliğini düşürdü…” 

Varlık Vergisi ile varlıklara el koyma ve bunların transferi yoluyla ekonomiyi Müslümanlara “restore” etme olan ikili hedeflerinden biri başarıldı. Ancak bu durum hükümetin diğer bir hedefinin sekteye uğramasına yol açtı: Ekonomik modernleşme ve Batı ile yakınlaşma.

Varlık Vergisi nedir?

Varlık Vergisi 11 Kasım 1942'de TBMM'de kabul edildikten hemen bir gün sonra yürürlüğe girdi. İlk maddesi kanunun özetini içeriyor: “Servet ve kazanç sahiplerinin servetleri ve fevkalâde kazançları üzerinden alınmak ve bir defaya mahsus olmak üzere (Varlık Vergisi) adiyle bir mükellefiyet tesis edilmiştir”. Kanunda vergi oranı ile ilgili bir ifade yer almadı.

Vergi miktarlarının belirlenmesi ve toplanması amacıyla her ilde kurulan vergi tespit komisyonları kurulacaktı. Şehrin en yetkili mülkiye ve mal memurları bu komisyonlarda yer alıyordu. Vergi miktarı ile ilgili tespit ve takdir hakkı bu komisyonlardaydı. Komisyonlar servet ve kazançları inceledikten sonra vergi miktarını “edinecekleri kanaate göre takdir ve tesbit etme” hakkına sahipti. Vergi miktarı komisyonların kanaat ve takdirine bırakılmıştı.

Vergilerin ödenmesi için tanınan süre sadece 15 gündü. Kanuna göre mahallenin en büyük mal yetkilisi “on beş günlük müddetin geçmesini beklemeden, lüzum gördüğü mükelleflerin menkul ve gayrimenkul mallarıyla alacak, hak ve menfaatlerinin ihtiyaten haczine karar verebilecekti”. 

Bir ay zarfında borçlarını ödemeyen mükellefler “borçlarını tamamen ödeyinceye kadar memleketin herhangi bir yerinde bedeni kabiliyetlerine göre askerî mahiyeti haiz olmayan umumî hizmetlerde veya belediye hizmetlerinde çalıştırılacaktı”.

Vergisini ödeyemeyen çok sayıda gayrimüslim Erzurum’un Aşkale ve Eskişehir'in Sivrihisar ilçelerindeki çalışma kamplarına gönderildi. Bu kişiler sert kış şartlarında taş kırmak gibi ağır işlerde çalıştırıldı.