Hasta tutuklu yakınları anlatıyor: 'Cezaevlerinden tabutların çıkmasını istemiyoruz'

Access to the comments Yorumlar
 Dilek Gul
84 yaşındaki hasta tutuklu Nusret Muğla koronavirüsten yaşamını yitirdi
84 yaşındaki hasta tutuklu Nusret Muğla koronavirüsten yaşamını yitirdi   -   ©  Anadolu

'Bank Asya’ya para yatırmak', 'Feza Derneği’ne üye olmak' gibi suçlamalarla Gülen yapılanması soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan hasta tutuklu 84 yaşındaki Nusret Muğla hapis cezasını çekerken kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Nusret Muğla'nın yaşamını kaybetmesi diğer hasta tutukluların durumunu tekrar gündeme taşıdı. Türkiye cezaevlerinde bin 605 hasta tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Marmara Tutsak ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği, hapishanelerde 68 tutuklunun ağır hasta olduğunu ve 38'i ölümün eşiğinde olduğunu belirtiyor.

Manisa T Tipi Cezaevi’nde tutulan Nusret Muğla, kalp, romatizma, prostat, tansiyon, böbrek sorunları ve beyinde denge bozukluğu nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşıyordu.

Oğlu Mustafa Muğla, bu sağlık sorunlarından ötürü çok kez girişimde bulunduklarını ancak bir sonuç alamadıklarını söylüyor:

"Üç ay erteleme istedik, reddedildik. Sonra avukatlarımız 'kışı evinde geçirsin' dedi, talepte bulunduk. 25 gün önce İzmir Adli Tıp Kurumu’ndan 5 heyete girmişti. Bir cevap da gelmedi. Bu süre içerisinde sürekli hastaneye götürüldü ve dönüşte karantina koğuşuna yerleştiriliyordu. Geçen çarşamba telefonda görüştük, karantina koğuşundan çıktığını söyledi. Grip olduğunu anlattı, ama 'iyiyim' demişti. Sonrasında Manisa İl Sağlık Müdürlüğü beni aradı 'babanız sistemde Covid-19 görünüyor' dedi. Ben de acilen babamın yatırıldığı hastaneye gittim ve babamı görebilmek için jandarma, cezaevi ve savcılık üçgeninde gittim geldim. Savcılık izin vermedi. Ertesi günü de zaten vefat haberini aldım. Burada hukukun ve adaletin olmadığını görüyorum. İki dudak arasında verilen kararlar toplumun katliamına neden oluyor.’’

Biz de, büyüklerimiz de daha önce bu ülkede geçmişte yaşananları değerlendirememiş ve empati yapamamışız. Çok parçalanmış bir toplummuşuz, kimse kimsenin acısını anlamamış. Vatan dediğiniz yer bireysel insanın huzur bulduğunuz yerdir, huzur yoksa vatanın bir manası yoktur.

Nusret Muğla’nın oğlu Mustafa Muğla, babasının ölümünde bir şaibe olduğunu düşünüyor ve "Devletin denetiminde olan bir kurumda karantina koğuşunda insan Covid-19'a yakalanıyorsa burada bir ihmal vardır, bunu savcıya da söyledim, tutanağa geçirildi’’ diyor.

‘’Bu memlekette adaletin olmadığını ve insanlığın öldüğünü görüyorum. İnsanlık zulmü var ve bu bir soykırımdır. Buna ve hasta tutukluların durumuna halkın duyarsız kalmasını şaşkınlıkla karşılıyorum. Bu toplum nasıl bu hale geldi, hayretle bakıyorum. Hak ve adaletin olmadığı bir yerde bunları yaşıyorsak, demek ki diğer yaşananlara empati yapamadığımızdan. Biz de, büyüklerimiz de daha önce bu ülkede geçmişte yaşananları değerlendirememiş ve empati yapamamışız. Çok parçalanmış bir toplummuşuz, kimse kimsenin acısını anlamamış. Vatan dediğiniz yer bireysel insanın huzur bulduğunuz yerdir, huzur yoksa vatanın bir manası yoktur. Kendi inancıma göre dualarımla zulüm görenlerin yanında olmaya çalışıyorum.’’

''Sana da kendime de faydalı olamadım''

Nusret Muğla'nın ölümü sonrasında çok sayıda siyasetçi ve insan hakları aktivisti de sosyal medyadan tepkisini dile getirdi. Fakat en dikkat çekeni Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu eski üyesi Bülent Arınç'a aitti.

Nusret Muğla'dan helallik isteyen Arınç açıklamasında, ''Nusret Ağabey hakkını helal et, sana ve arkadaşlarına faydalı olamadığım gibi kendime de faydalı olamadım'' dedi. Arınç paylaşımında Adli Tıp Kurumu kararlarını da eleştirdi.

Ve: ''Kaldı ki Adli Tıp Kurumu, kendisine kanun ve yönetmelikler ile verilen yetkiyi hiçbir makam ve mevkiden korkmadan, hukuka uygun şekilde kullansa Cumhurbaşkanın af yetkisini kullanmasına dahi gerek kalmayacaktır'' ifadelerini kullandı.

Erdal Özel, sadece ağır şizofreni hastası değil aynı zamanda böbrek ve kalp hastası. Yakın zamanda kalp krizi geçirdi. Ama tüm bunlara rağmen Adli Tıp Kurumu görmezden geliyor ve cezaevinde kalabilir diyor.

Nusret Muğla’nın ölümünün ardından Türkiye cezaevlerindeki bin 605 hasta tutuklu ve hükümlünün sağlık durumları bir kez daha gündemde.

Aslında üç ayı aşkın bir süredir hasta ve infazları yakılan tutuklu yakınları Türkiye'nin farklı illerinde Adalet Nöbeti'nde.

Eyleme destek verenlerden biri de 2006 yılından beri Tekirdağ F2 cezaevinde tutuklu olan Erdal Özel'in ablası Kumru Akgül.

Kumru Akgül'ün kardeşi ağır hasta tutuklu Erdal Özel'e en son ‘ağır şizofreni’ teşhisi konuldu.

2010-2011 yıllarında cezaevi koşulları ve sağlık sorunları nedeniyle iki kez intihar girişiminde bulunan Erdal Özel, İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi altına alındı.

İntihar girişimleri sonrasında Erdal Özel’in sağlık sorunlarından haberdar olan ailesi, cezasının ertelenmesini istedi fakat bir sonuç alamadı.

Kumru Akgül ağır şizofreni hastası olmasına rağmen kardeşinin tek kişilik koğuşta tutulduğunu ve bu sebeple çok kez İstanbul Adli Tıp Kurumu önünde eylem yaptığını anlatıyor.

Çünkü Adli Tıp Kurumu’nun siyasi hasta tutuklu ve mahkumların başvurularını görmezden geldiğine inanıyor.

"Erdal Özel, sadece ağır şizofreni hastası değil, aynı zamanda böbrek hastası ve kalp hastası. Kalp krizi de geçirdi. Ama tüm bunlara rağmen Adli Tıp Kurumu görmezden geliyor. Her başvurumuz yanıtsız kalıyor. Ve ATK 'cezaevinde kalabilir' diyor. Kardeşimin durumu kötü, çoğu kez bizi hatırlamıyor. Pandemide de göremedik, şimdi tek kişilik hücrede. Ayda bir kendisine sakinleştirici iğne yapılıyor. Bunun dışında alması gereken ilaçları da vermiyorlar. Arkadaşlarıyla aynı koğuşta kalması için de girişimlerde bulunduk ama sağlık sorunları nedeniyle tek kişilik hücreye alınıyor. Çünkü ağır şizofreni hastası. Kendisine de bakamıyor, zarar veriyor kendisine. O nedenle başkalarıyla da kalamıyor. Yani ölse kimsenin haberi olmayacak. Tek başına nasıl cezaevinde kalabilir bu insan?’’

Kardeşim Cevher Ay koah hastasıydı. Buna son zamanlarda kaygı bozukluğu ve ayaklarında hala sebebini öğrenemediğimiz bir kitle eklendi. Hastaneye götürülmediği için tedavisi yapılamıyor. Ve son süreçte diş etlerindeki sağlık sorunu giderilmediği için tüm dişlerini kaybetti

17 yıldır örgüt üyeliğinden Edirne cezaevinde olan hasta tutuklu Cevher Ay'ın ailesi de infazına dışarıda devam edilmesi için uzun bir süredir çaba sarf ediyor.

Euronews'e konuşan Cevher Ay'ın ablası Gülşen Ay, kardeşinin sağlık sorunlarına ayaklarındaki kitle ve kaygı bozukluğunun eklendiğini belirtiyor.

Fakat Cevher Ay'ın ayaklarındaki sağlık sorunun ne olduğu hem kendisi hem de ailesi tarafından bilinmiyor çünkü hastaneye götürülmüyor.

''Kardeşim Kronik Obstrüktif Akciğer hastası. Şimdi ayaklarında kitle var ama hastaneye gidemediği için ne olduğunu bilmiyoruz. En son sekiz ay önce götürüldü ama pandemiden dolayı tetkikler yapılamıyor. Çok fazla ağrısı var. Yakın bir süre önce de diş etlerinde sorunu vardı ve tüm dişleri döküldü çünkü tedavisi yapılmadı. En sonunda çıkan rahatsızlığı ise kaygı bozukluğu. Sadece bunun için düzenli bir ilaç içiyor. Kardeşim o halde hastaneye kelepçe ile götürülüyor. Kendisi bu nedenle doktorların ön yargılı olduğunu ve eksik tedavi uyguladıklarını anlattı. Bu önyargının kırılması için kelepçesiz götürülmeliler, aksi durumda tedavi edilmiyorlar. Bu durum kabul edilemez.''

''Ekonomik durumumuz iyi değil, kardeşimin görüşüne sürekli gidemiyoruz''

Cevher Ay'ın ablası Gülşen Ay, yakınlarının ailelerine uzak yerlerde cezaevlerine gönderilmesine de tepkili. Çünkü ekonomik olarak bu sürecin kendilerine çok yük olduğunu söylüyor:

''Bizim aracımız yok, sabahları otobüs bulamıyoruz. Her defasında araç kiralıyoruz. O nedenle sık sık görüşe gidemiyoruz, üç ayda bir ancak gidebiliyoruz. Çünkü bizim ekonomik durumumuz iyi değil.''

Türkiye'de hasta tutukluların sorunları ancak yaşanılan ölümler sonrasında gündem oluyor. Bu yaşanılanları belli bir medya görüyor maalesef ve ötesinde diğer medyanın gündeminde cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri yok. Fakat durum her geçen gün ağırlaşıyor.
Esin Çelik
Marmara Tutsak ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (MATUHAY-DER) Eş Başkanı

Marmara Tutsak ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (MATUHAY-DER) Eş Başkanı Esin Çelik, cezaevlerindeki sorunlarına kamuoyunun yeterince ilgi göstermemesinden yakınıyor.

Türkiye'de hasta tutukluların sorunlarının ancak yaşanılan ölümler sonrasında gündem olduğunu düşünüyor Esin Çelik.

Toplumsal olarak ilgisizliğin nedenini de medyanın cezaevlerindeki hak ihlallerini görmemesine bağlıyor.

"Türkiye'de hasta tutukluların sorunları ancak yaşanılan ölümler sonrasında gündem oluyor. Belli bir medya görüyor maalesef bu yaşanılanları ve ötesinde diğer medyanın gündeminde cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri yok. Fakat durum her geçen gün ağırlaşıyor. Özellikle pandemi ile birlikte hasta tutukluların durumu giderek kötüleşiyor. Ama siyasi hasta tutsaklar üzerinde farklı uygulamalar söz konusu. Siyasi hasta tutsakların tedavilerini alamamaları, tahliyesi gelmiş hasta tutsakların hukuksuz gerekçelerle tahliye edilmemesi, disiplin cezalarının bahane yapılması ayrımcılık yapıldığına örnektir. Cezaevlerinde her ne kadar durumu ağır olanları rakamsal olarak ifade etsek de, koşullar nedeniyle psikolojik olarak da zorlanan çok sayıda hasta tutuklunun olduğunu belirtebiliriz.''

38 tutsak ölümün eşiğinde. Son süreçte yaşanan ölümler var, üst üste çok fazla cenaze çıktı. Biz cezaevlerinden cenazelerin çıkmasını istemiyoruz.

MATUHAY-DER Eş Başkanı Esin Çelik, geçmişten bu yana cezaevlerinde ikili bir hukuk işlendiğini yani bir ayrımcılık yaşandığını düşünüyor. Ve Adli Tıp Kurumu'nun hasta tutuklular için verdiği raporlarının siyasi olduğuna dikkat çekiyor.

''Hayatını tek başına idame edemeyecek durumda olanlar için ATK'nin 'cezaevinde kalabilir' raporları vermesi bu kurumun insan yaşamını ön planda tutan bir kurum olmadığını ortaya koyuyor. Tamamen siyasi baskı altında çalışıyor ve siyasi kararlar veriyor.''

Çelik şu ifadeleri kullandı:

"Bu sayının içinde 68 ağır hasta tutuklu var ve bunların 38'i ölümün eşiğinde.Son süreçte yaşanan ölümler var, üst üste çok fazla cenaze çıktı. Bu durum aileleri daha da kaygılandırıyor. Aileler o nedenle Adalet Nöbeti başlattı. Bugün içeride olanlar demokratik bir ülke için siyaset yapmalarından kaynaklı. O sebeple bu sorun sadece ailelerin değil, herkesin sorunu olmalı. Bir an önce tahliye edilmeliler ve dışarda sağlık imkanlarına ulaşabilmeliler. 15 Temmuz'dan sonra tüm haklar kaldırıldı cezaevlerinde ve pandemiden sonra tamamen ellerinden alındı her şey. Bu haklar bir an önce verilmeli. Ama en öncelikli talebimiz, biz cezaevlerinden tabutların çıkmasını istemiyoruz. Bu yönlü gerçek anlamda ATK misyonunu doğru üstlenmeli ve bağımsız kararlar vermeli. Ve devlet de tüm sorunları gidermeli bir an önce."