Son Dakika

Son Dakika

Uzmanlar: Yerel seçimlerde “siyasi kabilecilik” belirleyici olacak

Uzmanlar: Yerel seçimlerde “siyasi kabilecilik” belirleyici olacak
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye gündemi 31 Mart günü gerçekleşecek olan yerel seçimlere kilitlenmişken uzmanlar, oy verme alışkanlıklarında 'siyasi kabilecilik' etkisine vurgu yapıyor.

Buna göre; seçmenler kendilerine benzeyen insanların yakınlarında yaşamak isteyeceklerinden dolayı aynı parti seçmenleri yine aynı coğrafyalarda yoğunlaşacak.

İzmir seçmeninin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) , Konya seçmeninin Adalet ve Kalkınma Partisi, Diyarbakır seçmeninin Halkların Demokratik Partisi (HDP) ağırlıklı olması, Osmaniye’nin Milliyetçi Halk Partisi’nin (MHP) kalesi olması ise, bunun en belirgin kanıtı.

Seçmenlerin kendilerini bilinçaltında 'siyasi bir kabile' içerisinde görmesi, bazı partilere de bazı seçim bölgelerinde siyasi hegemonya kurma olanağı yaratıyor.

İzmir’e 'seküler' göçü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 'CHP’nin kalesi' olarak görülen İzmir her yıl ortalama 120 bin civarında göç alıyor ve göç edenlerin çoğunluğunu beyaz yakalı ve yüksek eğitimli kesim oluşturuyor. Uzmanlara göre, İzmir’deki siyasi kabileciliği daha da tetikleyen ana sebep, yaşam tarzına müdahalelerle ilgili yaşanmışlıkların önüne geçmek.

Sabancı Üniversitesi’nden sosyal psikoloji uzmanı Prof. Nebi Sümer’e göre kimlik siyasetinin ve etnik köken vurgusunun yaygınlaşıp bölgeye göre şekillenmesi kutuplaşmayı derinleştiriyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Sümer, “Siyasi partilerin kapsayıcılığı arttıkça kimlik siyasetinden görece kopuyorlar. Örneğin, 2015 yılı seçimlerinde HDP’nin Türkiye soluyla birleşme ve Türkiye partisi olma doğrultusundaki söylemiyle bu eğilim biraz kırılarak, on yıllardır yüzde 6 düzeyinde kemikleşen oyları yüzde 13’lere kadar çıkarabildi.” diye açıklıyor.

"Etnik kökenler ve dini söylemler üzerinden kimlik hapishaneleri kuruluyor"

Sümer’e göre seçmenler kendi bireysel değişim ve gelişimlerinin önünde sistematik bir engel görmüyorlarsa radikal eğilimlerden uzak duruyor.

“Ancak özellikle belirli bölgelerde kalkınma ve sosyo-ekonomik sorunlar bireysel ve siyasi değişimin önündeki engeller ile birleşince, etnik kökenler ve dini söylemler üzerinden kimlik hapishaneleri kuruluyor ve bu da kutuplaşmayı besliyor.” şeklinde açıklıyor.

Sümer, yaklaşan yerel seçimlerde de bu bloklaşmanın devam edeceğini ve bu döngü kırılmadığı sürece sistemin katılaşacağını düşünüyor.

“Ancak karşıt kimlikler yaratarak ötekileştirilen kesimler de konsolide edilmiş oluyor. Örneğin CHP seçimlerde hep yüzde 25 düzeyinde bir karşıt kimliğe hapsoldu. Karşıt-kimlik, ötekine dair bir öfkeye dayanıyorsa zemini çok kırılgan oluyor, seçmen de aşırı savunmacı yaklaşıyor. Bu da gelişimi kapıyor.” diyor Sümer.

'Ahlaki üstünlük' algısı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından geçtiğimiz sene sonuçları açıklanan “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması”, parti taraftarlarının kendilerini diğer parti taraftarlarından ahlaki olarak daha üstün gördüklerini ortaya koymuştu.

İlginç bir bulgu olarak, katılımcıların iyi sıfatların tümünü (onurlu, zeki, cömert) kendi parti taraftarlarına uygun gördüğü, bencil, iki yüzlü, bağnaz gibi kötü sıfatları da 'diğer' parti taraftarlarının özelliği olarak saydığı gözlemlenmişti.

Sümer, siyasi kabilecilik ekseninde yaşanan kutuplaşma sonucunda yerel seçimlerde politik performanstan bağımsız olarak oy verme eğiliminin devam edeceğini öngörüyor ve bunun da sistemin değişimini engellediğini düşünüyor.

“Kutuplaşma, muhalefette kalanın politik yetkinliğini çok düşürüyor. Türkiye’de yüzde 70 sağ, yüzde 30 sol oy olduğuna dair bir varsayım söz konusu ve bunu sol partiler, muhalefet de çoktan kabul etmiş durumda. Bu, muhalefette kalmayı kabul eden, sistemi değiştirme motivasyonunu kıran bir algı ve tercihtir.” diye ekliyor.

"Partizanlık kutuplaşmayı ve siyasi kabileciliği besliyor"

Infakto Araştırma Şirketi kurucu ortağı ve Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Emre Erdoğan’a göre Türkiye’de 2018 yılının son çeyreğinde yüzde 3 küçülme yaşanmasının, seçmen davranışları üzerindeki etkisi, siyasi kabilecilik sonucunda dengeleniyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Dr. Erdoğan, “Çünkü ekonomik gidişatın iktidar bloğunun oylarında yol açacağı kayıplar, siyasi kabileciliğin seçmen davranışları üzerindeki etkisi ile sınırlanmış oluyor. Dolayısıyla bu seçimlerde siyasi kabilecilik, iktidar partisi tarafından daha fazla uygulanıyor.” diyor.

“İnsanlar kendilerine benzemeyenlerle aynı apartmanda yaşamak, ötekileştirdikleri kişileri apartman yöneticisi olarak görmek istemezler. Siyasetçiler de bundan vazgeçmiyorlar.” diye açıklıyor Dr. Erdoğan.

İstanbul Özyeğin Üniversitesi’nden siyaset bilimci Dr. Evren Balta da aynı görüşte:

“Diğer partilerden olanlara yönelik nefret o boyutlara vardı ki, insanlar kendi ait oldukları grup ne derse haklı buluyor, diğer politik alternatiflerin ise hiçbir yaptığını beğenmiyor. Bu partizanlık da kutuplaşmayı ve siyasi kabileciliği besliyor ve oy verme davranışını belirliyor.”

Kısır döngü mü var?

Peki bu kısır döngü hiç kırılamaz mı?

Uzmanlar, belediyecilik ve yerel kalkınma vurgusu, eşitlik, yoksullukla mücadele gibi toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren konuları seçim kampanyasının odağına yerleştiren adayların bu seçimde başarılı bir performans sergilediğini düşünüyor.

Sümer’e göre, siyasi kabilecilik kaynaklı kutuplaşmayı kırmanın yolu, kapsayıcılık, demokrasi ilkeleri, toplumun genel çıkarları, ahlaki ilkeler ve eşitlik üzerinden bir siyasi hareket yürütmek ve bu konuda en geniş mutabakatı sağlamak.

“Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler de dahil olmak üzere çok açık bir eşitsiz yarış içerisindeyiz. Siyasetin genel ekseni ötekileştirmek değil, demokrasi, adalet, hakkaniyet üzerinden tartışmalar yürütmek, Türkiye’nin her bölgesinde temsiliyeti geliştirmek olmalı.” diyor.

Refah toplumuna geçiş şart

Dr. Erdoğan’a göre ise, siyasi kabilecilikten çıkış noktası refah toplumuna geri dönmekten geçiyor.

Ancak Türkiye, halihazırda refah toplumundan oldukça uzak bir noktada. TÜİK’in son verilerine göre işsiz sayısı 4 milyon 302 bine ulaşırken, işsizlik oranı ise yüzde 13,5'e varmış durumda.

Erdoğan, “Ekonomik ve sosyal kalkınmayla sosyal devletin yeniden tesisiyle birlikte tehdit algısı azalır.” diyor.

WhatsApp'ta ücretsiz bültenimize abone olun, Türkiye ve dünya gündeminden seçtiğimiz haberler her gün telefonunuza gelsin! Abone olmak için tıklayın