Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Dünyanın gözü metan gazında

© Getty Images
© Getty Images   -   ©  euronews
 Copernicus
Metin boyutu Aa Aa

Karbondiokside odaklanıyoruz ama metan, iklim değişikliğiyle mücadelede daha elverişli bir müttefik olabilir.

Bir çeltik tarlası, bir inek, bir bataklık ve bir kömür madeninin ortak yanı nedir? Bu sorunun birden fazla cevabı olabilir fakat bir şey kesin: bunların hepsinde “gaz” var. Saydıklarımızın hepsi, karbondioksit kadar ünlü olmayan ama ısı hapsetmesiyle bilinen metan gazı salar. Metan, günümüzde artan salınımıyla tüm dünyada dikkat çekiyor. Bilim insanları ve devletler, metan gazına odaklanılması halinde iklim değişikliğiyle mücadelede daha hızlı sonuçlar alınabileceği görüşünde. Fakat metan gazının artışını dizginleyebilmek, bunun ne kadarının atmosfere karıştığının ve sorumlusunun kim olduğunun tam olarak bilinmesini gerektiriyor.

Metan oluşumunun hem doğal hem de insan kaynaklı nedenleri vardır. Küresel emisyonun yaklaşık üçte biri, organik maddelerin büyük miktarlarla çürümesiyle metan üreten sulak bölgelerde meydana gelir. Tarım sektörü, insan kaynaklı metan oluşumunda en büyük paya sahiptir. Özellikle çiftlik hayvanları ve sulak alanlarda yetiştirilen mahsuller, insan kaynaklı emisyonların dörtte birinden fazlasına neden olur. Metan, gübre çukurlarının ve geviş getiren hayvanların çıkardığı gazların bir yan ürünü olduğu gibi, pirinç gibi mahsuller üretilen tarlalarda su altında meydana gelen bakteriyel çürüme işlemlerinde de oluşur. Dünyadaki metan emisyonlarının bir diğer dörtte biri, sıkça yaşanan gaz kaçakları nedeniyle metan salınımına neden olan petrol ve doğal gaz sektörüdür. Diğer kaynaklar arasında, biyokütlelerin yakılması ve donmuş toprakların çözülmesi yer almaktadır.

Metan gazını iklim değişikliğinin ikinci büyük nedeni hâline getiren etken, atmosferi birim başına karbondioksitten 20 kat daha güçlü ısıtma potansiyeline sahip olmasıdır. Bir diğer deyişle; bir kg metanın salınması, 84 kg karbondioksit emisyonuna eş değerdir. Küresel metan emisyonlarının hızla arttığını göz önünde bulundurursak, iklimin daha hızlı biçimde ısınacağını öngörebiliriz.

Copernicus İlkim değişikliği Servisinden (C3S) alınan veriler, metan gazı yoğunluklarının 2020’de, uydu kayıtlarının başladığı 2003 yılından sonraki en yüksek seviyelerine ulaştığını gösteriyor. Karbon emisyonlarının 2000-2006 yıllarına kıyasla 2017 yılında %9 arttığına dikkat çeken Küresel Karbon Projesi, bu hızlı artıştaki iki olası ana etkenin tarım ve atık yönetimi olduğuna işaret ediyor. Duke Üniversitesinde iklim bilimcisi olarak görev yapan ve aynı zamanda BM’nin 2021 Küresel Metan Raporu’nun başyazarı olan Dr. Drew Shindell, “Metan gazındaki hızlı artış, geçtiğimiz on yıl içerisinde insanlar tarafından fark edildi. Ve kaydedilen artış gerçekten büyük bir sorun” diyor.

Fakat bu artıştan kimlerin sorumlu olduğu, halen tartışılmakta olan bir konu. “Bu artışta insan etkisinin büyük olduğu tartışılmaz bir konu” diyen Dr. Ilse Aben, çalışmalarını SRON Hollanda Uzay Araştırmaları Enstitüsünde sürdüren kıdemli bir bilim insanı. Aynı zamanda Copernicus Sentinel-5P uydusunda metan gözlemleri yapan TROPOMI ölçüm cihazıyla çalışan baş araştırmacılardan biri olan Dr. Aben, doğal emisyonları insan kaynaklı emisyonlardan ayırt etmenin yine de her zaman zor olduğunu ifade ediyor.

Karbondioksidin havada 300 yıl boyunca kalması, emisyonlarının düşürülmesine ivedilik kazandıran bir faktör. Metanın havadaki varlığı ise yalnızca on yılı biraz aşıyor. Dolayısıyla, metan gazı emisyonlarının düşürülmesi, iklim değişikliğiyle mücadelede hızlı katkılar sağlayabilir. BM raporuna işaret ederek “Metan salınımlarını kontrol etmenin cazip ve faydalı olduğunu gördük” diyen Dr. Shindell, metan emisyonlarını düşürücü önlemleri uygulamaya hemen başlamamız durumunda, metan yoğunluklarının düştüğünü önümüzdeki yıl görebileceğimize dikkat çekiyor. Aynı zamanda hava kirliliğine de katkısı olan metan, atmosferin alt katmanlarında egzoz gazlarıyla karıştığında solunum sistemlerimize zararlı olan ozon gazının oluşmasına neden oluyor. Dolayısıyla metanın azaltılması, toplum sağlığı açısından avantajlar sağlayabilir.

Fakat iklim üzerindeki faydaların görülmeye başlanması, on yıl veya daha fazla sürebilir. Dr. Shindell, “Fakat bu, iklim değişikliğine karşı yapılabilecek neredeyse her şeye kıyasla çok daha kısa bir süre” diyor. Örneğin; petrol ve doğal gaz sektörünün metan emisyonlarını önümüzdeki dört yıl içerisinde %45 azaltması, ki bu 1.300 kömür yakıtlı enerji santralinin kapatılmasına eş değer olur, takip eden 20 yılda iklim açısından faydalarını gösterir. Daha geniş çaplı bir örnek vermek gerekirse; Avrupa Komisyonu’na göre, insan kaynaklı metan emisyonlarının 2050 yılına kadar yarıya düşürülmesi durumunda, takip eden 30 yılda küresel ısınma 0,2 °C gerileyebilir. “İnsanlar bunu henüz tam olarak resmedebilmiş değil” diyen Dr. Shindell, faydalar son derece açık ve net olduğu için bu yönde adım attıracak farkındalığın yaratılmasının çok zor olmaması gerektiği görüşünde.

Yedi yıl sürecek bir görevi için 13 Ekim 2017 tarihinde uzaya fırlatılan Copernicus Sentinel-5 Precursor, atmosferi inceleyecek Sentinel uydu serisinin ilki.
© ESA/ATG medialabYedi yıl sürecek bir görevi için 13 Ekim 2017 tarihinde uzaya fırlatılan Copernicus Sentinel-5 Precursor, atmosferi inceleyecek Sentinel uydu serisinin ilki.

Hedefe ulaştıracak yol, hassas gözlemler yapabilmekten geçiyor

Metan emisyonlarının düşürülmesi çabaları son dönemde ivme kazanmaya başladı. Metan, Avrupa Birliği sınırları içinde karbondioksitten sonra en baskın sera gazı. Avrupa Birliği’nin metan stratejisi, metan emisyonlarını 2030 yılına kadar %35-37 oranında düşürmeyi hedefliyor (2005 yılındaki seviyelere kıyasla). Bu amaçla, metan emisyonlarını Copernicus Atmosfer İzleme Servisi (CAMS) üzerinden daha iyi izlemeyi ve raporlamayı amaçlıyor. Bu yılın ilk aylarında ABD Dışişleri Bakanlığı da bu yönde adım attığını ve petrol, doğal gaz ve kömür sektörlerinin metan emisyonlarını düşürecek teknolojiler geliştirmeyi amaçlayan REMEDY programına 35 milyon dolar yatırım yapacağını duyurmuştu. Halen dünya genelinde metan emisyonlarının dörtte üçünü üreten 45 ülke, bu sektörlerde metan emisyonlarının düşürülmesine yoğunlaşan Küresel Metan Girişiminin üyesi.

Fakat metan emisyonlarını kaynağında azaltmak, hassas gözlemlerin yapılmasını gerektiriyor. Dr. Aben, SRON’un dünyanın dört bir yanında doğrudan kaynakların bulunduğu yerlerde ölçüm yaptığını anlatıyor. Bu ölçümlerin yerinde alınan hava örneklerinin analiz edilmesiyle yapıldığını söyleyen Dr. Aben, “80 noktadan oluşan bu ölçüm ağı, metan salınımının dünya genelinde nasıl değiştiğini yaklaşık olarak izlemek için oldukça iyi bir çözüm. Fakat yalnızca metan kaynaklarının olduğu yerlerden bilgi almak maalesef yeterli olmuyor” diyor.

İklim Değişikliği Avrupa-Akdeniz Merkezinde araştırmacı ve Küresel Karbon Projesi’nin katılımcılarından olan Dr. Sergio Noce, metan emisyonlarının karbondioksidin aksine daha zor tespit edildiğine dikkat çekiyor. “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, CO2 emisyonlarıyla ilgili belirsizliklerin metan emisyonlarına kıyasla daha az olduğunu ifade ediyor. Bunun nedeni muhtemelen CO2 üreten yerleri daha iyi bilmemiz ve gözlem ağının çok daha gelişmiş olması. Üretim faaliyetlerinden kaynaklanan metan gazı için dünya çapında hassas veri bulunmuyor ve örnek alım noktalarının dağılımı düzensiz […]. Bazı ülkeler hakkında çok şey biliyor olsak bile, bazıları hakkında bilgimiz çok az ya da hiç yok.”

“Gözlemlerin mutlaka küresel kapsamda yapılması gerekiyor ve bu noktada uydu gözlemleri devreye giriyor” diyen Dr. Aben, sözlerine şöyle devam ediyor: “Metan, salındıktan sonra bir kere havaya karışınca uzaklaşmaya başlar ve bu nedenle ölçülmesi kolay olmayan bir gazdır. Dolayısıyla belirli bir yerde yalnızca ortalama bir metan yoğunluğu görürsünüz ve ölçtüğünüz metan başka bir yerden gelmiş olabilir. Bu nedenle, dünya çapında metan yoğunluklarının türlerini inceleyerek emisyonların nerede oluştuğunu tahmin ve tespit etmeye çalışıyoruz.” Fakat 5 x 7,5 km’lik küçük alanlardan veri toplayan ve günde 40 milyon gözlem yapabilen Troposferik İzleme Aracı (TROPOMI), emisyonlar hakkında çok daha hassas ve ayrıntılı bilgi verebilir. Dr. Aben, tüm dünyayı kapsayan ve yüksek çözünürlüğe sahip olan verilere TROPOMI sayesinde ilk kez ulaşabildiklerini söylüyor.

Copernicus Sentinel-5 Precursor uydusuna donatılmış TROPOMI, dünyadaki hava kirliliğini izlemek amacıyla geliştirilmiş bir cihaz.
© ESA/ATG medialabCopernicus Sentinel-5 Precursor uydusuna donatılmış TROPOMI, dünyadaki hava kirliliğini izlemek amacıyla geliştirilmiş bir cihaz.

İklim değişikliği ile mücadele açısından muhtemelen en önemli faktör, metan gazını en çok üreten kaynakların neler olduğunu bilebilmek veya bir diğer deyişle “süper emisyon kaynaklarını” tespit edebilmektir. Doğal kaynaklar da atmosfere önemli miktarda metan gazı saldığı için, neyin insan kaynaklı ve neyin doğal olduğunu ayırt edebilmek halen zor. Dr. Alben, durumu “Bazen sulak bölgelerin yakınında bulunan petrol ve doğal gaz tesisleriyle karşılaşıyoruz. Böyle durumlarda metanın ne kadarının hangi kaynaktan geldiğini tam olarak söyleyebilmek zor oluyor” sözleriyle açıklıyor. Dolayısıyla, “süper emisyon kaynaklarını” tespit edebilmek önemli.

TROPOMI ise bu “süper emisyon kaynaklarını”, yani kömür madenleri ve petrol veya doğal gaz kaçakları gibi önemli kaynakları bulmaya çalışıyor. “Gerçekten dikkat çeken kaynaklara odaklanmaya ve onları ayrıntılı olarak analiz etmeye çalışıyoruz. Yani kolay hedeflerin peşindeyiz” diyen Dr. Alben, daha küçük uyduları olup metan gazını daha hassas ölçeklerde ölçebilen çözüm ortaklarıyla iş birliği yaptıklarını da sözlerine ekliyor. TROPOMI, emisyonları küresel ölçekte tespit ederek en yoğun bölgeleri gösteriyor. Küçük uydular bu sayede daha küçük bölgelere yoğunlaşıp buralardaki emisyon kaynaklarını tespit edebiliyor.

Yeni kurulmuş Avrupalı bir teknoloji şirketi olan Kayrros, işlettikleri Methane Watch platformunda küresel metan yoğunluklarının izlenebilmesi için, Copernicus Sentinel-5P'den alınan veriler, yerinde toplanan veriler ve yapay zekâdan faydalanıyor. Süper emisyon kaynaklarına da yoğunlaşan şirket, edindikleri verileri enerji şirketlerine, kamu sektörüne ve çeşitli alanlarda faaliyet gösteren müşterilerine sunuyor. Kayrros’un kurucu başkanı Antoine Rostand, “Şirketler, iklim değişikliği ve metan seviyelerine ilişkin yasal düzenlemelere uyum sağlayabilmek amacıyla kendi emisyonlarını anlayabilmek istiyor” diyor. Şirket, metan için yeni bir ölçümleme metodolojisi geliştirmek amacıyla, dünyanın en büyük enerji kuruluşu olan International Energy Forum ile iş birliği de yapacak. Geliştirilecek yeni metodoloji, enerji şirketlerinin metan yoğunluğu yüksek noktaları daha hassas izleyebilmelerini ve Paris Antlaşmasının hedeflerini tutturma planlarıyla ilgili daha iyi kararlar alabilmelerini sağlamayı öngörüyor.

Kayrros’un metan sızıntılarına yönelik veri tablosu. Methane Watch izleme platformundan ekran görüntüsü.
© Kayrros PlatformKayrros’un metan sızıntılarına yönelik veri tablosu. Methane Watch izleme platformundan ekran görüntüsü.

Uydu gözlemlerinin geliştirilmesi ve belirsizliklerin azaltılması, metan gazının azaltılmasında destek olacaktır. Fakat henüz yolun başındayız. “Edindiğimiz verileri halen çok filtrelemek zorunda kalıyoruz. Metan emisyonları hakkında, yalnızca bulutlar araya girmediği zaman bilgi verebiliyoruz. Fakat yeni uyduların devreye girmesi planlanıyor ve aralarında daha yüksek çözünürlüklü bilgi sağlayacak küçük uydular da bulunuyor” diyen Dr. Aben, kullandığımız araçların bu sayede gelecekte daha iyi ölçümler sağlayacağını belirtiyor.

Metan emisyonlarını ölçmekte hâlâ yetersiziz

2020’de kaydedilen yüksek metan yoğunlukları, yapılan gözlemlere rağmen tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Fransa’nın Gif-sur-Yvette kentinde bulunan İklim ve Çevre Bilimleri Laboratuvarından Dr. Frederic Chevallier, “Elimizde geçerli bir açıklama yok” diyor ve yoğunluklardaki artışı tek bir faktöre bağlamanın zor olduğunu belirtiyor. Yağışlar ve sıcaklıklarda yaşanan değişimin daha fazla metan salınmasına neden olup olmadığının anlaşılabilmesi için, doğal metan kaynaklarının iklim değişikliğine nasıl tepki verdiği konusunun daha fazla araştırılması gerekiyor. Dr. Aben, bu konuda “Yapılan bazı araştırmalar, sulak toprakların yükselen sıcaklıklarda daha fazla metan saldığını gösteriyor” diyor.

Küresel Karbon Projesine göre, doğal metan kaynaklarındaki emisyon 2000-2006 ortalamasına kıyasla çok da fazla artmamış. Diğer yandan tarım sektörünün neden olduğu emisyonlar, artan kırmızı et tüketimiyle beraber 2017 yılında %12 artmış durumda. Aynı yıl fosil yakıtların metan yoğunluğuna katkısı da %17 artmış.

Yanan Derveze Çukuru, Türkmenistan. Metan gazının yayılmasını önlemek amacıyla jeologlar tarafından bilinçli olarak yakılmış ve 1971’den beri aralıksız yandığı düşünülüyor.
© Getty ImagesYanan Derveze Çukuru, Türkmenistan. Metan gazının yayılmasını önlemek amacıyla jeologlar tarafından bilinçli olarak yakılmış ve 1971’den beri aralıksız yandığı düşünülüyor.

Petrol ve doğal gaz sektörlerini metan emisyonlarını düşürmeye yöneltmek, en azından şimdilik insanları daha az et yemeleri gerektiği konusunda ikna etmeye çalışmaktan daha kolay olacak. Bu sektörler eski altyapılarını yenileyebilecekleri, kaçakları azaltabilecekleri ve metan salınımını önleyebilecekleri birçok yeni teknolojiye sahip. Fakat ilk etapta tam olarak nerelerde önlem almaları gerektiğine dair bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Üretim tesisleri, farkında olmadıkları kaçakları tespit edip onarabilmek için uydu verilerinden faydalanabilir. Bu sayede günün sonunda para kaybını da önlemiş olurlar. Fakat Kayrros’tan Antoine Rostand, metan konusunda net düzenlemeler getirilinceye kadar bu sektörlerin kapsamlı önlem alma konusunda hâlâ çekinceli davrandıklarını belirtiyor. Fakat hayvancılık sektörüne bakıldığında durum daha karmaşık. Bu sektörün emisyonu düşürme stratejisi, geviş getiren hayvanların farklı beslenmelerini ve tarımsal atıkları bertaraf etme yöntemlerinin değiştirilmesini gerektiriyor. Metan gazını yakalayacak anaerobik (oksijensiz) sindirim yöntemi, uygulanabilecek çözümlerden biri. Bir diğeri, büyükbaş hayvanlara deniz yosunu yedirmek. Araştırmacılar, bu yöntem sayesinde hayvanların %82 daha az metan ürettikleri sonucuna varmış.

Metan emisyonlarının yüksek olduğu sektörlerde değişime gidilebilmesi için metan ölçümleri kritik önem taşımaya devam ediyor. Hatta Uluslararası Enerji Ajansı, emisyonların %40’ının tamamen masrafsız bir şekilde azaltılabileceğini tahmin ediyor. Birleşmiş Milletler ve AB Komisyonu, en yeni girişimlerinin emisyonlar hakkında daha eksiksiz bir tablo oluşturarak (şirket raporları, uydu verileri ve bilimsel araştırmalardan faydalanarak) gelişmiş metan izleme hizmetleri verecek bir Uluslararası Metan Emisyonları Gözlemevi kurmak olduğunu açıkladı. “İnsanlar, bu verilerle bir şeyler yapılabileceğini anlamaya başladı” diyen Dr. Alben, bu yönde adımların yavaşça atılmaya başladığını ifade etti ve “Biraz sürecek belki, ama yapılması gerekenlerin uygulandığı noktaya nihayetinde mutlaka geleceğiz” diye konuştu.