Rasuwa’daki Budist topluluklar, yıkılan manastırların ve kaybedilen aile yadigârlarının yanı sıra gençlerin kentlere göçüyle zaten zayıflayan geleneklerin gelecek nesillere aktarılamamasından endişe ediyor.
Nepal-Tibet sınırındaki yıkıcı sellerin ardından Tsering Gelbu Lama, eşinin hayatını kaybettiğini dört yaşındaki kızına hâlâ söyleyemedi. Başkent Katmandu’da, uzak köylerden tahliye edilen yüzlerce kişinin sığındığı Budist manastırında yaşayan Lama, kızına kaşıkla pirinç yedirirken gözyaşlarını tutamadı.
“Kültürümüzü ona nasıl aktaracağımı bilmiyorum,” diyor.
Seller nedeniyle yerinden edilenler için kayıplar yalnızca evler ve kişisel eşyalarla sınırlı değil. Atalardan kalan topraklarla ve yaşam biçimleriyle iç içe geçmiş kültürlerini korumaya çalışan topluluklar, gençlerin daha iyi eğitim ve iş imkanları için kentlere göç etmesiyle zaten zayıflayan geleneklerin afetin ardından daha da büyük bir tehdit altında olduğunu söylüyor.
Rasuwa’dan 36 yaşındaki Tsering Sherpa, manastırın basamaklarında otururken yaşadıkları kaybı, “Sadece toprağımızı kaybettiğimiz için evsiz kalmadık; kültürümüzle ve geleneklerimizle de evsiz kaldık,” sözleriyle anlatıyor.
Nepal, 120’den fazla etnik gruba ev sahipliği yapıyor. Bu toplulukların birçoğu nesiller boyunca aktarılan kendilerine özgü dillerini, ritüellerini ve festivallerini yaşatıyor.
Himalayalar’da, Nepal-Tibet sınırında yer alan Rasuwa bölgesi de kendine özgü Budist kültürü ve yerli topluluklarıyla tanınıyor. Bölgedeki Tamang Heritage Trail, Tibet Budizmi kültürünü görmek isteyen turistlerin uğrak noktalarından biri haline gelmiş durumda.
'Şimdi hepsi yok oldu'
Sellerden sağ kurtularak manastıra sığınanlar, köylerindeki ormanların yoğun ağaçlarla kaplı olduğunu, ayı, geyik ve kelebeklere ev sahipliği yaptığını anlatıyor. Bazıları ise nehir boyunca uzanan dik ve yemyeşil yamaçların fotoğraflarını gösteriyor.
Hayatta kalanlar, sel öncesindeki yaşamlarını belgeleyen fotoğraf ve videoları da paylaşıyor. Görüntülerde kadınlar tütsü yapmak için ardıç dalları hazırlıyor, yeni inşa edilen bir manastır için süslemeler yapılıyor, kadın ve erkekler ise festivallerde geleneksel kıyafetler içinde dans ediyor.
Rasuwa’dan 20 yaşındaki Tenzin Dolma Ghale, fotoğraflara bakarak “Şimdi hepsi yok oldu,” diyor.
Selden kurtulanlar, nehir sularının hızla yükselmesi üzerine tepelere çıkarak kaçtıklarını, bazıları ise yalnızca bir yıl önce inşa edilen manastırlara sığındıklarını anlatıyor. Bu manastırlar, 2015 depreminde yıkılan eski ibadethanelerin yerine yapılmıştı.
Birçok kişi evlerinden hiçbir şey alamadan tahliye edildiğini ve helikopterle kurtarıldıkları sırada üzerlerinde bulunan kıyafetlerden başka hiçbir şeylerinin kalmadığını söylüyor. Bazıları ise nesilden nesile aktarılan değerli aile yadigârlarını kaybetti.
Gençlerin göçü gelenekleri de zayıflatıyordu
Rasuwa’dan 26 yaşındaki ve sığınakta gönüllü olarak çalışan Alina Lama’ya göre kültürel gelenekler, sellerden önce de gençlerin daha iyi eğitim ve iş imkanları için kentlere taşınması nedeniyle gerileme riskiyle karşı karşıyaydı.
“Biraz daha modern olmak istiyorduk,” diyen Lama, ailesiyle yeterince zaman geçiremediği için kültürlerinin birçok küçük ayrıntısını bilmediğini söylüyor.
Sel felaketinin ardından özellikle çocuklarını kaybeden ailelerin geride bıraktığı yetim çocukların geleceği konusunda endişeler artıyor.
Alina Lama, “Onlara kimin öğreteceğini bilmiyoruz,” diyor.
Save the Children, binlerce çocuğun insani yardıma ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor. Ancak seller sırasında kaç çocuğun yetim kaldığına ilişkin henüz resmi bir veri bulunmuyor.
Manastırların kaybı kültürel aktarımı da tehdit ediyor
Yerel manastırların yıkılması ve bölgeye özgü bilgiye sahip keşişlerin hayatını kaybetmesi, kültürel geleneklerin geleceğine ilişkin endişeleri artırıyor.
Sherpa, özellikle sonbaharda düzenlenen önemli Budist festivallerinin de bu kayıplardan etkilenebileceğini söylüyor.
“Bu festivalleri eskiden manastırlarımızda kutlardık. Şimdi bir manastırımız bile yok” diyor.
Sherpa’ya göre kültür ve gelenek, kuşaktan kuşağa yalnızca sözlerle değil, uygulayarak aktarılıyor.
“Şimdi geleneği yaşatamazsam, onu gelecek nesle nasıl aktaracağım?” diye soruyor.