Uzmanlara göre Nipah virüsü, yalnızca bir sağlık sorunu olarak değil, çevresel yıkım, insan davranışları ve zayıf sağlık sistemlerinin beslediği 'sosyal ve ekolojik' bir hastalık olarak ele alınmalı.
Son haftalarda Hindistan’da bildirilen yeni Nipah virüsü vakaları, uzmanları bir kez daha bu ölümcül patojene karşı küresel hazırlıkları tartışmaya yöneltti.
Uzmanlar yıllardır Nipah gibi virüslerin iklim değişikliğinin etkisiyle yayılabileceği konusunda uyarıyor.
Örneğin, Salgın Hastalıklara Hazırlık Yenilikleri Koalisyonu (CEPI) 2023'te yayınladığı bir yazıda, "Yarasalarda bulunan en endişe verici viral tehditler arasında, en ünlüsü 20 yıldan fazla önce Malezya'da keşfedilen tehlikeli bir virüs olan Nipah'ın da bulunduğu henipavirüsler yer alıyor," demişti.
"Nipah, ölümcül bir beyin iltihabına veya ensefalite neden olur ve şimdiye kadar ortaya çıkan bir dizi korkutucu salgında enfekte ettiği her 10 kişiden 7'sini öldürmüştür."
Avustralya’daki Griffith Üniversitesi’nden epidemiyolog Dicky Budiman’a göre de Nipah virüsü, yalnızca bir sağlık sorunu olarak değil; çevresel yıkım, insan davranışları ve zayıf sağlık sistemlerinin beslediği “sosyal ve ekolojik” bir hastalık olarak ele alınmalı.
Tempo'ya konuşan Budiman, Nipah salgınlarının tesadüfi olmadığını vurguladı. Ormansızlaşma, kentleşme, ekosistemlerin bozulması ve artan insan hareketliliğinin; insanları, hayvanları ve virüsün doğal rezervuarlarını birbirine daha sık temas ettirdiğini söyledi. Bu durumun, hayvanlardan insanlara sıçrama (zoonotik hastalık) riskini artırdığına dikkat çekti.
Yarasalardan insanlara, hastanelerden topluma
Nipah virüsü, başlıca doğal rezervuarı "Pteropus" cinsi meyve yarasaları olan bir RNA virüsü. İnsanlara; yarasaların tükürük, idrar veya dışkısıyla kirlenmiş meyvelerin ve hurma palmiyesi özsuyunun tüketilmesiyle ya da enfekte hayvanlarla doğrudan temas yoluyla bulaşabiliyor.
Virüs, yakın temas halinde insandan insana da geçebiliyor; özellikle hasta bakımı sırasında sağlık çalışanları risk altında.
Budiman’a göre denetimsiz gıda tüketimi, zayıf gıda güvenliği uygulamaları ve tarımda yetersiz biyogüvenlik önlemleri yayılımı hızlandırıyor.
“Erken teşhis çoğu yerde yetersiz. Sağlık tesislerinde enfeksiyon kontrolü zayıf kaldığında virüs sessizce yayılabiliyor,” diyen Budiman, düşük ve orta gelirli ülkelerin daha kırılgan olduğunu vurguluyor.
Yüksek ölüm oranı, sınırlı hazırlık
Johns Hopkins Üniversitesi'nde Bulaşıcı Hastalıklar Epidemiyolojisi Profesörü Emily Gurley, UNILAD'e yaptığı açıklamada, hastalığı yarasalardan kapan hastalarda ölüm oranının yüzde 90 olduğunu, insan-insan bulaşmasının ise yüzde 40 ile 50 arasında ölüm oranına sahip olduğunu belirtti.
Belirtiler başlangıçta ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, kusma ve boğaz ağrısı gibi grip benzeri şikâyetlerken; ilerleyen aşamalarda zatürre, solunum yetmezliği ve ensefalit (beyin iltihabı) görülebiliyor. Ağır vakalarda bilinç kaybı, nöbet, koma ve ölüm riski yüksek.
Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde ocak ayı içinde bildirilen vakalar, bu riskleri yeniden gündeme taşıdı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ - WHO) verilerine göre 25 Ocak itibarıyla bölgede iki doğrulanmış, üç şüpheli vaka bulunuyor. Vakaların bir kısmının sağlık çalışanı olması, hastane içi bulaş ihtimalini güçlendiriyor.
Aşı yok, tedavi yok
Şu anda Nipah virüsüne karşı onaylanmış bir aşı veya spesifik antiviral tedavi bulunmuyor. Tedavi, yoğun bakım dahil olmak üzere destekleyici yöntemlere dayanıyor.
Oxford Üniversitesi’nin Bangladeş’te yürüttüğü aşı denemeleri sürerken, bazı salgınlarda ribavirin ve remdesivir gibi ilaçlar denendi ancak etkinlikleri kesinleşmiş değil.
Bu tablo, Nipah’ı uzmanlara göre bir “erken uyarı” haline getiriyor. Budiman ve diğer epidemiyologlar, sorunun bilgi eksikliğinden değil, bu bilginin kalıcı politikalara ve hazırlık sistemlerine dönüştürülememesinden kaynaklandığını savunuyor.
‘Tek sağlık’ yaklaşımı çağrısı
Uzmanlar, Nipah’ın kalıcılığının iklim değişikliği, ormansızlaşma ve kentleşme gibi uzun vadeli süreçlerle yakından ilişkili olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle yalnızca kriz anlarında devreye giren acil önlemler yeterli görülmüyor. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “tek sağlık” yaklaşımının sürekli gözetim, istikrarlı finansman ve siyasi irade ile desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Budiman, önlemler konusunda net uyarılarda bulunuyor: Yarasalarla temasın azaltılması, ormanlık alanlardan toplanan meyvelerin iyice yıkanması, kontamine olabilecek gıdalardan kaçınılması, sağlık tesislerinde hızlı izolasyon ve koruyucu ekipman kullanımı şart. Ayrıca havaalanlarında riskli bölgelerden gelen yolcular için taramanın güçlendirilmesi isteniyor.
Uzmanlara göre Nipah’ın şu an küresel bir salgına dönüşmemiş olması, mevcut stratejilerin yeterli olduğu anlamına gelmiyor. Aksine bu durum, harekete geçmek için daralan bir fırsat penceresi olarak görülüyor.
COVID-19 deneyiminin gösterdiği gibi, geç kalınan her adımın bedeli ağır olabiliyor.
COVID-19 gibi bir pandemiye dönüşür mü?
Uzmanlara göre, COVID-19, erken uyarı işaretlerini görmezden gelmenin bedelini açık biçimde gösterdi. Bu ders yalnızca pandemiler için değil, Nipah gibi “sessiz” tehditler için de geçerli. Nipah, kriz tırmanmadan önce harekete geçme fırsatı sunuyor.
Şu anki bilimsel değerlendirmelere göre Nipah virüsünün COVID-19 gibi küresel bir pandemiye dönüşmesi olasılığı düşük, ancak tamamen imkansız değil. Zira virüsün yayılma dinamikleri ve evrim potansiyeli zaman içinde değişebilir.
COVID-19’u küresel bir pandemiye dönüştüren en önemli özelliklerden biri, virüsün kişiden kişiye çok kolay yayılmasıydı. Buna "yüksek R₀ değeri" deniyor. Nipah ise şu anda insan-insan bulaşını sınırlı düzeyde gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü ve epidemiyologlar, Nipah’ın normal koşullarda bir kişiden ortalama 1’den az kişiye bulaştığını (R₀ < 1) belirtiyor. Bu, bulaşın sürdürülebilir bir zincir oluşturma ihtimalinin COVID-19’a kıyasla çok daha düşük olduğu anlamına geliyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün Nipah Virüsü Görev Gücü'nde görev yapan Dr. Gurley, UNILAD'e verdiği röportajda, "Eğer bu geçmiş Nipah salgınlarına benzerse, virüs çok bulaşıcı olmaz," dedi.
Gurley, Nipah'ın ilk kez 1998'de tespit edilmesinden bu yana, ortalama olarak her enfekte kişinin virüsü sadece 0,3 kişiye bulaştırdığını ekledi.
"Çoğu durumda, hastalar hiç kimseyi enfekte etmiyor."
Karşılaştırmak gerekirse, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin (CDC) raporuna göre, ABD'deki koronavirüs enfeksiyon oranı tahminen 0,95 ile 1,43 arasında değişiyor.
"Bazen bir kişinin birden fazla kişiyi enfekte ettiği varyasyonlar görüyoruz ve işte o zaman daha büyük salgınlar oluyor. Ancak genelde ortalamaya geri dönüyor ve salgın sona eriyor. Bunu her zaman gördük. Tabii eğer virüsün bulaşıcılığını artıran çok farklı bir özellik gelişmemişse."
Nipah, COVID-19 gibi ağırlıklı olarak hava yolu (solunum damlacıkları) ile yayılmıyor; daha çok yakın temas, vücut sıvıları veya hayvan kaynaklı temasla yayılıyor. Bu durum, pandemi olasılığını azaltan önemli bir faktör.
Ancak Stanford Üniversitesi’nden epidemiyolog Stephen Luby’ye göre, virüs insan solunum sisteminde daha güçlü çoğalma eğilimi kazanacak bir adaptasyon geliştirebilirse, bulaşmada artış görülebilir. Bilim insanı bu konuda daha 2018'de bir uyarı yazısı yayımlamıştı.
Sistemlerin güçlendirilmesi şart
Önemli bir nokta ise şu: Nipah’ın daha tehlikeli hâle gelmesi için radikal biyolojik değişiklikler geçirmesi gerekmiyor. Bulaşıcılıkta küçük artışlar, geciken tanılar ve yetersiz enfeksiyon kontrolü, yerel sağlık sistemlerini zorlamaya fazlasıyla yeterli.
Mevcut bilgiler, klasik halk sağlığı önlemleriyle -erken tanı, izolasyon, temaslı takibi ve sağlık tesislerinde sıkı enfeksiyon kontrolü- salgınların kontrol altına alınabileceğini gösteriyor. Ancak bu önlemlerin etkinliği, onları destekleyen sistemlere bağlı.
Tanı kapasitesinin sınırlı olduğu, sağlık çalışanlarının aşırı yük altında bulunduğu ya da toplumsal güvenin zayıf olduğu ortamlarda, iyi bilinen virüsler bile hızla yayılabiliyor. Hastaneler, koruyucu ekipman, eğitim ya da personel eksikliği olduğunda başlıca yayılım noktalarına dönüşebiliyor.