Son Dakika

Son Dakika

Okunan haber:

Rum Yetimhanesi yarım asırdır kurtarılmayı bekliyor

Ziya Tacir

Rum Yetimhanesi yarım asırdır kurtarılmayı bekliyor

Marmara Denizi'ndeki adaların en büyüğü olan Büyükada'da 120 yıl önce inşa edilen Rum Yetimhanesi yıkılma tehlikesi yaşıyor. 1898 yılında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak kullanılmak amacıyla 1898 yılında inşa edilen bina dönemin Osmanlı yönetiminden gerekli izinleri alamadı.

Bir daha dünyaya gelsem yine aynı okula gitmeyi tercih ederdim

Kosta Karamanlis Rum Yetimhanesi öğrencilerinden

Prinkipo Palas oteli olarak düşünülen bina işletme izni alamadığı için Eleni Zarifi adlı bir Rum tarafından satın alınarak yetimhaneye dönüştürüldü. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları döneminde farklı amaçlar için kullanılan yetimhane uzun yıllar sonra Heybeliada'ya nakledildi.

1960'lı yıllarda boşaltılan bina yarım asırdan fazla bir süredir terk edilmiş halde bulunuyor.

Aradan geçen uzun zaman zarfında binanın ahşap kısımlarında artık çökmeler meydana gelmiş ve bina her an yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.

Avrupa'da 'Yıkılma Tehlikesi Yaşayan 7 Eser' arasına girdi

Avrupa'da kültürel miras alanındaki faaliyetleriyle bilinen ve eski eserlerin korunması misyonunu üstlenen Europa Nostra adlı kuruluş Rum Yetimhanesini yıkılma tehlikesi yaşayan 7 eser listesine aldı.

Binayı kurtarmak için yeni bir umut belirdiğini söyleyen Europa Nostra Türkiye Başkanı Burçin Altınsay Özgüner, "Biz bu binayı daha önce aday olarak göstermiştik, seçilmiş olmasından dolayı mutluyuz." dedi.

Binanı listeye girmesiyle bir umut doğduğunu söyleyen Özgüner, "Şimdi ilgili tüm kesimleri, uzmanlar, mali destek verecek olan kişileri bir araya getirerek binayı kurtarmak ve gelecekte sosyal faaliyetler için kullanılmasını sağlamak istiyoruz. Bu İstanbul için önemli bir kültürel miras." diye konuştu.

Yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olan eserler listeye girdikten sonra sonra Europe Nostra ve Avrupa Yatırım Bankası gelip binayı ziyaret ediyor...izlenilecek prosedürler için bir yol haritası çıkarılacak.

Fotoğraf - Ziya Tacir

Avrupa'nın en büyük ahşap binası

İçinde 206 odası bulunan yetimhane Avrupa'nın en büyük, dünyanın ikinci büyük ahşap binası olma özelliğini taşıyor. 5 katlı binanın içinde yemekhane ve tiyatro salonları da bulunuyor. Ahşap karkas sisteminde inşa edilen yapının cephelerinde birbiri üzerine gelen çıkmalar mevcut.

Binanın ruhsatıyla ilgili uzun yıllar süren hukuki tartışma Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararıyla son buldu. AİHM 2010 yılında verdiği kararla yetimhanenin Rum Patrikhanesine verilmesini istedi. Bu tarihten itibaren ruhsatı elinde tutan Patrikhane, yetersiz mali kaynak nedeniyle binanın restorasyon çalışmalarına başlayamadı.

Fotoğraf - Ziya Tacir

1960'lı yıllarda Kıbrıs'ta Rum ve Türkler arasında yaşanan gerginliğin de etkisiyle bina tamamen boşaltılarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredildi. Türkiye'de yasalar, 10 yıldan uzun süre kullanılmayan binaların Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmesini öngörüyordu.

"Bir daha dünyaya gelsem yine aynı okula gitmeyi tercih ederdim"

Bu sözler 1949 - 1961 yılları arasında Rum Yetimhanesi binasında kalan Kosta Karamanlis'e ait. Euronews için Defne Sarıöz'e konuşan Karamanlis derslerin çok iyi geçtiğini Rumca, Türkçe ve Fransız eğitim aldıklarını söylüyor: Hocalarla ilişkimiz iyiydi. Üç tane Türk hoca vardı. Recep Bey, Rana Hanım, diğerini hatırlamıyorum. Hocalar, Rumca öğretmek için Yunanistan’dan geliyordu fakat onlar kalmıyordu, sabahleyin gelip akşam gidiyorlardı. Bir daha dünyaya gelsem, aynı okula gitmeyi tercih ederim, o kadar güzeldi"

"Dış dünya ile ilgilenmiyorduk"

Yetimhane binasında 12 yıl yaşayan Karamanlis, o günleri şöyle anlatıyor: "Dış dünyayla ilgilenmiyorduk. İlgilenecek bir konu yoktu. Orada kendi çocukluk oyuncakları vardı, tiyatro vardı, bunlarla uğraşıyorduk…"

Binanın manzarasının harika olduğunu söyleyen Karamanlis, sözlerini şöyle sürdürdü: "Harikuladeydi. Bütün adalar İstanbul, Yalova’ya kadar Kartal’a kadar görünüyordu. Çok güzeldi. İçerideyken anlamıyorsun, çıktıktan sonra anlıyorsun onun anılarını güzelliğini. Hayatımız çok iyi geçiyordu. Top oynuyorduk, satranç oynuyorduk. Basket oynuyorduk, vardı öğretmenlerimiz, bize öğretiyorlardı, beraber oynuyorduk. Mesela futbol takımımız çok güzeldi, çok iyiydi. Adalardan, Heybeliden, Büyükada'dan geliyordu. Okulun içinde stat vardı, orada oynuyorduk."

Ziya Tacir'in tüm fotoğrafları için tıklayın

Görüntü editörü • Thomas Duthois