Son Dakika

Son Dakika

AB-Türkiye ilişkileri masada: "Türkiye demokratik bir ülke; gazeteciler terörist değil"

AB-Türkiye ilişkileri masada: "Türkiye demokratik bir ülke; gazeteciler terörist değil"
Metin boyutu Aa Aa

Avrupa Parlamentosu önümüzdeki haftalarda müzakerelerin askıya alınması çağrısını da içeren Türkiye ile ilgili çok sert bir raporu oylamaya hazırlanırken, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin geleceği (FEUTURE) Brüksel'de yapılan Avrupa Birliği fonları ile desteklenen bir panelde tartışıldı. Panele katılan yabancı ve Türk siyasi uzmanlar arasında bulunan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Başkanı ve eski diplomat Sinan Ülgen Euronews Türkçe'nin sorularını cevapladı.

Türkiye'de yargı bağımsızlığının, kuvvetler ayrılığının olmadığını, adil seçim yarışının olması için hükümet partisinin kamu kaynaklarını kullanmaması gerektiğini belirten Ülgen, Türkiye'nin otokrasi değil, demokrasi olduğunu söyledi. Ülgen, hükümetin 2014 yılından bu yana yoğun seçim baskısı altında olduğunu bu yüzden reformlar konusunda hızlı ilerleme kaydedemediğini de söyledi.

Ülgen Türkiye'de nihayetinde siyasi yarışın var olduğunu, bunun Mart ayında gerçekleşecek yerel seçimlerde görüleceğini belirtti.

Türkiye'de cezaevinde bulunan gazetecilerin "terörist" olmadığını ifade eden Ülgen "Bu gazetecilere terörist demek Avrupa hukuk kültürüne uyan bir yaklaşım değil" ifadelerini kullandı.

Gülsüm Alan, Euronews: Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri nereye gidiyor ?

EDAM Başkanı Sinan Ülgen:Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri büyük ölçüde dinamizmini kaybetmiş durumda. Yakın gelecekte kayda değer bir gelişme olmayacak. iki tarafında dikkati diğer alanlarda: mülteci, enerji, ekonomi konularında. İşbirliğini ilerletmeye yönelmiş durumda. Buna yönelik bir çaba var. Bu yıl içerisinde Gümrük Birliği'nin tekrar derinleştirilmesi için müzakereye açılması beklentisi var. Öte yandan vize serbestisi görüşmeleri de devam ediyor. Mülteci paketi işbirliği paketinin ana noktalarından birini oluşturuyor.

Euronews: Türkiye'de 170 gazeteci cezaevinde bulunuyor. 150 bin kişi gözaltına alındı. 78 bin kişi tutuklandı. Avrupa Parlamentosu demokratik reform çağrısında bulunuyor. Hangi kriterler üzerinden demokratikleşme sağlanacak ?

Sinan Ülgen: Avrupa Birliği'nin demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü normlarını bir aday ülkeden beklemesi gayet normal. Avrupa Birliği Türkiye'de son dönemde herhangi bir ilerleme olmadığını, hatta bir çok alanda daha da geriye gidiş olduğunu da görüyor ve bu her yıl yayınlanan Avrupa Parlamentosu ilerleme raporunda da yer alıyor. Türkiye içerisinde de eleştiriler var. Türkiye'yi sadece eleştiren Avrupa Birliği değil. Bir çok alanda ilerlemelerin gerçekten sağlanabilmesi Türkiye'nin ciddi bir reform atılımına girmesi ile mümkün olabilecek. Umuyorum seçimlerden sonra bu mümkün hale gelecek. Türkiye 2014 yılından sonra ciddi bir seçim baskısı altına girdi, 2 ulusal seçim oldu, referandum oldu, cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu şimdi en son Mart 2019'da yerel seçim olacak. Ondan sonra 2023'e kadar görünürde bir seçim yok. Bu seçim baskısının kalkması ile Türkiye'de hükümetin geçmişte zorlandığı bu alanlarda daha hızlı hareket etmesi yönünde bir temenni var.

Euronews: Demokratik adımların atılacağını düşünüyor musunuz ? Adil bir seçim olacak mı ?

Sinan Ülgen: Seçimi tek başına oy kullanmak olarak görmemek lazım. Adil bir yarışın olabilmesi için kamu kaynaklarının da hükümet partisi tarafından kullanılmaması gerekiyor. Enformasyonun da adil ve eşit olması gerekiyor. Türkiye'de genel olarak seçim atmosferinin adil olduğunu söylemek pek mümkün değil. Bunu sadece ben değil Türkiye'nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi raportörleri de bunu bu şekilde raporlarına almış durumdalar. Bunun için gerçekten hakkaniyetli bir yarış ortamının olduğunu söylemek pek gerçekçi olmayacak bugünkü Türkiye'nin siyasi ortamı açısından. Ama Türkiye'nin yerleşmiş bir demokratik kültürü de var. İnsanlar seçimlerde hala çok yüksek oranlarda seçimlere katılıyorlar, referandumda yüzde 87 idi, son seçimlerde de yüzde 88'e kadar geldi. Bu da Türk insanının seçime, demokrasiye verdiği önemi gösteriyor.

Euronews: Türkiye'de yargı bağımsız mı ?

Sinan Ülgen:Tabi ki değil. Yargı bağımsızlığı Türkiye'nin en büyük sorunlarından bir tanesi. Çünkü Türkiye'de kuvvetler ayrılığı açısından büyük sorunlar yaşanıyor. Özellikle son dönemde hem Türk insanı bakımından açıkçası yargı bağımsızlığını istediğimiz noktaya taşıyamamanın verdiği bir eksiklik var. Daha önce Türkiye'de tutuklanan bir Alman gazeteci vardı mesela, Alman gazetecinin serbest bırakılmasının nihayetinde hükümetin baskısıyla olduğunu gördük, o dönemde çıkan birçok iddianamede de bunun işaretlerini görüyoruz. Yargı bağımsızlığı Türk demokrasisinin kalitesi bakımından el atılması gereken öncelikli alanlardan biri.

Euronews: Türkiye bir otokrasi mi demokrasi mi ?

Sinan Ülgen:Türkiye demokrasi çünkü nihayetinde seçimler oluyor. Evet eksik bir demokrasi, adil şartlarda yarışan bir demokrasi değil, kuvvetler ayrılığının Türkiye'ye yakışır bir şekilde hayata geçirildiği bir demokrasi değil. Hatta bu alanlarda geriye adımlar da atılmış durumda. Ama tabi ki Türkiye nihayetinde bir siyasi yarışın olduğu bir ülke. Yerel seçimlerde bunun ortaya çıkacağını göreceğiz. Şu anda yapılan kamuoyu yoklamalarında birçok büyük şehirde muhalefetin önde gittiğini görüyoruz. Dolayısıyla buralarda siyaseten bazı değişikliklerin olacağını görüyoruz. Türkiye'nin, eksik de olsa, bir demokrasi olduğunun göstergesi.

Euronews: Selahattin Demirtaş hapiste. CHP ise güçsüz kaldı...Sesi çıkmıyor...

Sinan Ülgen: Buna katılmıyorum. Demirtaş'ın hapiste olmasının yargı bağımsızlığı ile ilgisi var. Dolayısı ile bu da Türkiye'nin bir demokratik eksikliğine işaret ediyor ama CHP'nin güçsüz kaldığına katılmıyorum. CHP Türkiye'nin ana muhalefet partisi ve bu seçimlerde sadece CHP olarak değil, İyi Parti ile yaptığı ittifakın da sonucunda bazı büyük şehirleri kazanacağını düşünüyorum. Anketler bunu gösteriyor.

Euronews: Sizce Türkiye'de cezaevinde gazeteci var mı ?

Sinan Ülgen: Var.

Euronews: Cezaevinde bulunan gazeteciler terörist mi ?

Sinan Ülgen:Benim görüşüme göre değil. Türkiye'nin de üyesi bulunduğu Avrupa Konseyi normlarına göre, bu gazetecilere terörist demek Avrupa hukuk kültürüne uyan bir yaklaşım değil. Türkiye'nin maalesef çok eleştiri aldığı bir alan. Vize serbestisi bakımından da bu mesele Türkiye'den talep edilen terörle mücadele yasasının kapsamının daraltılması, kasıt aslında Türkiye'nin terörle mücadelesine zarar vermek değil ama terörü nasıl tanımlıyor, Türk yargısının bunu Avrupa Konseyi normlarına getirebilmesi gerekiyor. Burada da gazetecilerin durumu tabi ki çok büyük önem taşıyor.

Panele aralarında Köln üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Ortadoğu Araştırma Enstitüsü (MERI), Sabancı Üniversitesi, Barselona Uluslararası İlişkiler Merkezi ve daha bir çok kurumdan gelen araştırmacılar, siyasi uzmanlar, eski Avrupa Parlamentosu milletvekilleri katıldı. Brexit ve Kıbrıs konularının da tartışıldığı panelde bir gazetecinin sorusunu cevaplayan FEUTURE projesini yöneten Nathalie Tocci Türkiye'de insan hakları ihlalleri ile ilgili yapılacak fazla bir şey olmadığını, müzakerelerin resmen askıya alınmasının ise geri dönüşü olmayacağını belirtti.

Euronews Türkçe'ye konuşan Robert Schuman Araştırma Enstitüsü Brüksel sorumlusu Eric Maurice "Türkiye ile yapılan sığınmacı anlaşmasından olumlu sonuç alınıp; ekonomi ve terörle mücadele konularında ilerleme kaydedilirken Avrupa Birliği Konseyi'nin müzakereleri askıya almak için daha önce olduğu gibi herhangi bir girişimde bulunması beklenmiyor" diyor.

Avrupa Parlamentosu'nun 13 Mart tarihinde oylayacağı Türkiye ile ilgili ilerleme raporunda Türkiye'de "yolsuzluğun önüne geçilemediği", insan hakları ihlalleri, Türk istihbarat örgütünün Diyanet İşleri Başkanlığı'nı muhaliflere baskı uygulamak için kullanması, 160 basın kuruluşunun kapatılması, LGBT grupları dahil insan hakları savunucularının haklarının ihlal edilmesi, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş'ın "sebepsiz ve keyfi hapiste tutulması" ve Avrupa Birliği ülkelerine yapılan iltica başvurularının tavan yapması yer alıyor. Ayrıca 2015 yılından bu yana devam eden yeni İstanbul Havalimanı çalışmalarında 38 kişinin hayatını kaybettiği hatırlatılarak bu kapsamda kötü çalışma koşullarını protesto eden kişilerin cezaevine gönderilmesi sert bir dille eleştiriliyor. Türkiye'nin güneydoğusunda yaşanan insan hakları ihlallerine barışçıl çözüm üretilmesi gerektiği ifade ediliyor.