Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

İngiltere'de parlamentonun kraliyete karşı üstünlüğü tarihte nasıl şekillendi?

İngiltere'de parlamentonun kraliyete karşı üstünlüğü tarihte nasıl şekillendi?
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılma sürecinin ülke kamuoyunda yarattığı kutuplaşma İngiliz siyasetçileri mümkün olan her türlü siyasi mekanizmadan yararlanmaya ve hatta sınırları zorlayarak yeni yöntemler aramaya teşvik etti.

Brexit sürecinde başbakandan muhalefet liderine, meclis başkanından kraliçeye kadar herkesin rolü, yetkisi ve sorumluluk sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği üzerine sayısız görüş bildirildi.

Son olarak Başbakan Boris Johnson'ın geçtiğimiz günlerde parlamentonun tatil edilmesine yönelik talebini Kraliçe II. Elizabeth'in onayına sunması "Kraliçe'nin onaylamama hakkı var mı?" ya da "Bu talep demokrasiye aykırı mıdır?" gibi birçok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Kraliçe'nin yetkisi

İngiltere'de hükümetin yeni politika öncelikleri her yıl yeni yasama dönemi başında kraliçenin meclisteki konuşması ile duyuruluyor. Başbakan Johnson parlamentonun askıya alınması ya da tatil edilmesinin "Kraliçe'nin Konuşması" öncesinde geleneksel bir uygulama olduğunu belirtiyor. Johnson talebi için hükümetinin Brexit sürecine göre yeni politika önceliklerini belirleyebilmek adına bu konuşmanın ertelenmesini gerekçe gösteriyor.

Ancak başbakan karşıtları bu manevranın ülkenin demokrasi geleneğine aykırı olduğunu savunuyor. Bu görüşü savunanlar başbakanın zamanlamasının ve tatil süresinin uzunluğunu eleştirerek, asıl amacın Brexit'e geri sayım sürecinde parlamentonun karar mekanizmasının dışına itilmesi olduğunu öne sürüyor.

Öte yandan sanılanın aksine kraliçenin başbakanın talebini reddetme hakkı bulunmuyor. Teamüller gereği başbakanın talebini kraliçeye iletme, kraliçenin de başbakanın tavsiyesi doğrultusunda karar verme yükümlülüğü bulunuyor. Yazılı bir Anayasası bulunmayan Birleşik Krallık'taki bu ve benzeri uygulamaların temelinde yüzyıllar içerisinde şekillenen siyasi teamül ve gelenekler yatıyor.

Tek bir yazılı anayasa metni bulunmayan Birleşik Krallık Anayasası monarşi ve parlamento arasındaki yüzyıllarca süren güç mücadelesinde yaşanan bazı önemli anayasal krizlerle şekillenerek bugüne geldi. İşte ülkede parlamentonun gücünü kraliyete karşı pekiştiren belli başlı olaylar:

Kimin Anayasası? İngiltere'nin mi, Britanya'nın mı, Birleşik Krallık'ın mı?

Birleşik Krallık Anayasası'nın temelinde İngiliz Anayasası bulunuyor. İngiltere'nin 1530'da Galler Prensliği'ni topraklarına katmasının ardından 1707'de İskoçya ile yapılan Birlik Yasaları ile Büyük Britanya kuruldu. 1801'de İrlanda ile yapılan Birlik Yasaları ile de "Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı" oluştu. Ancak 1922 yılında İrlanda Özgür Devleti'nin bu Birleşik Krallık'tan ayrılmasıyla "Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı" haline dönüştü.

1215: Magna Carta

Haziran 1215'te imzalanan Magna Carta, monarşinin gücünü yasalarla sınırlayan prensibin kabul edildiği ilk belge olarak yalnızca Birleşik Krallık için değil, dünya siyasi tarihinde de büyük önem taşıyor.

Altı İngiliz baronun Kral John'u imzalamaya zorladığı belge kimsenin adalet hakkından mahrum edilemeyeceğini ve yasa dışı hapsedilemeyeceğini, mal ve mülkünün zaptedilemeyeceğini veya sürgün edilemeyeceğini karara bağladı.

Ancak Papa'yı belgenin hukuk dışı olarak ilan edilmesi için ikna eden Kral John iç savaş başlattı. Ekim 1216'da ölen John'un yerine oğlu III. Henry geçti ve isyancılarla barış sağladı.

1529-1536: VIII. Henry ve "Reformasyon Parlamentosu"

Tarihteki "ilk Brexit" olarak da tanımlanan olay, İngiliz kralı VIII. Henry'nin ilk eşi Aragonlu Catherine'den boşanarak Anne Boleyn'le evlenebilmek için Roma Katolik Kilisesi ile yollarını ayırması olarak biliniyor. O dönemde Hıristiyan dünyasında ortaya çıkan reform hareketinden etkilenerek İngiliz Kilisesi'ni kuran VIII. Henry'nin bu girişimi İngiltere ile kıta Avrupası arasındaki ilişkileri kökten etkiledi.

Henry'nin kurduğu "Reformasyon Parlamentosu" başta din olmak üzere hayatın bütün alanlarına etki eden yasalar kabul etti. Her ne kadar kralın yönetimi altında olsa da, Henry parlamentoyu hükümetin tamamı üzerinde güç sahibi olmasına imkan tanıyarak kurdu.

1642-1660: İç savaş - Cumhuriyet dönemi - Monarşinin yeniden ilanı

Monarşi ve parlamento arasındaki parasal, dini ve diğer konulardaki uzun süreli gerilim 1642'de Kral Charles'ın döneminde doruğa çıktı. Kralın bizzat beş parlamenteri tutuklamak için parlamentonun alt kanadını oluşturan Avam Kamarası'nı basması sonrasında çıkan iç savaş parlamento yanlılarının monarşi yanlılarına karşı zaferiyle sonuçlandı.

Kral I. Charles'ın 1649 yılında vatana ihanetten dolayı idam edilmesinin ardından İngiltere'nin yönetim biçimi cumhuriyet oldu. Ancak parlamentonun görevini yerine getirmediğini düşünen Oliver Cromwell silahlı asker göndererek parlamentoyu dağıttı ve öldüğü 1658 yılına kadar Koruyucu Lord adıyla ülkeyi yönetti.

Ardından çıkan kaos sonrasında ise idam edilen I. Charles'ın oğlu II. Charles tarafından 1660 yılında yeniden monarşi ilan edildi.

1685 - 1689: Muhteşem Devrim

1685'te I. Charles'ın Katolik olan kardeşi II. James adını alarak başa geçti ve Katoliklik karşıtı yasaları feshetme teşebbüsünün yarattığı gerilim üzerine parlamentoyu askıya aldı.

II. James'in parlametonun onayı olmadan kraliyet üstünlüğünü kullanarak bütün dini suç yasalarını askıya almasından dolayı İngiliz milletvekilleri Protestan Hollanda Kralı III. William'ı İngiltere'yi işgal ederek tahta geçmesi için çağırdı.

Aralık ayında yasalaşan Haklar Bildirgesi'nde sadece bir Protestan'ın kral ya da kraliçe olabileceği kabul edildi. Bu kural hala yürürlükte. Muhteşem Devrim adı verilen bu olay parlamentonun kraliyet üzerindeki üstünlüğünü barışçıl yollardan pekiştirmesini temsil ediyor.

1906 - 1911 - Asquith ve Lordlar Reformu

1906 yılında genel seçim sonucunda iktidara gelen Liberal Parti'nin seçim zaferi, partinin Avam Kamarası'nda mutlak çoğunluk elde etmesine imkan sağladı. Ancak bu zafer parlamentonun üst kanadı olan ve seçimle yenilenmeyen vekillerden oluşan Lordlar Kamarası'ndaki Muhafazakarların sayısı karşısındaki azınlık durumunu değiştiremedi.

Bu durumun yol açtığı gerilim, 1909 yılında Liberallerin hazırladığı bütçenin Lordlar Kamarası'nda reddedilmesi üzerine doruğa çıktı.

Her ne kadar bütçe 1910 yılında Lordlar Kamarası tarafından kabul edilse de, yeni seçimin ardından başbakan seçilen Herbert Asquith Lordlar Kamarası'nın mali yasalarla ilgili veto hakkını kaldıran ve gecikme sonrasında Avam Kamarası'nın ilgili yasaları geçirmesine olanak tanıyan değişikliği yasalaştırdı.

Hükümet buna ek olarak tartışmalı yasaların meclisten geçmesini sağlamak üzere yüzlerce kişiye lord unvanı verilmesinin önünü açmak adına kraliyeti siyasete dahil etmenin yolunu aradı.

Günümüzde Lordlar Kamarası hala seçimle değişmese de, üyeleri miras değil atama yoluyla belirleniyor. Avam Kamarası'ndan geçen yasaların inceleme rolünü sürdüren Lordlar Kamarası yasaları bir yıl kadar bekletebiliyor. Başbakanın yeni lord yaratma hakkı da saklı tutuluyor.