Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Güneş ışığı, rüzgâr ve sudan yararlanmak: İklim verileri, yeşil enerji sektörünü destekleyebilir mi?

Güneş ışığı, rüzgâr ve sudan yararlanmak: İklim verileri, yeşil enerji sektörünü destekleyebilir mi?
©  euronews
Metin boyutu Aa Aa

Ekonomileri yeniden faaliyete geçirme ve karbon emisyonunu sınırlama planları, salgından sonra yenilenebilir enerjiye odaklanacaktır. Bu nedenle yeşil enerji sektöründeki oyuncular ve şebeke işletmecileri, enerji üretimi optimizasyonunda dikkatlerini giderek artan oranda iklim verilerine çevirmektedir.

2019, Avrupalılar ve özellikle güneş enerjisi sektörü için son derece aydınlık bir yıl oldu. Kıta, 80’li yılların başından bu yana hiç bu kadar uzun saatler boyunca güneş ışığı almamıştı. Güneş enerjisi üretme kapasitesi, son 10 yıldaki en büyük sıçramasını yapıtı ve 2018’e kıyasla iki katından fazla arttı. Güçlenmeye devam eden yenilebilir enerjinin AB elektrik tedarikindeki payı, 2019 yılında %34,6 ile rekor düzeye çıktı. Yeni yeşil enerji tesislerinin kurulmasına yönelik çalışmalar COVID-19 salgını nedeniyle frenlenmiş olsa bile; yenilenebilir enerji, Avrupa’da ekonomik faaliyetlerin yeniden başlatılmasında ve karbon emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 50-55 azaltma yönünde yeni revize edilen hedefe ulaşılmasında kilit önem taşımaktadır. Dolayısıyla sektör kendine ikili bir hedef belirlemiş durumda: Bir yandan enerji sisteminde aslan payına sahip olmak ve diğer yandan iklim değişikliği nedeniyle risklerin sürekli değiştiği günümüz ortamında daha güvenilir ve verimli hâle gelmek.

Kaynaklar: 2017’ye kadar EUROSTAT verileri; 2018 ve 2019 için Agora Energiewende ve Sandbag hesaplamaları; “Uzun Vadeli Strateji”den 2030 projeksiyonları, Avrupa Komisyonu 2018.

Avrupa Birliği Komisyonunun Enerjiden Sorumlu Üyesi Kadri Simson, “Komisyonun mayıs sonunda sunduğu ekonomik toparlanma paketinin başlıca unsurlarından biri yeşil dönüşümdür” diyor. Simson, sözüne “2050’ye kadar iklim nötr olma hedefimize ulaşma stratejimizi oluşturan Avrupa Yeşil Anlaşması, aynı zamanda ekonomimizi daha rekabetçi hâle getirecektir” diyerek devam ediyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Kurumuna (IRENA) göre AB, enerji arzında yenilenebilir kaynakları önemli oranda artırabilir ve bundan kâr elde edebilir. Düşen teknoloji maliyetleri de buna işaret ediyor. Yenilenebilir enerjide 2020 için yapılan rekor tahminlerin biraz hafifletildiği günümüzde, düşük karbon emisyonlu enerji sektörünün toparlanması beklenmektedir. Petrol ve gaz talebindeki düşüşün salgın sonrasında da süreceği yönündeki öngörü, bu beklentiyi güçlendirmektedir.

Ekonomik şoklara karşı dayanıklı olduklarını gösteren yenilenebilir kaynaklar, değişen iklim koşullarına ve giderek sıklaşan aşırı hava olaylarına karşı da dayanıklı olduklarını kanıtlamaya devam etmek zorunda. Sıcaklık, yağmur, radyasyon, deniz seviyesi ve hava partiküllerinde görülen değişikliklerin yanı sıra sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklıklar gibi aşırı hava olayları, yenilenebilir enerji üretimini ve altyapısını etkileyebilecekleri gibi enerji talebini de şekillendirebilir.

Agora Energiewende’ye göre Avrupa’nın su kaynaklarından üretilen enerji miktarlarında, azalan yağış ve daha sıcak hava nedeniyle geçen yıl toplamda yüzde 6’lık düşüş oldu. Fransa, İspanya, İtalya ve Portekiz’de yaşanan kuraklık dönemleri ve bununla ilişkilendirilen sıcak hava dalgaları, ilkbahar ve yaz aylarında su seviyelerinde düşüş yaşanmasına neden oldu. Bu durum, 2019 Avrupa İklim Durumu raporundaki nehir debisi analizine de yansımıştı. Bazı bilim insanlarının tahminine göre, değişen yağış ve sıcaklık döngüleri Kuzey Avrupa’nın hidroelektrik enerji potansiyelini artırabilecek ve güneyde üretimi azaltabilecek nitelikte.

Veri kaynağı: Copernicus EMS tarafından modelden elde edilmiş nehir debisi. Copernicus Acil Durum Yönetim Servisi: Copernicus EMS)/ECMWF)

Rüzgâr hızı tahminleri belirsizliğini koruyor; fakat rüzgâr hızındaki küçük değişiklikler enerji üretimini önemli ölçüde etkileyebiliyor. 2018’de yaz rüzgârlarındaki azalma, üretimi normale kıyasla yüzde 20 oranında düşürdü. Aşırı hava olayları ve deniz seviyesindeki yükseliş, hem karadaki hem de denizdeki rüzgâr çiftliği altyapısını etkileyebiliyor. Güneş enerjisi de belirsiz iklim değişkenleriyle karşı karşıya. Bazı araştırmalar, Avrupa’da güneş radyasyonunun %10’a kadar artabileceğini öngörüyor. Bu durum, daha fazla üretim olacağı anlamına geliyor. Fakat fotovoltaik (PV) paneller sıcaklık arttıkça etkinliklerini kaybettiğinden dolayı, daha sıcak bir gelecek bu olumlu etkiyi tersine çevirebilir.

Kaynak: EUMETSAT CM SAF güneş ışığı süresi iklim verileri kaydı. Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S)/EUMETSAT CM SAF/DWD.

Çevre Analizleri Enstitüsü CEO’su Colin McKinnon “İklim araştırmaları, bize aşırı hava olaylarının daha sık yaşanacağını gösteriyor. Peki, böyle durumlar ne sıklıkla yaşanacak? Bunlar, güvenilir yenilenebilir enerji kaynaklarının sağlanmasında yaşamsal önem taşıyan sorulardır” diyor. AB Komisyonu üyesi Simson’a göre, “İklim verileri, enerji ihtiyaçlarımızın ve özellikle yenilenebilir kaynaklar sektöründe üretim kabiliyetlerimizin değerlendirilebilmesi için gereklidir.”

Yenilenebilir enerji üreticileri, projelerinin yaşam süresi boyunca iklim belirsizliğini yönetmek zorundadır. İklim verilerine sahip olmak, yenilenebilir kaynakların enerji arzındaki payının artırılmasında bu nedenle önemli bir konuma gelmektedir. Enerji şebekesi işletmeleri ise; sel, fırtına, sıcak hava dalgası ve kar yağışı gibi iletim hatlarını etkileyebilecek aşırı hava olaylarını öngörebilmek zorundadır. Enerji üretimini ve tüketimini etkileyen iklim koşullarına göre arz ve talebi, ancak bu şekilde dengeleyebilirler.

Avrupa genelinde yenilenebilir enerji projelerinden oluşan geniş bir portföye sahip olan İspanyol Iberdrola şirketinin iklim ekibine göre, “İklim bilgileri, çeşitli projelerin farklı aşamalarındaki karar alma süreçlerinde kritik önem taşımaktadır”. Şirket, projelerinin her birinde saha ölçümlerini kısa ve uzun vadeli iklim bilgileriyle birleştiriyor. Iberdrola, örneğin rüzgâr enerjisi alanında, türbinlerin kurulacağı en iyi yerleri saptamak ve üretim kapasitesinin ömrünü tahmin etmek için iklim verilerinden ve hava durumu modellemelerinden faydalanıyor.

Fransız İletim Sistemleri Operatörü RTE’nin Bilgi ve İletişim Sistemleri Başkan Yardımcısı Dr. Gabriel Bareux, “İklim verileri kullanılarak güneş panellerinin, rüzgâr türbinlerinin, hidroelektrik santrallerin ve termik santrallerin üretimi ve tüketimi hesaplanır. Edinilen sonuçlara dayanarak, kullanılan sistemlerin yeterlilikleri araştırılır” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Bu bileşenlerin 80 yıla kadar varan süreler için kurulduğunu göz önüne aldığımızda; altyapı açısından bir taraftan mevcut tesislere yönelik potansiyel riskleri saptamamız, diğer taraftan da geleceğin değişmiş ikliminde hizmet verecek tesisleri doğru bir şekilde değerlendirmemiz gerekmektedir.”

Verdikleri hizmetler arasında güneş ışığı ve meteoroloji verileri sağlama hizmetleri de olan Transvalor’un Genel Müdürü Dr. Etienne Wey, durumu söyle açıklıyor:

“Diyelim ki yeni bir güneş enerjisi tesisi kuracaksınız. Banka, size finansman sağlarken büyük ölçüde önümüzdeki 20 yılda ne kadar enerji üreteceğinize bakar. Beş yıl önce, güneş enerjisi tesisi kurmaya yönelik belirsizliğin seviyesi o kadar önemli değildi. Çünkü devletlerin ve şebeke operatörlerinin ödemeye hazır oldukları kilovatsaat ücreti, şimdikine kıyasla çok yüksekti. Bugün ise çok rekabetçi bir piyasa söz konusu ve büyük belirsizlikler kâr-zarar dengelerini değiştirebilir.”

Dünya Enerji ve Meteoroloji Konseyi WEMC’in kurucu direktörü Dr. Alberto Troccoli, “Enerji sektöründe iklim verilerinin kullanımı son beş yılda yaygınlaştı” diyor. WEMC, Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) enerji sektörüne kullanılabilir ve gerçek zamanlıya yakın iklim verileri sağlayan enerji sektörü operasyon biriminin yönetiminden sorumludur.

Geçmiş iklim gözlemleri, enerji sistemlerini modellemek için kullanılan en yaygın veri kaynaklarından biridir. Örneğin, soğuk ya da sıcak hava dalgaları gibi olaylar ve bunların rüzgâr ve güneş enerjisine etkilerine ilişkin geçmiş verilere bakmak, gelecekte benzer bir durumda ne olabileceği konusunda bize ipuçları verebilir.

Ancak RTE’den Dr. Bareux, “Bu yaklaşım, belki önümüzdeki birkaç yıla ilişkin tahminlerde yararlı olabilir. Fakat gelecek projeksiyonları için geçmişin verilerinden yararlanmak sonuç vermeyebilir. Çünkü bu bilgiler, iklim değişikliğine ait bulguların giderek arttığı bir ortamda geçerliğini yitirebilir” diyor. Dr Bareux, sözüne şöyle devam ediyor:

“Örneğin 2003’te bir sıcak hava dalgası gördük. Öncesinde hiç yaşanmamış olan bu hava dalgası, 2050’nin yeni normu hâline gelebilir. Geleceğin enerji sistemlerine ilişkin projeksiyonlarda bunu dikkate almak büyük önem taşımaktadır.”

C3S’nin sunduğu hizmetler arasında geçmişe ait kayıtlar, mevsimsel tahminler, çok yılı kapsayan projeksiyonlar ve enerji göstergeleri bulunmaktadır. Dr. Troccoli, “İklimin talebi nasıl etkileyeceğine odaklanan modellerimiz mevcut. Avrupa ülkelerinin çoğunda sıcaklık artmaktadır ve bu -enerjinin kullanım şeklinde değişiklikler görsek de- enerjiye olan talebin artmasına neden olacaktır” diyor. İklim değişkenliğinin seviyesinin de farklılaştığını ifade eden Dr. Troccoli, “İklim modelleri, bir enerji kaynağının diğerleri karşısında daha verimli olduğu dönemlere ilişkin de bilgi sağlayabilmektedir” diyor.

C3S, kıta genelinde hem iklim hem de enerji değişkenliğinin dökümünü çıkarmaktadır. İklim verileri, sektördeki aktörlerin iklim kaynaklı değişiklikleri (örneğin soğuk hava dalgaları, sıcak hava dalgaları, kuraklıklar) öngörebilmelerini ve aynı zamanda kıta genelinde sıcaklığın elektrik talebini nasıl etkilediğini değerlendirip yenilenebilir enerji üretiminin değişkenliğiyle ilişkilendirilebilmelerini sağlayacaktır.

Önümüzdeki on yıllık dönemleri kapsayan güneş enerjisi senaryolarının Copernicus İklim Değişikliği Servisine ait test yazılımında uygulama öncesi gösterimine bir örnek.

Hükümetler ve elektrik üreticileri, enerji sistemlerindeki yenilenebilir kaynakların oranını doğru saptayabilmek amacıyla iklim verilerinden yararlanabilir. C3S, kurulduğu 2017 yılında ilk olarak Avrupa İklim Enerji Arzı Göstergesi projesini hayata geçirmişti. Projeyi C3S adına geliştiren IEA’dan McKinnon, “Bu proje, farklı enerji üretimi kombinasyonlarının Avrupa’da talebi hangi ölçüde karşılayabileceğinin değerlendirilmesinde yardımcı olmaktadır” diyor. C3S ile daha yakın bir zamanda gerçekleştirdikleri başka bir proje ise, altyapıların iklime dayanıklılık standartlarına odaklanıyor. Bu proje, mühendislere, mimarlara ve standartları belirleyen kurumlara projelerinin (örneğin yenilenebilir enerji projeleri) iklim değişkenliği ve aşırı hava risklerinden kaynaklanan zorlukları aşmasında yardımcı olacaktır.

Iberdrola’nın ekibi, “Yenilenebilir kaynaklar sistemdeki paylarını artırdıkça ve elektrik kullanımı yeni alanlara (ulaştırma, ısıtma, soğutma vs.) yayıldıkça, iklim verilerinin önemli rol oynayacağı yeni alanlar da ortaya çıkacaktır” diyor.

Bu veriler, örneğin sıcak hava dalgası sırasında üretimi azamiye çıkarıp talebi karşılayabilmek amacıyla elektrik depolama teknolojilerinin ne şekilde kullanılacağını analiz etmemize yardımcı olabilir.

Acaba aşılması gereken bir sonraki güçlük, yenilenebilir enerji üreticilerinin ve dağıtım şebekelerinin iklim öngörülebilirliği ile ilgili ihtiyaçlarını karşılamak mı olacak? RTE’den Dr. Bareux, bu soruya “İklim verilerini saatlik hassasiyetle sağlamak, enerji sistemleri açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Enerji sistemleri, saatlik bilgilerden faydalanırlar” şeklinde yanıt veriyor. İklim simülasyonlarının günlük veya birkaç saatlik olması nedeniyle kullanıcıların iklim verilerini kendileri yorumlamak zorunda kaldıklarını belirten Dr. Bareux, her kullanıcının gerekli donanıma sahip olmayabileceğini ve bu nedenle herkesin kullanabileceği standart bir prosedürün bu konuya çözüm getirebileceğini vurguluyor.