Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

AB nüfusu tahmin edilenden daha fazla azalacak, doğurganlık oranı da hızlı düşecek | Araştırma

Hindistan'da nüfus artıyor
Hindistan'da nüfus artıyor   -   ©  Channi Anand/Copyright 2020 The Associated Press. All rights reserved.
Metin boyutu Aa Aa

Avrupa Birliği nüfusu tahmin edilenden milyonlarca kişi daha fazla azalacak. Hindistan, Nijerya, Çin, ABD ve Pakistan ise dünyanın en yüksek nüfus oranlarına sahip olacak.

The Lancet tıp dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, Avrupa'nın gelecekteki demografik yapısına dair ipuçları verdi. Çalışmada, daha önce Birleşmiş Milletler'in (BM) öngörüsünün aksine, Birlik nüfusunun yüzyılın sonunda keskin bir şekilde 308 milyona düşeceği söylendi.

AB nüfusu yüzyılın sonunda BM'nin tahmininden daha fazla düşecek

Oysa BM, bugün 447 milyon olan bloktaki kişi sayısının 2070 yılına gelindiğinde yüzde 5 azalarak 424 milyona, 2100'e kadar ise 365 milyona düşeceğini tahmin etmişti.

AB üyesi 27 ülkenin toplam nüfusu hali hazırda düştü

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) da geçtiğimiz haftalarda AB ülkelerinin 1 Ocak 2020 tarihindeki nüfus verilerini yayımladı.

Buna göre, 2019 yılı başında 513,5 milyon olan AB üyesi 28 ülkenin toplam nüfusu, 2020'de İngiltere'nin birlikten ayrılması ile gerileyerek, 2020'de 447 milyona indi.

Dünya nüfusu da azalacak

Araştırmada ayrıca dünya nüfusunun 2064 yılında zirveye ulaşarak 9.7 milyar insanı bulacağı, 2100 yılına doğru ise azalmaya başlayarak 8.8 milyara düşeceği belirtildi.

BM'nin tahmini ise 10.8 milyar yönündeydi.

Doğurganlık oranı neden düşüyor?

The Lancet dergisinin araştırmasında ilgi çeken tahminlerden biri de AB'de kadın başına ortalama çocuk sayısının düşeceği öngörüsü oldu. Araştırmaya göre bu düşüşe farklı nedenler eklendi.

Küresel doğurganlık oranları hali hazırda 1960'lardan bu yana düşüşte.

Dünyadaki yaşam koşullarının nasıl değiştiğini gösteren araştırma ve verileri sunan çevrim içi Our World In Data'ya göre doğurganlıktaki düşüşte 3 faktör etken rol oynuyor;

  • Kadınların eğitime erişiminin ve işgücü piyasasına katılımının artması
  • Çocuk ölümlerinin azalması
  • Çocuk yetiştirmenin artan maliyeti

Yeni yayınlanan çalışmanın yazarları ise bu maddelere birini daha ekliyor; Eğitimsel kazanım ve doğum kontrolüne erişim.

Eurostat'a göre de AB'nin 27 ülkesindeki kadınlar artık küçük yaşlarda çocuk sahini olmaktansa beklemeyi tercih ediyor. Bu da biyolojik düzeyde olası çocuk sayısını azaltıyor.

Çalşmanın sonucuna göre 2100'e kadar, 27 AB ülkesinden 21'inin nüfusunda azalma olacak. Hatta, İspanya, İtalya, Bulgaristan, Letonya, Portekiz, Romanya ve Slovakya'nın nüfusu muhtemelen 2100'e kadar neredeyse yarı yarıya azalacak.

Türkiye'de de doğurganlık hızı gerileyecek

'Doğurganlık hızı, bir kadının dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısının 2,1'in altına düşmesi durumunda nüfus düşüşüne neden olur' verisi baz alınarak yapılan araştırmaya göre, doğurganlık hızının 2017'de yüzde 1,79 olduğu Türkiye'de ise bu hız 2100 yılında 1,34'e gerileyecek.

Türkiye'de doğurganlık hızı, 2001'de 2,38 çocuk iken 2019'da 1,88 çocuk olarak gerçekleşmişti.

Doğurganlık oranları neden önemlidir?

Doğurganlık oranlarının, ülke sakinlerinin siyasi ve ekonomik yaşamı üzerinde büyük etkisi var. Çünkü oranlar, çalışma çağındaki bireylerin sayısını belirliyor.

Bu analizler siyasi liderler için de son derece önemli. Rakamlar, altyapı, iş yaratma, gıda üretimi ve konut konularında yarının ihtiyaçlarını değerlendirmelerine yardımcı oluyor.

Son çalışma da birçok ulusun çalışma çağındaki nüfusunun tahmin edilmesinde kullanıldı.

Hindistan, Nijerya, Çin, ABD ve Pakistan dünyanın en yüksek nüfus oranına sahip olacak

Mesela araştırmanın sonucuna göre küresel olarak Hindistan, Nijerya, Çin, ABD ve Pakistan'ın 2100 yılında dünyanın en yüksek nüfus oranına sahip olacağı tahmin ediliyor.

Aynı zamanda Afrika ülkelerinde de nüfusun artmaya devam edeceği ve en genç kıta olmayı sürdüreceği söyleniyor.

İklim krizi de demografik yapıda belirleyici olacak

Araştırmacılar, temsil ettiği “zorluklar” nedeniyle iklim krizine yönelik beklentileri bir faktör olarak araştırmaya dahil etmemeyi seçmiş.

Ancak, deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları, çevresel bozulma gibi nedenlerin, doğurganlık ve ölüm üzerinde direkt etkisi olacağı gibi, insanları göç etmeye de zorlanmasının muhtemel olduğunu söylüyor.