Washington yönetiminin, Suriye’yi Türkiye ve Avrupa’ya uzanan boru hatlarını birbirine bağlayan kilit bir enerji koridoruna dönüştürme planını değerlendirdiği bildiriliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından yaşanan büyük jeopolitik değişimler sürerken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’a atfedilen bir belge, Suriye’nin küresel enerji akışında önemli bir transit merkez olarak yeniden konumlandırılmasını hedefleyen iddialı bir planı ortaya koydu.
Söz konusu plan, kara taşımacılığından ziyade, Körfez ve Irak’taki enerji sahalarını Akdeniz limanlarına ve nihayetinde Avrupa pazarlarına bağlayan mevcut ve önerilen geniş boru hattı ağının yeniden canlandırılması ve genişletilmesine odaklanıyor.
Bu hafta düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ülkesinin stratejik konumu nedeniyle enerji ve mal taşımacılığı için alternatif bir güzergâh olmayı hedeflediğini söyledi.
Suriye lideri, ülkesinin Akdeniz’e erişimi sayesinde Doğu ile Batı arasında uzanan ana hatlar için güvenli bir koridor işlevi görmeyi planladığını belirterek, bu ağın Ürdün üzerinden Körfez ülkeleri ile Türkiye’yi de birbirine bağlayacağını ifade etti.
Boru hattı koridorları
SRMG’ye bağlı Al-Majalla internet sitesinin elde ettiği belgeye göre, Tom Barrack tarafından kullanılan “kara köprüsü” ifadesi, kırılgan deniz yollarına alternatif olarak tasarlanan yer altı boru hattı koridorlarına işaret ediyor.
Önerilen ve devam eden projeler arasında, Irak’tan Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanan Kerkük–Baniyas petrol boru hattının yeniden canlandırılması (yaklaşık 4,5 milyar dolar maliyetle) ve Katar’ın Kuzey Sahası’ndan Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya gaz taşımayı hedefleyen Katar–Türkiye doğal gaz hattı yer alıyor.
Plan kapsamında mevcut altyapının genişletilmesi de öngörülüyor. Buna göre, Ağustos 2025’te devreye giren Azerbaycan–Kilis–Halep gaz hattının kapasitesinin artırılması ve Mısır’dan başlayarak Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanan Arap Doğal Gaz Boru Hattı’nın genişletilmesi planlanıyor.
Sınır ötesi projelerin yanı sıra, Suriye’nin kuzeydoğusunda bin kilometreden fazla yerel altyapının rehabilitasyonu ve yeni ihracat güzergâhlarının inşası için de çalışmalar yürütülüyor.
Belgede, özellikle Hürmüz Boğazı gibi deniz geçiş noktalarına yönelik artan risklerin, karadan alternatif hatlara ilgiyi artırdığı vurgulanıyor. Barrack’a atfen, deniz yollarının “silahlaştırılması” durumunda güvenli kara tedarik zincirlerinin “maliyet ne olursa olsun stratejik bir zorunluluk” haline geldiği ifade ediliyor.
Uygulanabilirlik tartışmaları
Türkiye ve Orta Doğu üzerine çalışan gazeteci Sarkis Kassarjian ise öneriyi uzun süredir gündemde olan fikirlerin yeniden sunulması olarak değerlendirdi.
Kassarjian, Euronews’a yaptığı açıklamada, Suriye’yi enerji transit merkezi haline getirme fikrinin 2000’li yılların başına kadar uzandığını belirtti.
Suriye’nin altyapı, istikrar ve coğrafi avantaj bakımından Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanları, İsrail’in Akdeniz limanları ve Türkiye’nin enerji koridorlarıyla rekabet edemeyeceğini savunan Kassarjian, bu ülkelerin mevcut altyapı ve liman kapasitesiyle daha uygun olduğunu söyledi.
Uzman, söz konusu projelerin sürdürülebilmesi için gerekli güvenlik ve yönetişim koşullarının bölgede ciddi engeller oluşturduğunu da vurguladı. Ayrıca, Irak ile Türkiye arasında bölgesel destekle ilerleyen Kerkük–Ceyhan hattı gibi daha gerçekçi projelerin bulunduğunu ifade etti.
Güvenlik ve yönetişim sorunları
Kassarjian, yeni bir boru hattı ağının kurulması, bakımının yapılması ve güvenliğinin sağlanmasının özellikle Orta Doğu gibi bir coğrafyada son derece karmaşık ve zorlu olduğunu belirtti.
Sınır ötesi enerji altyapısının inşası ve işletilmesi için uzun vadeli istikrar, güçlü yönetişim kapasitesi ve güvenlik garantilerinin gerekli olduğunu, ancak bu unsurların hâlen belirsizliğini koruduğunu dile getirdi.
Suriye’de yeniden inşa çalışmalarının sınırlı ilerleme kaydettiğine de dikkat çeken Kassarjian, ekonomik toparlanmanın büyük ölçüde siyasi istikrar ve kurumsal reformlara bağlı olduğunu ifade etti.
Suriye’deki iç sorunların temel engel olduğunu vurgulayan Kassarjian, yeniden inşa ve kalkınmanın; yönetimde istikrar, iç güvenlik, yargı reformu ve kurumsal şeffaflık gibi unsurlarla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.
Uzman, hükümetin kurulmasının üzerinden bir buçuk yıldan fazla süre geçmesine rağmen yeniden inşa konusunda somut ilerleme görülmediğini de sözlerine ekledi.
Kassarjian’a göre Suriye ekonomisi hâlen büyük ölçüde Şam yönetimini destekleyen ülkelerin sınırlı mali yardımlarına dayanıyor.
'Teknik olarak mümkün, ancak zor'
Petrol sektörü uzmanı Suriyeli mühendis Ghassan al-Rai ise daha temkinli bir değerlendirme yaptı.
Al-Rai, projenin teknik olarak mümkün olduğunu ancak bunun finansman, güvenlik ve siyasi uzlaşı olmak üzere üç temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.
Suriye’de 2011 öncesinde kullanılan pompa istasyonları ve ihracat hatlarının bazı bölümleri dâhil olmak üzere temel boru hattı altyapısının önemli ölçüde hâlen mevcut olduğunu ifade eden Al-Rai, bu hatların yer altında bulunması nedeniyle mevcut mühendislik yöntemleriyle onarılabileceğini veya genişletilebileceğini söyledi.
Al-Rai’ye göre tek bir boru hattı günde yaklaşık 1 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahipken, Körfez’deki üretim merkezlerinin toplam ihracatı günlük yaklaşık 20 milyon varile ulaşıyor.
Bununla birlikte uzman, uzun yıllar süren çatışmalar nedeniyle ülkede ciddi bir nitelikli iş gücü eksikliği yaşandığını ve mühendislerin büyük bölümünün yurt dışına göç ettiğini vurguladı.
Yeterli finansman sağlanması durumunda bu açığın uluslararası uzmanlar ya da yurt dışındaki Suriyeli profesyoneller aracılığıyla giderilebileceğini belirten Al-Rai, “Teknik olarak mümkün. Asıl soru, finansman, güvenlik ve siyasi anlaşmaların sağlanıp sağlanamayacağı,” dedi.