İngiltere hükümeti, yedi kişinin ülkeye girişini 'kamu yararına uygun olmadığı' gerekçesiyle yasakladı. Peki bu karar hangi hukuki dayanağa dayanıyor ve pratikte ne anlama geliyor?
Avrupa’daki aşırı sağ çevrelerle bağlantılı en az yedi kişinin, aşırı sağ aktivist Tommy Robinson tarafından 16 Mayıs’ta Londra’da düzenlenecek gösteriye katılması İngiliz makamlarınca engellendi. Yasaklanan isimlerin bir kısmının “Unite the Kingdom” yürüyüşünde konuşma yapması planlanıyordu.
İngiltere İçişleri Bakanlığı, 2026 başında yürürlüğe giren Elektronik Seyahat İzni (ETA) başvurularını reddetti. Söz konusu sistem, vizeden muaf yabancı ülke vatandaşlarına iki yıl boyunca İngiltere'ye çoklu giriş hakkı tanıyor.
İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, yasak kararının gerekçesinin bu kişilerin İngiltere’de bulunmasının “kamu yararına uygun görülmemesi” olduğunu açıkladı.
Hollandalı yorumcu Eva Vlaardingerbroek, İspanyol aktivist Ada Lluch, Flaman milletvekili Filip Dewinter ve Polonyalı Avrupa Parlamentosu üyesi Dominik Tarczyński, sosyal medya hesaplarından İngiltere’ye girişlerinin yasaklandığını duyurdu ve karar bildirimlerinin ekran görüntülerini paylaştı.
Londra Metropolitan Polisi ise organizatörleri, etkinlik sırasında nefret söylemi yayılması halinde sorumlu tutulacakları konusunda uyardı. Geçen yıl 100 binden fazla kişinin katıldığı etkinlikte 25 kişi gözaltına alınmış, çok sayıda polis memuru yaralanmıştı.
Polise göre 2026’daki gösteri, Filistin Nakba Günü’ne destek yürüyüşü ve Wembley’deki FA Cup finaliyle aynı güne denk geldiği için “son yılların en yoğun güvenlik operasyonlarından biri” olacak.
Tepkiler büyüyor
ABD’li bazı isimlerin de İngiltere’ye girişine izin verilmediği belirtildi. Bunlar arasında yorumcu Joey Mannarino ile geçen yılki etkinlikte konuşan MAGA destekçisi fenomen Valentina Gomez de bulunuyor.
Başbakan Keir Starmer, yasaklanan kişilerin isimlerini açıklamasa da onları “aşırı sağ kışkırtıcılar” olarak nitelendirdi.
15 Mayıs’ta yayımlanan açıklamasında Starmer, hükümetin barışçıl protestoları engellemeyeceğini ancak şiddeti körüklemek isteyen kişilerin ülkeye girişine izin verilmeyeceğini söyledi.
Starmer, 11 Mayıs’taki başka bir konuşmasında da “İnsanların İngiltere’ye gelip toplumlarımızı tehdit etmesine ve sokaklarımızda nefret yaymasına izin vermeyeceğiz,” ifadelerini kullandı.
Karar, sosyal medyada ifade özgürlüğü tartışmalarını da beraberinde getirdi. Birçok kullanıcı yasağın göç politikalarını eleştirme hakkına müdahale olduğunu savundu.
Gerçek adı Stephen Yaxley-Lennon olan ve çok sayıda sabıka kaydı bulunan Tommy Robinson ise X hesabından yaptığı paylaşımda hükümetin “Amerikalıları toplu şekilde ülkeye sokmadığını” öne sürdü.
Robinson ayrıca, “her hafta binlerce istilacının otellere yerleştirildiğini” iddia ederek göçmenler ve sığınmacılar hakkında kışkırtıcı ifadeler kullandı.
Uzun süredir Starmer hükümetinin göç politikasını eleştiren Robinson, daha önce de İngiltere’deki göçmenler ve Müslümanlar hakkında yanlış bilgi ve komplo teorileri yaymakla gündeme gelmişti.
Yasaklanan isimler kimler?
Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular Grubu üyesi Polonyalı AP milletvekili Dominik Tarczyński, görevden ayrılması halinde Keir Starmer’a şahsen dava açacağını söyledi.
Göç karşıtı sert söylemleriyle tanınan Tarczyński, daha önce Polonya’nın “tek bir Müslüman göçmeni bile kabul etmemesi gerektiğini” savunmuştu.
İspanyol-Katalan aktivist Ada Lluch ise milliyetçi ve göç karşıtı görüşleri nedeniyle tartışmalı bir isim olarak öne çıkıyor. Lluch’un, 2024’te X platformunda yaptığı paylaşımlarda İspanya’nın diktatör Francisco Franco döneminde “daha iyi durumda” olduğunu savunduğu belirtilmişti.
Yasağın ardından Lluch, X hesabında “Çözüm belli: Yeniden göç (remigration) istiyoruz ve bunu şimdi istiyoruz” paylaşımında bulundu.
"Yeniden göç" Avrupa'nın aşırı sağcı kesimleri tarafından sıklıkla kullanılan bir slogan. Savunucuları bunun artan göç seviyelerine karşı bir tür göç kontrolü olduğunu söylerken, insan hakları grupları ve hukuk uzmanları da dahil olmak üzere eleştirmenler bunu ayrımcı ve ırkçı olarak tanımlıyor.
ABD merkezli kar amacı gütmeyen Nefret ve Aşırıcılığa Karşı Küresel Proje, bu kavramı göçmenlerin, mültecilerin ve onların soyundan gelenlerin ırk, etnik köken, kültür, "beyaz olmayan" olarak algılanma veya "asimile olmama" temelinde kitlesel olarak zorla sınır dışı edilmesini öngören "beyaz üstünlükçü bir politika konsepti" olarak tanımlıyor.
Bu kavram araştırmacılar tarafından, düşen doğum oranları ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan gelen göçmen akını nedeniyle Batı medeniyetinin geri dönüşü olmayan bir gerileme tehdidi altında olduğunu öne süren aşırı sağcı "Büyük Yer Değiştirme" teorisiyle ilişkilendiriliyor.
Hollandalı siyasi yorumcu Eva Vlaardingerbroek daha önce şu açıklamayı yapmıştı: "Kitlesel göç sunağı üzerinde çocuklarımızın kurban edilmesini talep ediyorlar. Lafı dolandırmayalım. Bu halkımızın tecavüze uğraması, değiştirilmesi ve öldürülmesidir... Yeniden göç mümkündür ve bunu gerçekleştirmek bizim elimizdedir."
Vlaardingerbroek'e ETA'sının geri çekildiği ilk kez Ocak ayında, Starmer'ı "göçmen tecavüz çetelerinin İngiliz kızlara tecavüz edip öldürmeye devam etmesine" izin vermekle suçlamasından günler sonra bildirilmişti.
Starmer hükümetini "komünist" olarak nitelendiren Flaman milletvekili Filip Dewinter, 2015 yılında "ırkçı" kelimesinin artık bir hakaret olmaktan çıkıp bir "onur unvanı" haline geldiğini belirten bir X gönderisi paylaştıktan sonra tartışmalara karışmıştı.
Dewinter paylaşımına "Ben bir ırkçıyım ve bundan gurur duyuyorum" anlamına gelen #ikbenracistendaarbenikfierop etiketini eklemiş ve daha sonra bu etiketi silmişti.
Geçen yılki etkinlikte yaptığı konuşmada 26 yaşındaki Kolombiyalı-Amerikalı influencer Valentina Gomez kalabalığa "tecavüzcü Müslümanların" İngiltere'yi "ele geçirdiğini" söyledi.
"İngiltere, silahlarınızı aldılar, kılıçlarınızı aldılar ve kadınlarınıza tecavüz ettiler" dedi. "Kaybedecek başka bir şeyiniz yok ama hala umut var. Siz hala çoğunluksunuz. Ya bu ulus için savaşırsınız ya da tüm bu tecavüzcü Müslümanların ve yozlaşmış politikacıların yönetimi ele geçirmesine izin verirsiniz."
Gomez defalarca Müslüman karşıtı açıklamalarda bulunmuş, Ağustos 2025'te bir Kur'an-ı Kerim yaktığını gösteren bir video paylaşmış ve "İslam'a sonsuza dek son vermezsek kızlarınız tecavüze uğrayacak, oğullarınızın kafası kesilecek," demişti.
Aşırı sağcı yorumcular neden yasaklandı?
İçişleri Bakanlığı herhangi bir kişinin İngiltere'ye girişinin neden yasaklandığını teyit etmese de, ne tür davranışların ret sebebi olduğunu görmek için ülkenin mevcut kurallarına bakılabilir.
İngiltere hükümeti, geçmişteki cezai mahkumiyetlerden vize ihlallerine veya bu örnekte olduğu gibi, varlıklarının "kamu yararına" olmaması gibi çok çeşitli nedenlerle girişi reddedebilir. İçişleri Bakanı Mahmood tarafından gösterilen gerekçe de buydu.
İnternetteki iddiaların aksine, bu gerekçelerle girişin reddedilmesi sadece Starmer'in mevcut İşçi Partisi hükümetine özgü bir durum değil.
Avam Kamarası kütüphanesi tarafından yayımlanan bir araştırma brifingine göre, geçmişte birbirini izleyen muhafazakâr hükümetler vize yasaklarını ağırlıklı olarak terörizmi ya da mezhepsel şiddeti desteklemekle suçlanan İslamcı figürlere odaklanarak aşırılık yanlılarını ve "nefret vaizlerini" girişten men etmek için kullandı.
Ancak Muhafazakârlar döneminde başka türden kişiler de yasaklanmıştır. Örneğin 2013 yılında dönemin İngiltere İçişleri Bakanı Theresa May, İslam'a karşı duruşlarını gerekçe göstererek Pamela Geller ve Robert Spencer adlı iki ABD'li blog yazarının ülkeye girişini yasakladı.
Terörle mücadele yetkilerinin kullanımına ilişkin yıllık raporlara göre, Mayıs 2010 ile Aralık 2022 arasında, Muhafazakârlar döneminde birbirini izleyen içişleri bakanları, yılda ortalama 30 vaka olmak üzere 369 kişinin İngiltere'den sınır dışı edilmesini emretti.
Dolayısıyla, bu politikanın Temmuz 2024'te iktidara gelen Starmer'in İşçi Partisi hükümetine özgü olduğu iddiaları yanıltıcıdır zira bu tür tedbirler önceki Muhafazakar başbakanlar döneminde zaten uygulanmaktaydı.
"Terörle mücadele yıkıcı güçler raporu "na göre, 2024 yılında 15 kişi İngiltere'de bulunmalarının kamu yararına uygun olmadığı düşünülerek İngiltere'den çıkarıldı.
Sosyal medyada vize yasağına karşı çıkanlar, İngiltere'de ifade özgürlüğünün artık korunmadığını iddia ettiler.
Ancak İngiltere yasalarına göre ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni de içeren 1998 tarihli İnsan Hakları Yasası'nın 10. Maddesi kapsamında korunuyor. Bununla birlikte, hükümetlerin suçu önlemek veya ulusal güvenlik meseleleri için ifade özgürlüğünü sınırlamasına da açıkça izin veriyor.
2006 tarihli Irksal ve Dini Nefret Yasası ile değiştirilen 1986 tarihli Kamu Düzeni Yasası, ırksal veya dini nefreti körükleyen söylemleri suç sayıyor. Buna "tehdit edici" söz veya davranışlarda bulunmak veya dini nefreti körüklemeyi amaçlayan materyaller dağıtmak da dahil.
Tommy Robinson: Bölücü bir figür
Robinson, 2026 mitingine katılanları barışçıl protestolara katılmaya çağırmak için X'e geçerken, daha önce söylemleri nedeniyle, özellikle de sığınmacılara atıfta bulunmak için "işgalciler" terimini kullandığı için defalarca eleştirildi.
Ayrıca, göçmen topluluklar hakkında yanlış bilgiler yaymış, örneğin Temmuz 2024 Southport saldırılarının faili hakkında yanlış iddialar paylaştı.
Taylor Swift temalı bir dans kursunda üç kızı öldüren saldırganın, İngiltere'ye küçük bir tekneyle yeni gelmiş Müslüman bir sığınmacı olduğunu iddia etti.
Gerçekte 17 yaşındaki saldırgan Galler'in Cardiff kentinde Ruandalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti ve İslam ile bilinen bir bağlantısı yoktu. Şüpheli hakkındaki yanlış iddialar kitlesel ayaklanmaları körükledi ve 2011 ayaklanmalarından bu yana İngiltere'de şiddetin en büyük alevlenmesine yol açtı.
Geçen yılki mitingde, Starmer'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelik sert eleştirilerini rutin olarak dile getiren teknoloji milyarderi Elon Musk'ın video konuşması, kalabalığa "şiddet geliyor" ve "ya karşılık verirsiniz ya da ölürsünüz" dedikten sonra Downing Street tarafından kınandı.
Birbirini izleyen İngiliz hükümetleri net göçü azaltmak için defalarca mücadele etti, ancak gidişat değişiyor gibi görünüyor: Ulusal İstatistik Ofisi'ne (ONS) göre İşçi Partisi'nin görevdeki ilk yılında, Haziran 2025'te sona eren yılda İngiltere'ye göç üçte ikiden fazla azaldı. Bu, 2021'den bu yana en düşük yıllık rakam.
İngiltere'nin 204 bin net göç rakamı, bir önceki Muhafazakâr hükümet döneminde Mart 2023'te sona eren yılda kaydedilen 944 binlik zirve ile keskin bir tezat oluşturuyor. ONS'ye göre bu yaklaşık yüzde 80'lik düşüşün başlıca nedeni, iş ve eğitim amacıyla gelenlerin sayısının azalmasıdır.
Oxford Üniversitesi Göç Gözlemevi tarafından 2025 yılında yapılan bir çalışmada, İngiliz ve İngiliz olmayan vatandaşlar arasındaki mahkumiyet ve hapsedilme oranlarını karşılaştırmanın zor olduğu, çünkü nüfusun büyüklüğüne ilişkin güvenilir istatistiklerin bulunmadığı belirtiliyor.
Bununla birlikte, mevcut istatistikler bazı eğilimleri ortaya koyuyor. Örneğin, genç yetişkinlerin uyruğuna bakılmaksızın suç işleme olasılığı daha yüksek. Yaş veya cinsiyet kontrol edildiğinde, İngiltere vatandaşı olmayanlar cezaevi nüfusunda daha az temsil ediliyor. Araştırmaya göre, İngiliz olmayanlar uyuşturucu suçu işleyenler arasında daha fazla temsil edilirken, hırsızlık veya fiziksel şiddet suçlarında daha az temsil ediliyor.