'Karşılaşmalar Atlası', Zeyrek Çinili Hamam’ın tarihî sarnıcında 30’dan fazla eseri bir araya getiriyor. Cerveny, 2009’da İstanbul’da bulduğu eski bir astronomi kitabından Boğaz’a uzanan çalışmalarında kentin tarihini kendi sanat pratiğiyle buluşturuyor.
Brezilyalı sanatçı Alex Cerveny, Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Karşılaşmalar Atlası”nda İstanbul’u yalnızca bir şehir olarak değil, farklı zamanların, bedenlerin, anıların ve bilgi biçimlerinin kesiştiği bir alan olarak ele alıyor. Anlam de Coster küratörlüğündeki sergi, Zeyrek Çinili Hamam’ın altında yer alan tarihî Bizans sarnıcında izleyiciyle buluşuyor.
16. yüzyıldan günümüze ulaşan Mimar Sinan yapısı Zeyrek Çinili Hamam’ın sarnıcı, Cerveny’nin eserleriyle birlikte serginin anlatısının da bir parçasına dönüşüyor. Sanatçı, mekânı “rüya görenler için bir alan” ve kendi ifadesiyle hamamın “bilinçaltı mekânı” olarak görüyor.
30’dan fazla eserin yer aldığı sergi, sanatçının İstanbul’da yürüttüğü araştırmaların yanı sıra ilk Türkiye seyahatinden bugüne uzanan kişisel hikâyesini de içeriyor. Tuval üzerine resimler, çizimler, kolajlar, nakış, parşömen ve deri üzerine çalışmaların yanı sıra tarihî astronomi risaleleri ve İstanbul gravürleri üzerine müdahaleler serginin farklı katmanlarını oluşturuyor.
Cerveny için bu sergi aynı zamanda 40 yılı aşkın sanat pratiğine dönüp bakma fırsatı. Serginin açılışında ilk sergisini 1983 yılında Brezilya’nın kuzeyine yaptığı yaklaşık 3 bin kilometrelik bir otobüs yolculuğunun ardından gerçekleştirdiğini anlatan sanatçı, aradan geçen yıllara rağmen o günkü heyecanı hâlâ hissettiğini söylüyor.
Ancak İstanbul’la kurduğu ilişkinin başlangıcı daha yakın bir tarihe, 2009 yılına uzanıyor.
İstanbul’da bulunan bir astronomi kitabı
Cerveny, 2009 yılında İstanbul’u turist olarak ziyaret ettiği sırada İstiklal Caddesi’nde bir kitapçıya giriyor. Burada kötü durumdaki eski bir astronomi kitabı buluyor ve kitabın sayfalarını çizimleri için bir yüzey olarak kullanma fikrine kapılıyor.
Ardından kaldığı otelde yaşadığı uykusuz bir gece, bugün sarnıçta görülen bazı çalışmaların başlangıç noktalarından birine dönüşüyor. Odasının altında bulunan gece kulübünün gürültüsü nedeniyle uyuyamayan sanatçı, geceyi kitabın sayfaları üzerinde çizim yaparak geçiriyor.
Cerveny, o tarihten sonra bu sayfalara zaman zaman geri dönüyor ve çalışmalarını yıllar içinde değiştiriyor. Bugün sergide yer alan “Astronomi Defterleri” de bu uzun soluklu ilişkinin izlerini taşıyor.
19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başına tarihlenen anonim astronomi risaleleri, Osmanlı Türkçesi ve Farsça bilimsel metinler içeriyor. Sanatçı, sayfalardaki astronomik diyagramlar ve yazıların üzerine yeni çizimler ekleyerek geçmişin bilimsel kayıtlarını kişisel hafıza ve hayal gücüyle yeniden yorumluyor.
Sanatçı, sarnıcın geçmişiyle birlikte çalışıyor
Cerveny’nin sarnıçta eserlerini konumlandırma biçimi de serginin temel fikrini yansıtıyor. Sanatçı, mekândaki tarihî izlerin üzerine kendi anlatısını tamamen yerleştirmek yerine, duvarların ve geçmişte burada bulunan insanların da “yer bırakılması” gereken unsurlar olduğunu vurguluyor.
Restorasyon sırasında sarnıcın duvarlarında ortaya çıkarılan gemi grafitileri bu yaklaşımın önemli bir parçası. Hamamın inşasında çalıştığı varsayılan kürek mahkûmlarına atfedilen bu çizimler, yüzyıllar önce mekânda bırakılmış izler olarak sergide Cerveny’nin eserleriyle yan yana geliyor.
Sanatçıya göre bu durum, çok daha evrensel bir insan davranışına işaret ediyor: İz bırakma arzusu.
Mağara resimlerinden bugünün sanatına kadar insanların yaşadıkları dünyadaki yerlerini anlamlandırmak ve arkalarında bir iz bırakmak için yüzeylere müdahale ettiğini söyleyen Cerveny, kendi çalışmalarındaki el figürlerini de bu arzunun bir yansıması olarak değerlendiriyor.
'Burada kendimi evimde hissediyorum'
Cerveny için Zeyrek Çinili Hamam’ın kendisi de serginin kavramsal çerçevesinin önemli bir parçası.
Sanatçı, farklı dönemlerde galerilerde, müzelerde ve hatta bir kilisede eserlerini sergilediğini ancak bir hamamda sergi yapmanın kendisi için farklı bir deneyim olduğunu söylüyor. Hamamı “bir tür tapınak” olarak tanımlayan Cerveny, burada bedenin merkeze yerleştiği bir evrenle karşılaştığını ifade ediyor.
Kubbenin altında insanın kendisini evrenin merkezinde hissedebileceğini söyleyen sanatçı, hamamın ateş ve su, beden ve ruh, arınma ve günah gibi karşıtlıkları bir arada barındırdığına dikkat çekiyor.
Bu karşıtlıklar Cerveny’nin çalışmalarında da karşılık buluyor. Su, sanatçı için yalnızca fiziksel bir unsur değil, aynı zamanda rüyalarla ve hafızayla ilişkili bir alan.
Sarnıcın bir zamanlar suyla dolu olduğunu düşünerek mekânı adeta suyun altında bir rüya alanı gibi hayal eden Cerveny, burada sergilenen çalışmaların bir bölümünü kendi geçmişine, sanatçı olarak yolculuğuna ve mekânla kurduğu ilişkiye bakarak ürettiğini anlatıyor.
Boğaz, sanatçının İstanbul haritasının merkezinde
Cerveny’nin İstanbul’la kurduğu ilişkinin bir diğer önemli durağı ise Boğaz.
Sanatçının İstanbul’a dair ilk görsel karşılaşmalarından biri de yine bir kitaptan geliyor. Hollandalı ressam ve seyyah Cornelis de Bruyn’un 18. yüzyılda yayımlanan “Voyage au Levant” adlı seyahatnamesi, Cerveny’nin İstanbul hayalinin şekillenmesinde önemli rol oynuyor.
De Bruyn’un Osmanlı coğrafyasına yaptığı seyahati anlatan kitabında Konstantinopolis’e geniş yer ayrılıyor. Cerveny, kitaptaki İstanbul gravürlerinden özellikle Pera’dan kenti gösteren panoramadan yola çıkarak yeni çalışmalar üretiyor.
Gravürün bir benzerini, kolajının zemini olarak kullanan sanatçı, panoramada Zeyrek Çinili Hamam’ın bulunduğu bölgeyi de işaret ediyor.
Serginin bir başka bölümünde ise Boğaz’ı merkeze alan üç yeni yağlı boya resim yer alıyor. Cerveny bu çalışmalarda semboller ve kaligrafik öğelerle İstanbul’un iki kıta arasındaki konumunu ele alıyor.
Sanatçı, İstanbul’u ilk kez ziyaret ettiğinde kenti yalnızca Batı’dan bakılan bir yer olarak görmediğini, aksine tarih boyunca farklı dünyaların kesiştiği bir merkez olarak değerlendirdiğini söylüyor. Roma’nın kendi zihnindeki merkezi konumunun İstanbul’u gördükten sonra değiştiğini anlatan Cerveny, Boğaz’ın Karadeniz ile Marmara arasında olduğu kadar farklı coğrafyalar ve kültürler arasında da bir geçiş alanı oluşturduğunu düşünüyor.
Bu yaklaşım, sanatçının sergideki otoportre niteliğindeki çalışmalarından birinde de karşılık buluyor. Cerveny kendisini Boğaz’ın Batı yakasında duran bir figür olarak resmederken, suyun içinde ve iki taraf arasında kalmış bir “castaway” (yolunu arayan, kazazede)figürünü kullanıyor.
Sanatçı için bu figür, iki tarafa birden ait olma, denge kurma ve iki taraf arasında bir köprü oluşturma arzusunu temsil ediyor.
“Karşılaşmalar Atlası” da tam bu noktada yalnızca İstanbul’a bakan bir sergi olmaktan çıkıyor. Bir astronomi kitabının sayfalarından Bizans sarnıcının duvarlarına, Cornelis de Bruyn’un gravürlerinden Boğaz’ın bugünkü görüntüsüne uzanan çalışmalar, Cerveny’nin kendi geçmişiyle İstanbul’un katmanlı tarihini aynı haritada buluşturuyor.