Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Tokyo mu Seul mü: Asya macerasında hangi popüler başkenti gezmeli?

Tokyo'daki Shibuya kavşağı ile Seul'deki Bukchon Hanok Köyü
Tokyo’daki Shibuya kavşağı ile Seul’deki Bukchon Hanok Köyü -  ©  Timo Volz/Hanvin Cheong/Unsplash
© Timo Volz/Hanvin Cheong/Unsplash
By Mike Starling
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Tokyo ve Seul'de turizm bir süredir hızla büyüyor ve şimdilik yavaşlama belirtisi yok. Asya'nın yükselen iki başkentini yakından inceliyoruz.

Yukarıdaki başlıktaki sorunun cevabı ne? Aslında oldukça basit. Uzak Doğu’ya bir seyahat planlıyorsanız elbette hem Tokyo’yu hem de Seul’ü ziyaret etmelisiniz.

REKLAM
REKLAM

Japonya ve Güney Kore’nin başkentleri, sadece trend peşindeki jet-set için değil, her yaştan ve her ilgi alanından gezgin için dünyanın en gözde destinasyonlarından ikisi haline geldi.

Her ikisine de gitmiş ve ikisinden de gerçekten etkilenmiş biri olarak söyleyebilirim ki Tokyo ve Seul, Asya’da şehir kaçamağı için birbirinden çok farklı atmosferler sunuyor.

Ancak ortak noktaları, özellikle ilk kez gelenler için görülecek ve yapılacak şeylerin sayısının inanılmaz çok olması.

Tokyo: Gerçek bir metropol deneyimi

Ölçeği ve enerjisi söz konusu olduğunda Tokyo’yla boy ölçüşebilen çok az şehir var. Rakamlar da bunu doğruluyor: 2025’te Japonya’nın başkenti rekor sayıda, 28,65 milyon uluslararası ziyaretçiyi ağırladı.

Japan National Tourism Organization (JNTO) verilerine göre ülkenin turizm sektörü “patlama yaşıyor” ve birçok ilk kez gelen ziyaretçi için Tokyo ve Kyoto gibi klasik destinasyonlar, tapınakları ve tarihi mahalleleriyle hâlâ büyük çekim merkezi.

Tokyo gerçekten her şeye sahip ve o kadar büyük ki zaman zaman sanki şehrin içinde şehirler varmış gibi geliyor; her semtin ve bölgenin kendine özgü bir karakteri var.

Arka planda Fuji Dağı ile Tokyo
Arka planda Fuji Dağı ile Tokyo Clement Souchet/Unsplash

Şehre vardığımda ilk durağım devasa Shinjuku tren istasyonuydu; başlı başına unutulmaz bir deneyim. Sadece her gün 2,7 milyondan fazla yolcuya hizmet veren dünyanın en işlek istasyonu olmakla kalmıyor, aynı zamanda 200’ün üzerinde çıkışı var. Evet, 200. Bu yüzden, öncelikle, Shinjuku’ya gelirseniz hangi çıkışı kullanacağınıza dikkatle bakın, yoksa kısa sürede kaybolabilirsiniz…

İstasyondan çıkıp sokak seviyesine ulaştığınızda gerçekten şehre geldiğinizi hissedeceksiniz. Shinjuku, göğe uzanan gökdelenlere, geniş alışveriş caddelerine ve çoğu 24 saat açık sayısız kafe, bar ve restorana ev sahipliği yapıyor.

Modern Tokyo’ya bir başka giriş kapısı da ünlü kavşağı, mağazaları ve seyir teraslarıyla Shibuya. Moda ve yaratıcılık için, Shibuya’dan kısa bir yürüyüş mesafesindeki Harajuku’ya uğrayın; burada şık Tokyoluların sergilediği sokak modasını ve gençlik kültürünü göreceksiniz.

Akihabara, pop kültür, elektronik, anime ve manga için Tokyo’nun vazgeçilmez semti. Görülmeye değer diğer havalı bölgeler arasında, Tokyo City View seyir terasına ev sahipliği yapan Roppongi Hills Mori Tower ile lüks alışveriş ve seçkin restoranlarıyla Ginza sayılabilir.

Modern Tokyo her saat neonlarla aydınlanan, hareketli bir metropol olsa da yüzyıllara yayılan kültür ve mirası, kentin çok daha sakin bir yüzünü ortaya çıkarıyor.

Sergilenen sake fıçıları
Sergilenen sake fıçıları Ng Winston/Unsplash

Tarihi Asakusa semtinde bulunan Sensō-ji, Tokyo’nun en eski Budist tapınağı ve kesinlikle görülmeye değer. Aynı şekilde, Shibuya’daki Yoyogi Parkı’nın yanındaki Meiji Jingu Tapınağı da öyle. Burada kameranızı sakın unutmayın; tapınağa giden yolda, süslü sake fıçılarından oluşan duvarın Instagram’lık bir fotoğrafı sizi bekliyor. Emin olun, fotoğraf galeriniz kısa sürede dolup taşacak…

Gurme gezginler için Tokyo, dünyada en fazla Michelin yıldızlı restorana sahip şehir; aralarında 11 üç, 26 iki yıldızlı mekan bulunuyor. Ancak mesele sadece fine dining değil: En unutulmaz yemeklerin bir kısmı sokaklarda, üstelik oldukça uygun fiyatlarla karşınıza çıkıyor.

Tokyo’yu dünyanın en etkileyici başkentlerinden biri yapan şeyleri gerçekten keşfetmek için birkaç gün kesinlikle yetmez. Tapınaklar, geleneksel bahçeler, anime kültürü ve capcanlı gece hayatını gezip görmek derken, bir haftada bile kentin ancak yüzeyine dokunmuş olursunuz.

Yine de bir–iki gününüzü ayırabiliyorsanız, Fuji Dağı ve Fuji Beş Göl bölgesini sakın es geçmeyin. Biz Kawaguchi Gölü kıyısında kaldık; burada göl kenarında yürüyüşler yapabilir, kaplıcalarda dinlenebilir ve Japonya’nın ikonik zirvesine bakan panoramik manzaraların tadını çıkarabilirsiniz.

Gyeongbokgung Sarayı’nın Geunjeongjeon Salonu
Gyeongbokgung Sarayı’nın Geunjeongjeon Salonu Daniel Bernard/Unsplash

Seul: K kültürü turizm patlamasını tetikliyor

Tokyo uzun süredir Asya’nın turizm devlerinden biri olsa da Seul, kısmen “K kültürü”nün etkisiyle kendi olağanüstü yükselişini yaşıyor.

Güney Kore’nin başkentinde K-pop, K-diziler, Kore mutfağı, moda ve güzellik trendleri, dünyanın en gözde şehir kaçamağı destinasyonlarından birini ortaya çıkardı. Kanıt mı lazım? Bazı eğilimlere ve rakamlara bakmanız yeterli.

Time Out dergisinin “her işin ustası” diye tanımladığı Seul, yayının 2026 için hazırladığı Dünyanın En İyi 50 Şehri listesinde 33 basamak birden yükselerek dokuzuncu sıraya yerleşti. Trendy Jongno 3-ga ise Time Out tarafından resmen dünyanın en havalı mahallesi ilan edildi. Övgüler boşuna değil. Jongno 3-ga’ya gidip “sokak labirentlerini, gece geç saatlere kadar açık yemek tezgahlarını ve makgeolli sellerini” keşfedin.

K kültürünün yükselişiyle birlikte Seul, Trazees ödüllerinde üst üste beşinci kez, Z kuşağı ve Y kuşağı gezginler arasında dünyanın en sevilen şehri seçildi.

Kente gelen yabancı turist sayısı da patlama yapıyor: Seul Büyükşehir Belediyesi’ne göre 2026’nın ilk yarısında şehre rekor düzeyde, 8,23 milyon yabancı ziyaretçi geldi; bu, yıllık bazda yüzde 21,3’lük bir artış anlamına geliyor.

Tokyo’da olduğu gibi Seul’ün de en büyük cazibelerinden biri, eski ile yeninin oluşturduğu keskin karşıtlık.

Gezinize, Seul’ün beş büyük sarayı arasında en genişi olan Gyeongbokgung Sarayı’ndan başlayın. Ziyaretinizi, renkli nöbet değişimi törenine denk getirmeye çalışın; ardından avluları, köşkleri ve bahçeleri dolaşın. Burada rahatlıkla birkaç saatinizi geçirebilirsiniz.

Gyeongbokgung’dan, yakındaki Bukchon Hanok Köyü’ne yürüyün ve geleneksel Kore “hanok” evleriyle çevrili dar sokakları keşfedin. Kendi adıma söyleyeyim, bu köy seyahatimin en özel duraklarından biriydi.

Han Nehri Seul’ün içinden geçiyor
Han Nehri Seul’ün içinden geçiyor Jiwon Kang/Unsplash

Seul’ün saraylarını ve geleneksel yüzünü gördükten sonra sıra, Psy’nin 2012 tarihli “Gangnam Style” hit şarkısıyla dünya çapında ün kazanan Gangnam’ın gökdelenlerine, mağazalarına ve gece hayatına geliyor. Lütfen, dansı yapmayın…

Trend belirleyen Jongno 3-ga’yı ziyaret etmenin yanı sıra listenize Myeong-dong’u da ekleyin; burası alışveriş ve sokak lezzetleri için başlıca duraklardan biri. Gece hayatı ve müzik sahnesiyle bilinen Hongdae’yi de unutmayın. Öte yandan Seongsu, kafeleri, moda dükkanları ve pop-up etkinlikleriyle Seul’ün en havalı bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yemek meraklıları, Kore barbeküsü, soju ve kızarmış tavukla birayı buluşturan, son derece popüler “chimaek” gibi klasiklerin hiçbirini atlamamalı. Harika bir ikili. Fine dining içinse Seul’de Michelin yıldızı verilmiş 42 restoran bulunuyor.

Seul tartışmasız bir megakent olsa da doğanın tadını çıkarabileceğiniz çok sayıda alan var. Han Nehri şehrin kalbinden geçiyor ve kıyıdaki parkları yürüyerek ya da bisikletle keşfedebilirsiniz. Bir diğer güzel seçenek, özellikle gece saatlerinde yapılan nehir turları. Yürüyüş parkurları ve dağ manzaraları içinse kente kolayca ulaşılabilen Bukhansan Ulusal Parkı iyi bir tercih.

Güney Kore başkentinin manzarasını sunan N Seoul Tower için mutlaka zaman ayırın. Mutlaka karşınıza çıkacak bir diğer cazibe noktası da, Seul merkezinin içinden geçen, 11 kilometre uzunluğunda restore edilmiş bir dere ve kamusal park olan Cheonggyecheon.

Seul’den kolay bir günübirlik gezi için, Kuzey ve Güney Kore arasındaki Askerden Arındırılmış Bölge’ye (DMZ) tur rezervasyonu yapın. Tuhaf bir deneyim, ama görülmeye değer. Tura göre, sınırın ötesine bakan manzaralar sunan Dora Gözlemevi’ni ve iki Kore’yi birbirine bağlama umuduyla inşa edilmiş sembolik Dorasan İstasyonu’nu ziyaret edebilirsiniz.

Tokyo mu, Seul mü? Neden ikisi birden olmasın?

Peki hangisi olacak, Tokyo mu Seul mü? Tokyo, büyüklüğü ve bitmek bilmeyen keşif imkanlarıyla öne çıkarken Seul, K kültürü, tarihi mekanlar ve havalı semtlerden oluşan heyecan verici bir karışım sunuyor. Yine de aralarından birini seçmek için pek bir neden yok.

Tokyo ile Seul arasındaki direkt uçuşlar yaklaşık 2,5 saat sürüyor ve her gün birden fazla sefer yapılıyor. Zamanınız ve bütçeniz el veriyorsa, bu yolculuğu birleştirmek size Asya’da şehir kaçamağının iki çok farklı yüzünü deneyimleme fırsatı verir.

İkisi arasında zor bir tercih yapmak yerine, ben aynı seyahat sırasında her iki kenti de ziyaret etmeyi seçtim. Fırsatım olsa hiç düşünmeden yine aynısını yaparım.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Gen Z ve Y kuşağını bölen rotalar: Tayland, Japonya mı Avustralya mı

Dijital göçebe şehirleri sıralamasında Japonya zirveye çıktı, İspanya dikkat çekti

Oscar’lı 'KPop Demon Hunters' Seul’de turizm rekorları kırdırıyor