Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Haftanın filmi 'Digger': Tom Cruise postmodern bir fiyaskoda sıkışıp kalıyor

Haftanın filmi: Digger – Tom Cruise postmodernist bir karmaşaya saplanıp kalmış
Haftanın filmi: Digger – Tom Cruise postmodern bir keşmekeşe saplanıp kalmış -  ©  Warner Bros. Pictures
© Warner Bros. Pictures
By David Mouriquand
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Oscarlı yönetmen Alejandro González Iñárritu, 2026’nın en cesur ve çılgın filmlerinden 'Digger' için Tom Cruise’la bir araya geliyor; ama film bu yılın en büyük fiyaskolarından biri de olabilir.

Not: Bu inceleme spoiler içermiyor.

REKLAM
REKLAM

Milyarder bir narsistin güç açlığı ve kamuoyunu kendi çıkarı için manipüle etme eğilimi, dünyayı küresel bir felaketle karşı karşıya bırakmak üzere.

Gerçeklikten kaçmak için bir film arıyorsanız, Digger doğru adres olmayabilir. Ama uzak durmanız için tek sebep bu değil.

Digger Rockwell (Tom Cruise), yaşlanmış bir petrol baronu; 38 yaşındaki kedisi ölümle pençeleşiyor. Yaşamak için “iki hafta ile beş dakika arası” ömrü kaldığı söylenen zavallı Maggie ise biraz daha beklemek zorunda, çünkü patronunun Grönland’daki pervasız sondajı metan gazı kaosunu tetiklemiş durumda. Sonuç: devasa bir patlama ve Arktik buzullarından kopan başıboş bir parça. Bu buzul parçasına apar topar Judy adı veriliyor; Washington DC’nin beş katı büyüklüğünde ve doğruca Avrupa’ya doğru ilerliyor.

“Şu donmuş orospuyu havaya uçuralım!” diye öneriyor generallerden biri Başkan Compton’a (John Goodman). Ancak ABD’nin klasik refleksi – önce füzeyi yolla, sonra soruları sor – Judy karşısında işe yaramıyor.

“Karşımızda doğanın acı gerçekleri var,” diye açıklıyor Digger’ın baş çevre bilimcisi Dr. Ganesh (Riz Ahmed; Digger’ın en değerli oyuncusu, sanki bir Wes Anderson setinden henüz çıkmış gibi).

Dünyanın kaderinin (elbette insan kaybından çok altyapı yıkımı ve maddi zararla ölçülen bir kaderin) rüzgârın ve okyanus akıntılarının insafına bırakılmasını kabullenemeyen Başkan Compton, bu “dev, dildo kılıklı çıkmazdan” çıkma sorumluluğunu Digger’a yüklüyor; hem Armageddon’u önlemesi hem de mümkünse Maggie’yi kurtarması gerekiyor.

Digger
Digger Warner Bros. Pictures

Zaten başlı başına kutuplaştıran bir sinemacı olan Alejandro González Iñárritu (Birdman, The Revenant, Bardo), 2026’nın hem en cüretkâr filmini hem de yılın en çılgın falsosunu çekmiş. Digger kesinlikle bugüne kadarki en gösterişli filmi; tartışılmaz sahneleme yeteneğini, aklında Dr. Strangelove olan bir ekolojik hiciv anlatmak için kullanıyor.

Film, abartılı bir fars olarak umut verici başlıyor; saldırgan Amerikan jeopolitiği ve kriz yönetimiyle, Trump yönetimiyle (her şeyin önünde iş dünyası – tehdidin Grönland’a Amerikan müdahalesinden doğması da son derece zamanlamalı) ve kibirli Amerikalıların Avrupa’yı nasıl gördüğüyle (“o küçük oğlanlar çişini oturarak yapar”) alay ediyor. Oldukça kaba çizilmiş, ama eğlencesi hiç eksik değil... Ve her şey konfor sınırını zorlayan derecede çizgi filme dönüştüğünde, metinlerüstü sürprizlerin en büyüğü geliyor.

Filmin cüreti ve vadettiği şey tartışılmaz; çünkü burada açık etmeyeceğimiz o büyük twist, Cruise, Goodman ve Sandra Hüller’in (Digger’ın üvey kardeşi Emma’yı sadece odalara girip bağıran biri olarak oynamak zorunda kalan) karikatürleşmiş ve tek perdeli performanslarını açıklamakla kalmıyor, Iñárritu’nun Oscar’lı Birdmanine de geri bağlanıyor. Yönetmen bir kez daha tam gaz postmodernizme sarılıyor ve Digger’ı bizzat hiciv kavramının hicvi hâline getirmek için sahneyi kuruyor; daha da özelinde, Twainvari “trajedi artı zaman eşittir komedi” formülü üzerinden geçmiş felaketleri tiye almanın önemini tartışmak istiyor.

Ne var ki bu başlangıçtaki vaat, sonunda hiçbir yere varmıyor; Iñárritu, Alexander Dinelaris, Nicolás Giacobone ve Sabina Berman imzalı senaryo, türün sunabileceği toplumsal eleştiri, dikkat dağıtma, katarsis ve hatta anlatıyı yeniden yazma imkânlarının özüne bir türlü inemiyor. Metin, sivri dilli olma arzusunu destekleyecek kadar güçlü esprilerden yoksun; ve affınıza sığınarak söyleyelim, seyirciyi içine çekmek için yeterince derine kazmıyor, bunun yerine Cruise’un ölçüsüz numaralarına yaslanıyor.

Cruise’un hakkını vermek gerek; takma göbeği, korkunç yana ayrılmış saç modeli ve Foghorn Leghorn’u andıran gürültülü konuşma tarzıyla elinden geleni ardına koymuyor. Ancak, yıllardır kendisinden kaçan En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ına götürecek araç bu film olmayacak; çünkü Digger’daki performansları hem taşkın hem de karşılığını vermeyen türden. Yazık, zira Cruise defalarca kanıtladı ki sadece Mission: Impossible’ın Ethan Hunt’undan ibaret değil; ancak burada yüz mimikleriyle abartıya kaçmayı “ciddi” oyunculuk sanıyor ve bilerek mi tartışmalı bırakıldığı belli olmayan film, Akademi üyelerini Born on the Fourth of July, Jerry Maguire ve Magnolia’dan sonra dördüncü kez kendisini aday göstermeye ikna etmeyebilir. Iñárritu açısından bakıldığında da, art arda kazandığı iki En İyi Yönetmen Oscar’ının (Birdman, 2015 ve The Revenant, 2016) yanına üçüncüsünü ekleyecek gibi durmuyor; çünkü Digger kendi iyiliği için fazla ahlakçı ve kendini ciddiye alan bir hava taşıyor.

Öte yandan, bu ne zaman Akademi’yi durdurdu ki?

Yine de aklıselim galip gelirse, Digger’ın ödül şansı Emmanuel Lubezki’nin etkileyici görüntü yönetimi ile Dennis Gassner’ın kusursuz prodüksiyon tasarımına bağlı. İkisi de günü kurtarıyor.

Digger
Digger Warner Bros. Pictures

Iñárritu’nun cesur ama yoldan çıkmış hamlesini bozmadan Digger hakkında daha fazlasını yazmak zor; ancak şu kadarını söylemek mümkün: Seyircinin ayağının altından halıyı çektiği o anın ardından, ekranı didaktik tiratlarla doldurarak her şeyi bağıra çağıra anlatan, hem içi boş hem de ağır eli bir gösteriş anıtı bırakıyor geride.

Yine de suça ortaklık üzerine söyleyecek sözü olan, nereye gitmek istediğini bilen, önüne çıkan her dördüncü duvarı yıkarken bir uyarı hikâyesi kurmaya çalışan bir film olarak kendine özgü bir çekiciliği var; sorun, parmak sallayan didaktik üslubunun gölgesinden bir türlü çıkamaması. Jesse Plemons’ın canlandırdığı bir karakter (yine spoiler vermeden) filmin sonunda öyle bir tirat atıyor ki, neredeyse doğrudan kameraya konuşuyor; seyirciye, eğer anlatılanlar fazlasıyla “dobra” ve açık seçik geliyorsa bunun bilerek yapıldığını, az önce izlediklerimiz karşısında büyülenmiyorsak bunun da aslında filmi anlamamış olmamızdan kaynaklandığını söylüyor.

Aslında anlamanız gereken tek şey, yüksek kavramlı fikirlerin her zaman alkışı hak ettiği. Ancak bu fikirler, Adam McKay’in Don’t Look Up’ını alegorik inceliğin adeta bir ustalık dersine dönüştürecek kadar boş gösterilere evrildiğinde, kavramsal cesaretle övünmek sadece özseverlik gibi duruyor. Muhtemelen siz de bu filmi pek “kazıp” çıkarmak istemeyeceksiniz.

Digger şu anda sinemalarda gösterimde.

Görüntü editörü • Amber Louise Bryce

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Robert Pattinson’ın yeni filmi 'Primetime': Adalet mi, reyting mi?

Euronews Culture'ın haftanın filmi: Resident Evil, ölü seriyi nasıl diriltiyor

Euronews Culture’ın seçimi Oasis: Don't Look Back In Anger: Efsane mi yoksa fiyasko mu