Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Portekiz'de istilacı bitki yayılıyor, alerji mevsimi uzuyor

Avrupa’da pampas otu, Atlantik Kuşağı’nda yer alan Portekiz, İspanya, Fransa ve Belçika gibi ülkelerde istilacı tür olarak görülüyor.
Avrupa'da pampas otu, Portekiz, İspanya, Fransa ve Belçika gibi Atlantik yayı ülkelerinde istilacı tür olarak bulunuyor. -  ©  AP Photo
© AP Photo
By Joana Mourão Carvalho
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Süs bitkisi olarak onlarca yıldır kullanılan, gösterişli püskülleriyle tanınan Cortaderia selloana’nın yayılması biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor, bakım maliyetlerini artırıp polene maruziyeti uzatıyor. Uzmanlar acil müdahale çağrısında bulunuyor.

Onlarca yıl boyunca pampa otu öncelikle süs bitkisi olarak görüldü. Ürettiği büyük püsküller, onu bahçelerde ve son yıllarda ev içi dekoratif düzenlemelerde sık rastlanan bir tür haline getirdi. Ancak birçok kişi için hâlâ göz alıcı bir bitki olan bu tür, Portekiz’de hızla yayılabilen istilacı bir egzotik tür ve sağlık açısından da potansiyel sonuçlar doğurabilecek bir bitkidir.

REKLAM
REKLAM

Bilimsel adı Cortaderia selloana olan bu istilacı bitki, 2025 yılında yapılan bir çalışmaya göre (kaynak Portekizce) halihazırda Portekiz anakarasındaki en az 208 belediyede tespit edildi. Ancak gerçek sayı daha yüksek olabilir; çünkü mevcut haritalar sahada halk tarafından yapılan kayıtlara dayanıyor.

Türün yayılması özellikle kıyı şeridinde göze çarpıyor. İstilacı bitkiler konusunda uzman olan ve Coimbra Politeknik Üniversitesi Ziraat Yüksek Okulu’nda ders veren biyolog Hélia Marchante, son on yıllarda son derece hızlı bir gelişim yaşandığını anlatıyor. Eskiden tek tük bireylerin görüldüğü alanlar, giderek türün yoğun şekilde kapladığı bölgeler hâline geliyor.

“Yayılma açısından son derece hızlı bir tür”, diye açıklıyor Euronews’e konuşurken. Yangınlar gibi belirli uyarıcılardan faydalanabilen diğer istilacı türlerin aksine, pampa otunun, yani cortaderia’nın son derece etkili bir avantajı var: “Tek ihtiyacı olan şey rüzgâr.”

Bahçelerden kaçmayı “öğrenen” bir bitki

İstilanın geçmişi, sorunun bugün geldiği boyutu anlamaya yardımcı oluyor. Güney Amerika kökenli olan cortaderia, dünyanın farklı bölgelerine süs bitkisi olarak getirildi. Onlarca yıl boyunca bahçelerde yalnızca dişi bitkilerin bulunması, türün çoğalma kapasitesini büyük ölçüde sınırlamış gibi görünüyor.

Hélia Marchante’a göre durum, geçen yüzyılın sonlarında, “neredeyse kesinlikle tesadüfen” polen veren hermafrodit bitkiler getirildiğinde değişti. Dişi bitkilerin döllenmesi, bundan sonra çok büyük miktarlarda tohum üretilmesini mümkün kıldı.

“O noktadan sonra tek ihtiyacı rüzgâr; çünkü gerisini rüzgâr hallediyor” diye özetliyor araştırmacı.

Bu süreç her yıl tekrarlanıyor. Çiçeklenme döneminde, polen üreten bitkiler poleni atmosfere bırakıyor. Dişi bitkilerde, döllenmeden sonra her bir çiçek bir tohuma dönüşebiliyor. Püsküller adeta bir taşıma sistemi gibi işliyor: binlerce küçük tohum rüzgârla taşınıp yeni alanları kolonileştirebiliyor.

Yayılma ise yalnızca doğal olaylara bağlı değil. Püskülleri dekorasyon amacıyla taşıyan insanlar, araçlar, giysiler ya da ekipmanlar da farkında olmadan tohumların başka yerlere taşınmasına katkıda bulunabiliyor.

“Bitkinin taşınması bizzat yayılma potansiyeli taşıyor” diye uyarıyor Hélia Marchante ve püsküllerin evlerin içine götürüldüğü örnekleri de hatırlatıyor.

Condeixa’da farklı belediye birimlerinden ekiplerle eğitim çalışması yürüten biyolog Hélia Marchante
Condeixa’da farklı belediye birimlerinden ekiplerle eğitim çalışması yürüten biyolog Hélia Marchante Espécies Invasoras em Portugal/Facebook

Pampa otu artık manzarada yalnızca dekoratif bir unsur değil. Yerleştiği ekosistemleri değiştirebilen istilacı bir tür aynı zamanda. Tür, tekil bireylerden geniş örtüler hâline geldiğinde öylesine yoğunlaşıyor ki diğer bitkileri dışlayarak onların bu alanlarda hayatta kalmasını imkânsız kılabiliyor.

Etkisi fauna üzerinde de hissediliyor; keskin yapraklar ve çok sık kümelenmiş topluluklar, hayvanların bu alanlardan geçişini zorlaştırabiliyor.

Daha az görünür etkiler de var. Hélia Marchante’ın aktardığı bazı çalışmalar, türün besin döngülerini değiştirebildiğini ve toprağı ile içinde yaşayan mikroorganizmaları da dönüştürebildiğini gösteriyor.

Sorun çevreyle sınırlı değil

İstilanın çevresel boyutu sorunun yalnızca bir kısmı. Cortaderia’nın sağlık açısından da sonuçları var.

Mário Morais de Almeida, immünoalerjoloji uzmanı doktor ve Dünya Alerji Örgütü başkanı olarak, pampa otunun buğdaygiller ailesine ait olduğunu ve bu nedenle duyarlı kişilerde semptomlara yol açabilecek polen yaydığını anlatıyor.

“Gerçekten de, bir buğdaygil türü olduğu için, rüzgârın etkisiyle polenlerini atmosfere saçacak ve çok sayıda alerjik belirtiye neden olabilecek” diyor.

Sorun, cortaderia’nın polen döneminin yıl içindeki zamanlaması nedeniyle ayrı bir boyut kazanıyor. Portekizlilerin daha çok alışık olduğu buğdaygil polenleri ilkbahar ve yaz başında yoğunken, cortaderia bu maruziyeti yaz sonuna ve sonbahara kadar uzatabiliyor.

Alerjik rinit veya alerjik konjonktiviti olan kişilerde bu maruziyet, hapşırma, kaşıntı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, kızarık ve sulanan gözler olarak kendini gösterebiliyor. Astımı olanlarda ise maruziyet solunum semptomlarını ağırlaştırıp daha ciddi krizlere yol açabiliyor.

“Gerçekten çok, çok büyük miktarlarda polen yayabilen bu ot, bunu yaz boyunca ve sonbahara kadar sürdürebiliyor” diye açıklıyor Mário Morais de Almeida.

Doktor, şu anda Portekiz’de pampa otuna bağlanabilecek belirli bir alerji vaka sayısını gösteren özgül epidemiyolojik kanıt bulunmadığının altını çiziyor. Eldeki bilgiler, genel buğdaygil alerjisi verilerine, klinik deneyime ve türün poleninin alerjen kapasitesine dayanıyor.

“Şu anda doğrudan pampa otuyla ilişkili bir kanıtımız yok” diye netleştiriyor; ancak alerji şikâyetlerinin giderek uzadığına dair bir algı bulunduğunu da ekliyor. Uzman, iklim değişikliği, farklı polen türleri ve atmosferdeki diğer etkenler arasındaki ilişkinin tabloyu daha karmaşık hâle getirdiğine dikkat çekiyor.

Rüzgârla yayılma, etkinin bitkinin yakın çevresiyle sınırlı kalmamasına neden oluyor. Hélia Marchante, özellikle güçlü rüzgâr koşullarında tohumların kilometrelerce yol alabileceğini, polenin de yine uzun mesafeler boyunca taşınabildiğini anlatıyor.

Bir başka nokta daha var: insanlar, farkında olmadan polenin taşınmasına da yardımcı olabiliyor.

“Püskülleri çok güzel buldukları için toplayıp boyuyor ve evlerine götürüyorlar” diye anlatıyor biyolog. Bu davranış, tohumların yayılmasına katkıda bulunmanın ötesinde, alerji yapma potansiyeli olan malzemenin evlerin içine taşınmasına da yol açabiliyor.

Bu nedenle Mário Morais de Almeida önemli bir uyarıda bulunuyor: püskülleri eve taşımaktan kaçınmak ve bitkiye mümkün olduğunca dokunmamak. Alerjen potansiyelinin yanı sıra, yaprakların kendisi de keskin olduğu için yaralanmalara yol açabiliyor.

Doktor, “bitkinin hoş görünen dış görünüşünün” maruziyetle bağlantılı riskleri unutturmaması gerektiğini vurguluyor.

Bir yılı daha beklemenin tehlikesi

Hélia Marchante’a göre en büyük zorluklardan biri zaman faktörü. Bir bitki büyüyüp daha fazla tohum ürettikçe, çevrede yeni bireylerin ortaya çıkma ve istilaya uğrayan alanın genişleme olasılığı da artıyor.

“Her biri, bir alanda tek başına kalan her bitki, binlerce tohum üreterek gelecek yıl yeni bitkilere dönüşecek” diye açıklıyor ve şunu vurguluyor: “Şimdi harekete geçmemek, gelecek yıl müdahale etmenin çok daha zor, çok daha pahalı ve çok daha güç olacağı anlamına geliyor.”

Strateji mutlaka mevcut tüm büyük örtüleri tek seferde yok etmeye çalışmak anlamına gelmiyor. Biyolog, bugün işgal edilmiş alanların kenarlarında yer alan, yalnız bireyleri ve küçük kümeleri öncelikle tespit edip ortadan kaldırmayı savunuyor. Amaç, bu odakların ülkede yeni alanların istilası için çıkış noktası hâline gelmesini engellemek.

Uzman, türün uzun süredir yerleşmiş olduğu bazı bölgelerde tamamen yok edilmesinin çok daha zor, hatta neredeyse imkânsız olacağına inanıyor. Bu nedenle alternatif, kontrol altına almak ve sürekli müdahale yürütmekten geçiyor.

“Şu anda bence, tek tek bireylerin oluşturduğu çok sayıda küçük çekirdeğin bulunduğu noktalar sayesinde, önümüzde devasa bir çalışma alanı var” diyor.

Müdahale zamanı da en az yöntemin kendisi kadar önemli. Tohumlar saçıldıktan sonra yalnızca püskülleri almak, zaten gerçekleşmiş yayılmayı engellemeden emek harcamak anlamına gelebiliyor.

“Bu bitkiyi etkili biçimde yok etmek için mutlaka bir zaman aralığı var; mayıs ayından önce, yani o dönem içinde sökülmesi gerekiyor” diye açıklıyor.

Ve çok net bir çağrıda bulunuyor: “Ben aslında şunu söylüyorum: kökünden sökün, tamamen sökün, her zaman sökün; istediğimiz bu.”

Ancak tohumların saçıldığı dönemde yapılacak her müdahale, kontrol amaçlı eylemlerin bizzat yayılmaya katkıda bulunmasını önleyecek şekilde planlanmalı.

Yasaklı tür hâlâ ortadan kalkmış değil

Cortaderia, 2019’dan bu yana ulusal istilacı türler listesinde (kaynak Portekizce) yer alıyor. Mevzuat, diğer hususların yanı sıra, türün bulundurulmasını, dikilmesini, ticaretini ve doğaya bırakılmasını yasaklıyor.

Uygulamada ise hâlâ özel bahçelerde, belediye alanlarında, sanayi bölgelerinde, yol kenarlarında ve başka yerlerde örneklerine rastlamak mümkün.

Hélia Marchante, türün kontrolünün önündeki engeller arasında mevzuatın yeterince bilinmemesini ve denetim eksikliğini gösteriyor.

Bir koordinasyon sorunu da var. Bir belediye, sorumluluğundaki bir bahçeden bitkileri kaldırsa bile, daha sonra özel arazilerde ya da yönetimi başka kurumlara ait altyapılarda yeniden örneklerle karşılaşabiliyor.

İstilanın sosyoekonomik bir boyutu da bulunuyor; büyük cortaderia örneklerinin varlığı, özellikle yangın önleme amacıyla bitki örtüsünün temizlenmesi gereken alanlarda, vejetasyon yönetimini daha zor ve maliyetli hâle getiriyor.

Bu istilacı türle mücadelede Portekiz, İspanya ve Fransa’dan kurumları bir araya getiren LIFE COOP Cortaderia (kaynak Portekizce) gibi projeler ve kontrol çalışmaları yürüten belediyeler zaten var; ancak araştırmacı, bunların koordineli bir stratejiye bağlanması gerektiğini savunuyor.

Doğa ve Ormanların Korunması Enstitüsü (ICNF), 92/2019 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (kaynak Portekizce) uyarınca Cortaderia’nın Kontrolüne İlişkin Ulusal Eylem Planı taslağını hazırladı; ancak planın resmî olarak yayımlanması ve uygulanması gecikmelere takıldı.

Biyolog, yakında açıklanması beklenen Egzotik İstilacı Türlerle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nın, öncelikleri, sorumlulukları ve müdahale biçimlerini netleştirmesini umuyor.

Bu önlemlerin etkili olabilmesi için, planın belediyelerin, sivil toplum örgütlerinin, mahalle idarelerinin, yol yönetiminden sorumlu kurumların ve hatta bireylerin söküm maliyetlerini karşılamasına imkân tanıyacak finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

“Büyük bir cortaderia’yı yerinden sökmek için çoğu zaman mini bir ekskavatör, bir kazıcı makine gerekiyor” diyor ve bazı örneklerin boyutunun, kontrolü herkesin altından kalkamayacağı maliyetli bir operasyon hâline getirdiğini vurguluyor.

Cortaderia görenler ne yapabilir?

Vatandaşlar için ilk tavsiye, türü ne dikmek ne de taşımak. Bahçesinde cortaderia bulunanların, özellikle büyük bireyler söz konusuysa teknik destek alarak, bitkiyi tamamen sökmeye çalışması öneriliyor.

Sokakta örneklerine rastlayanlar da türün dağılımına ilişkin bilginin artmasına katkıda bulunabilir. Hélia Marchante, bir bitkiyi fotoğraflayıp konumunu kaydetmeye imkân tanıyan iNaturalist (kaynak Portekizce) platformunun kullanılmasını tavsiye ediyor. Bu veriler, daha sonra müdahale önceliklerini belirlemek için kullanılan haritaların oluşturulmasına yardımcı oluyor.

“Onu ortadan kaldırmaya yönelik stratejiler geliştirmek istediğinizde bu bilgiler son derece önemli” diye vurguluyor.

Bitki tamamen sökülene kadar, tohumlar saçılmadan önce püsküllerin alınması yayılmayı bir ölçüde sınırlamaya yardımcı olabilir. Ancak bu yalnızca geçici bir önlemdir. “Püskülleri almak sorunu çözmez” diye vurguluyor biyolog. “Amaç her zaman bitkinin tamamını ortadan kaldırmak olmalı.”

Solunum yolu alerjisi olanlar için Mário Morais de Almeida, polen yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemlerde maruziyeti azaltmayı öneriyor. Bazı durumlarda maske ve göz koruyucu kullanmak da yararlı olabilir; elbette alerji tanısı konmuş kişilerin reçeteli ilaçlarını düzenli almaları gerekiyor.

“Biliyoruz ki sabah erken saatler ve akşamüstü, polen düzeylerinin en yüksek olduğu zamanlar. O hâlde evlerimizi havalandırmaktan kaçınmamız gereken saatler bunlar; aksi hâlde iç mekânı kirletmiş oluruz. Araba kullanırken camları kapalı tutmayı, motosikletle dolaşırken tam kapalı kask tercih etmeyi ve gözlük kullanmayı düşünmeliyiz” diye tavsiye ediyor immünoalerjoloji uzmanı.

Doktor, belirli meteorolojik koşullara da dikkat çekiyor. Fırtına dönemlerinde nem, polen tanelerinin parçalanmasını kolaylaştırarak onların daha rahat solunmasına yol açabiliyor; bu da duyarlı kişilerde solunum semptomlarını ağırlaştırabilir.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Polen mevsimi uzadı: Alerjiden nasıl korunmalı?

Portekiz'de istilacı bitki yayılıyor, alerji mevsimi uzuyor

Rusya'da pnömonik veba şüphesi: Ne biliyoruz, Avrupa için risk ne?