Louvre'dan İspanya'ya uzanan hırsızlık vakaları, Avrupa müzelerini değerli koleksiyonlarını sergileme biçimlerini yeniden düşünmeye yöneltiyor.
Avrupa'da son dönemde art arda yaşanan müze soygunları, kültür kurumlarını değerli eserleri sergileme biçimlerini yeniden düşünmeye yöneltiyor. Bazı müzeler paha biçilmez eserleri geçici olarak ziyarete kapatırken, orijinallerin yerini replikaların alması ve eserlerle ziyaretçiler arasındaki mesafenin artırılması gündeme geliyor.
Avrupa genelinde müzeleri hedef alan hırsızlık vakalarındaki artış, sanat eserlerinin güvenliği kadar ziyaretçilerin müze deneyimini de etkiliyor. BBC'ye göre, özellikle son yıllarda yaşanan yüksek profilli soygunların ardından bazı müzeler, koleksiyonlarındaki en değerli parçaları sergilemeye devam etmenin risklerini yeniden değerlendiriyor.
Europol bünyesindeki AB Organize Suçlar Birimi Başkanı Jean-Yves Goriou, üye ülkelerden paylaşılan bilgilerin 2022-2023 döneminden bu yana müze soygunlarında belirgin ve hızlı bir artışa işaret ettiğini söylüyor. Uzmanlara göre hırsızlar artık yalnızca gizlice hareket etmiyor; balyoz ve baltalarla vitrinleri kırabiliyor, patlayıcılarla müze girişlerine zarar verebiliyor ve çalışanlarla ziyaretçileri silahla tehdit edebiliyor.
Müzelerin halka açık yapısı, onları hırsızlık karşısında savunmasız bırakabilen başlıca etkenlerden biri. Europol yetkilileri, müzelerin bütçe kısıtlamaları altında hem koleksiyonlarını korumaya hem de ziyaretçilere açık kalmaya çalıştığına dikkat çekiyor.
Louvre'dan İspanya'ya uzanan soygunlar
Son dönemdeki vakalar, Avrupa'daki müzelerin karşı karşıya olduğu güvenlik sorununu gözler önüne seriyor.
Fransa'daki Louvre Müzesi'nin Apollon Galerisi, Fransız kraliyet mücevherlerinin çalındığı soygunun ardından Temmuz 2026'da yeniden açıldı. Hırsızlığın üzerinden dokuz ay geçmesine rağmen, galerideki mücevherler daha güvenli bir sergileme düzeni oluşturulması amacıyla başka bir yerde tutuluyor.
İspanya'nın güneydoğusundaki Villena Müzesi de 27 Ağustos'ta hedef alındı. Hırsızlar, yaklaşık dört dakika içinde Bronz Çağı'ndan kalma kâseler, şişeler, bilezikler ve başka arkeolojik objelerden oluşan koleksiyonu çaldı. Yaklaşık 10 kilogram altın içeren Villena Hazinesi, kent için tarihsel ve kültürel açıdan önemli bir simgeydi.
Fransa'nın Cote d'Azur bölgesindeki Renoir Müzesi'ne eylül ayında giren hırsızlar ise dört tabloyu çaldı. Kaçış sırasında eserlerden ikisi yakındaki bahçelerde terk edilmiş halde bulundu; diğer ikisi ise kayıp kaldı.
Temmuz ayında da Fransa'nın Burgonya bölgesindeki bir müzeden, yaklaşık 2 bin 500 yıllık Vix altın tork kolyesi çalındı. Demir Çağı Avrupa'sının zanaatkârlığına dair nadir örneklerden biri olan 480 gramlık kolye, müzenin en önemli eseriydi.
Orijinal eserlerin yerini kopyalar mı alacak?
Soygunlar, müzelerin paha biçilmez eserleri nasıl koruyacağı sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Olası çözümlerden biri, orijinal eserleri daha güvenli alanlarda muhafaza ederek ziyaretçilere replikalarını sunmak.
Vix kolyesinin çalınmasından önce eserin iki altın kopyası zaten bulunuyordu. Hatta kopyalardan biri, müze orijinal kolyeyi ödünç vermek istemediği için Fransa'daki başka bir sergide kullanılmıştı.
Fransa'nın Ulusal Önleyici Arkeolojik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Dominique Garcia da bu yaz yaptığı açıklamada, kopyaların kullanımını gündeme getirdi. Ancak Fransa'nın yeni müze güvenliği planı, özellikle risk altındaki orijinal eserlerin daha güvenli biçimde sergilenebilecekleri koşullar oluşturulana kadar geçici olarak ziyarete kapatılmasını öngörüyor.
Bazı kurumlar bu yönde adımlar atmaya başladı. Burgonya'daki Musee du Hieron'un yöneticisi Maud Siron, 2024'te yaşanan silahlı soygunun ardından müzenin en değerli eserlerini sergilemekten vazgeçti. Paris'teki Musee Cognacq-Jay, planlanan bir sergide değerli bir çift küpeyi koleksiyondan çıkardı. Yakındaki Musee Carnavalet ise 2026'daki bir sergide yüksek değerli bir mücevherin yerine bir çizim ve yapay elmaslı bir broş kullandı.
Ancak orijinal eserlerin yerini kopyaların alması, ziyaretçilerin müzelerle kurduğu ilişkiyi de etkileyebilir. Küresel ölçekte müze ve galerilerle çalışan MHM ajansının izleyici stratejisi direktörü Guy Turton'a göre, bir eserin orijinalini görmek, ziyaretçilere yüzyıllar önce yaşamış bir insanla aynı nesne üzerinden bağ kurma hissi veriyor. Bu özgünlük duygusu, insanların bir müzeyi ziyaret etme ve giriş ücreti ödeme kararını da etkileyebiliyor.
Turton, ziyaretçilerin orijinal bir eser beklerken açıklama yapılmadan bir kopyayla karşılaşmasının hayal kırıklığı yaratabileceğini belirtiyor. Buna karşılık müze, kopyanın neden kullanıldığını ve orijinalin neden koruma altına alındığını açıkça anlatırsa bu yaklaşımın ziyaret deneyimine katkıda bulunabileceğini söylüyor.
Müze deneyimi araştırmacısı Ellie King de ziyaretçilerin, orijinal eserin hırsızlığa karşı korunması amacıyla kopyasının sergilenmesini, gerekçesi açıklandığı takdirde kabul edebileceğini düşünüyor. King'e göre bir eserin anlattığı hikâye, özellikle ziyaretçiyle anlamlı bir bağ kuruyorsa, nesnenin kendisi kadar önemli olabilir.
Eserlerle ziyaretçiler arasındaki mesafe artabilir
Güvenlik önlemlerinin bir diğer sonucu, orijinal eserler sergilenmeye devam etse bile ziyaretçilerin onlara daha uzaktan bakmak zorunda kalması olabilir. Daha kalın koruyucu camlar, kilitli vitrinler, alarm sistemleri ve artırılmış güvenlik personeli müzelerde daha yaygın hale gelebilir.
Turton, ziyaretçilerin bir esere yaklaşabilmesinin, ayrıntılarını inceleyebilmesinin ve onu farklı açılardan görebilmesinin deneyimi derinleştirdiğini vurguluyor. Araya daha fazla mesafe ve belirgin bariyerler girmesinin, eserle kurulan bağı zayıflatabileceğini belirtiyor.
İngiltere'de altın, gümüş ve mücevher gibi taşınabilir değerli nesnelerin kilitli ve alarmlı vitrinlerde tutulması, bazı eserlerle ziyaretçiler arasında en az bir metre mesafe bırakılması gibi önlemler zaten uygulanıyor. Yeterli personelin sağlanamadığı durumlarda ise ilgili galerilerin kapatılmasına izin veriliyor.
Son dönemdeki soygunlar, başka müzelere ödünç verilen eserlerin güvenliğine yönelik denetimleri de artırıyor. Sigorta şirketleri ve kültür kurumları, özellikle önemli koleksiyon parçalarının ödünç verildiği sergilerde alınan önlemleri daha yakından inceliyor. Ancak amaç, eserlerin kurumlar arasında dolaşımını engellemek değil, bu ödünç verme süreçlerinin güvenli biçimde sürmesini sağlamak.
Müzeler için temel mesele, yüzyıllar boyunca ayakta kalmış eserleri korurken onları halkın erişimine açık tutabilmek. Güvenlik önlemlerinin gerekçesi şeffaf biçimde anlatıldığında ziyaretçiler bu kısıtlamaları daha kolay anlayabiliyor. Buna karşın orijinal eserlerin ortadan kalkması ya da onlarla ziyaretçiler arasındaki mesafenin artması, müzelerin insanlara sunduğu deneyimi yeniden şekillendirebilir.