Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Stephen King’in 'Carrie' uyarlaması neden tartışma yarattı?

"Carrie" dizisinin başrol oyuncusu Summer H. Howell.
"Carrie" dizisinin başrol oyuncusu Summer H. Howell. -  ©  AP
© AP
By Buse Keskin
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Korku dizileriyle tanınan Mike Flanagan’ın Prime Video için hazırladığı 'Carrie' dizisi, Stephen King’in romanındaki karakterin fiziksel görünümü ve kişiliğinden uzaklaştığı eleştirileriyle gündemde.

Korku edebiyatının en tanınmış karakterlerinden Carrie White, yeni bir uyarlamayla ekranlara dönüyor. “The Haunting of Hill House” ve “Midnight Mass” gibi yapımlarla tanınan yönetmen Mike Flanagan’ın sekiz bölümlük dizisi, Stephen King’in ilk yayımlanan romanını günümüze taşıyor. Ancak yapım, özellikle romanın hayranları arasında tartışma yarattı.

REKLAM
REKLAM

Eleştirilerin odağında, Carrie’yi canlandıran 22 yaşındaki Kanadalı oyuncu Summer H. Howell’in fiziksel görünümü ve karakterin romandakinden farklı yorumlanması var. Sosyal medyada bazı okurlar, Carrie’nin bugüne kadarki uyarlamalarda sürekli geleneksel güzellik kalıplarına uyan oyuncular tarafından canlandırılmasına tepki gösteriyor. Bir başka eleştiri ise romanda çok daha öfkeli ve yıkıcı bir karakter olan Carrie’nin sinemada genellikle çekingen, masum ve kurban konumunda resmedilmesi.

Tartışma, bir korku klasiğinin yeni uyarlamasının kaynak metne ne ölçüde sadık kalması gerektiği sorusunu da gündeme getiriyor.

Romandaki Carrie neden farklı?

Stephen King’in 1974’te yayımlanan ilk romanı “Carrie”, okul arkadaşlarının yıllardır zorbalığına maruz kalan 16 yaşındaki bir genç kızı anlatıyor. Evde de huzur bulamayan Carrie, baskıcı ve fanatik dini inançlara sahip annesinin kontrolü altında yaşıyor. Annesi için ergenlik, cinsellik ve hatta duş almak bile günahın işaretleri.

Carrie’nin bastırılmış telekinetik güçleri, yani zihniyle nesneleri hareket ettirebilme yeteneği, korktuğunda, öfkelendiğinde veya yoğun stres yaşadığında ortaya çıkıyor. Bedenini ve ergenliğini anlamaya çalıştığı bir dönemde okulda aşağılanması, hikâyeyi giderek şiddetlenen bir intikam anlatısına dönüştürüyor.

King, romanın duş sahnesinde Carrie’yi diğer kızların arasında bir kurbağaya, onları ise kuğulara benzetiyor. Boynunda, sırtında ve kalçasında sivilceler bulunan, toplumsal güzellik ölçütlerinin dışında kalan, tıknaz bir genç kız olarak betimliyor.

Buna karşın karakteri bugüne kadar canlandıran oyuncuların tamamı, farklı ölçülerde de olsa, geleneksel güzellik algısına uygun isimler arasından seçildi. Brian De Palma’nın 1976 tarihli klasik filminde Sissy Spacek’in hayat verdiği Carrie’yi, 2002 yapımı televizyon filminde Angela Bettis, 2013’teki sinema uyarlamasında ise Chloe Grace Moretz canlandırdı. Flanagan’ın yeni dizisinde bu rolü Summer H. Howell üstleniyor.

Eğlence yazarı Kayleigh Donaldson da bu duruma dikkat çekerek, Hollywood’un bir genç kızın zihinsel güçleriyle okulunu ateşe vermesini inandırıcı bulabildiğini ancak aynı karakteri şişman bir genç kız olarak göstermekte zorlandığını savunuyor.

Dolayısıyla tartışma yalnızca oyuncu seçimiyle ilgili değil. Carrie’nin fiziksel görünümü, maruz kaldığı dışlanmanın ve toplumun güzellik standartlarıyla kurduğu ilişkinin önemli bir parçası. Karakterin bu yönünün geri plana itilmesi, romanın zorbalık ve farklılık üzerine kurduğu anlatının da değişmesine neden oluyor.

Ekrandaki Carrie neden daha masum?

Uyarlamalar arasındaki farklar, karakterin fiziksel görünümüyle sınırlı değil. Romandaki Carrie, kendisine yapılanların ardından yalnızca çaresizce acı çeken bir genç kız değil; sahip olduğu gücün yaratabileceği yıkımı hayal eden, zaman zaman bundan haz duyan ve intikamını daha bilinçli biçimde şekillendiren biri.

King’in anlatısında Carrie, gücünün kaynağının iyilikten mi yoksa kötülükten mi geldiğini sorgulasa da sonunda bunun kendisi için önemli olmadığı sonucuna varıyor. Okul balosunda aşağılanmasının ardından gelişen şiddet olayları sırasında da yalnızca korkmuş bir kurban olarak resmedilmiyor.

Ekran uyarlamalarında ise Carrie genellikle daha masum, kırılgan ve güçlerini kullanmakta isteksiz bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bu değişimin nedenlerinden biri, romanın okura doğrudan Carrie’nin düşüncelerini ve duygularını aktarması. Sinemada ve televizyonda aynı iç dünyayı doğrudan göstermek mümkün olmadığından, karakterin izleyicinin sempatisini kazanacak şekilde yeniden yorumlanması tercih edilebiliyor.

Yeni dizide de bu yaklaşımın izleri görülüyor. Flanagan’ın tanıtım sürecinde yaptığı açıklamaya göre, izleyicinin karşısına çıkan Carrie dünyaya açık, meraklı ve henüz travmatize olmamış bir genç kız. Ancak bu yorum, karakterin romandaki karanlık yönlerinin ne ölçüde korunacağı sorusunu beraberinde getiriyor.

Yeni uyarlama hikâyeyi nasıl değiştiriyor?

Flanagan’ın dizisi, yalnızca Carrie’nin görünümü ve kişiliğiyle değil, hikâyenin başlangıç noktasıyla da romandan ayrılıyor.

Yeni uyarlamada Carrie, babasının ölümünün ardından ilk kez okula başlıyor. Romanda ise babası Carrie doğmadan önce ölmüş ve genç kız, diğer çocuklarla aynı yaşlarda okula başlamış durumda.

Bu değişiklik, karakterin zorbalıkla karşılaşmasını farklı bir bağlama yerleştiriyor. Okul hayatına yeni başlayan, çevresini tanımaya çalışan ve dünyaya karşı henüz daha açık bir Carrie’nin sistematik biçimde dışlanması, yaşananların acımasızlığını başka bir açıdan görünür kılıyor.

Dizi ayrıca hikâyeyi günümüze taşıyarak sosyal medyayı da zorbalığın yeni araçlarından biri olarak ele alıyor. Böylece okulda dışlanma, alay edilme ve aşağılanma gibi romanın temel meseleleri, günümüz gençlerinin dijital ortamda karşılaştığı baskılarla birlikte yeniden yorumlanıyor.

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde film çalışmaları alanında görev yapan korku uzmanı Sorcha Ni Fhlainn, yeni uyarlamanın bu yönünü anlamlı buluyor. Ni Fhlainn’e göre, Carrie’nin kendi kıyafetlerini tasarlaması ve evde eğitim almış olması da karakterin diğerlerinden farklılığını ortaya koyan unsurlar. Uzman, dizinin gençlik hayatının tanıdık korkularını güncel koşullarla yeniden ele aldığını belirtiyor.

Uyarlama kaynak metne ne kadar sadık kalmalı?

“Carrie” tartışması, edebiyat uyarlamalarında sık sık gündeme gelen bir soruyu da yeniden ortaya çıkarıyor: Bir yönetmen, sevilen bir romanı ekrana taşırken kaynak metne ne ölçüde bağlı kalmalı?

“A Dark Song” filminin yönetmeni ve Flanagan’ın “The Haunting of Bly Manor” dizisinin iki bölümünü yöneten Liam Gavin, uyarlamalarda sanatsal tercihlerle ticari beklentiler arasında bir gerilim bulunduğuna dikkat çekiyor.

Gavin’e göre oyuncu seçimi kararları her zaman yalnızca sanatsal gerekçelerle alınmıyor. Yapımların finansmanı, oyuncuların ticari çekiciliğine ilişkin beklentiler ve sektörün yerleşik tercihleri de bu süreçte etkili olabiliyor. Geleneksel güzellik ölçütlerine uyan oyuncuların başrollerde daha sık tercih edilmesi, yapımcıların daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşma beklentisiyle bağlantılı olabiliyor.

Ancak Gavin, uyarlamaların kaynak metne bütünüyle bağlı kalmasının da her zaman doğru yaklaşım olmadığını vurguluyor. Yönetmenlerin bir eseri yeniden yorumlama özgürlüğünün, yaratıcı sürecin önemli bir parçası olduğunu belirtiyor.

Flanagan’ın “Carrie” dizisi de bu açıdan yalnızca bir korku klasiğinin yeniden anlatımı değil, aynı zamanda karakterin günümüz izleyicisine nasıl sunulacağı üzerine bir yorum niteliği taşıyor.

Stephen King’in romanının yayımlanmasının üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçmiş olsa da Carrie’nin dışlanma, zorbalık, öfke ve intikamla şekillenen hikâyesi güncelliğini koruyor. Yeni uyarlamanın yarattığı tartışma ise bu hikâyenin hangi yönlerinin korunması, hangilerinin değiştirilmesi gerektiği sorusunun hâlâ yanıtlanmadığını gösteriyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Edebiyat uyarlamalarından gerilimlere: Ekim ayında öne çıkan 7 yeni dizi

Emmy Ödülleri: Widow’s Bay 14 ödül kazandı, The Pitt üst üste ikinci kez En İyi Drama Dizisi seçildi

Stephen King’in 'Crouch End' öyküsü Prime Video’da mini dizi oluyor