Le Pen, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Fransa’nın AB ile ilişkilerini yeniden şekillendirmeyi vaat ediyor. Bu politika, Paris ile Brüksel’i karşı karşıya getirerek geniş çaplı sonuçlar doğurabilir.
Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin (RN) lideri Marine Le Pen, Avrupa Birliği’ne (AB) karşı sert bir tutumla Fransa’nın bir sonraki cumhurbaşkanı olmayı hedefliyor. Le Pen, ülkesinin AB bütçesine katkısını azaltmayı ve Ukrayna’ya sağlanan mali desteği sona erdirmeyi vaat ediyor.
Le Pen, Ukrayna’ya mali yardımı keseceğini defalarca söyledi. Çarşamba günü Brüksel’de gazetecilere konuşan Le Pen, seçilmesi hâlinde Fransa’nın kamu maliyesinin "tehlikeli" durumu nedeniyle desteği ancak altı ay sürdürebileceğini belirtti.
Le Pen, Euronews’e, "Bu finansman sona erecek. [Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’ye] gerçeği söylemek dürüstlüğün gereği," dedi.
Zelenskiy ise perşembe günü Financial Times’a verdiği röportajda Le Pen’e yanıt verdi: "Ödenecek bedel, insan hayatının değeri kadar yüksek değil. Bu nedenle Le Pen’in bazı ayrıntılara tam olarak hâkim olmadığını düşünüyorum."
Zelenskiy, Le Pen’in cumhurbaşkanı seçilmesi hâlinde "işleyen en güçlü Avrupa sistemine" erişebileceğini de söyledi. Ukrayna’nın savaş alanındaki deneyiminin Avrupa ülkelerine yarar sağlayabileceğini vurguladı.
Le Pen, Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının kaldırılmasını da istedi. Bununla birlikte Fransa’nın Ukrayna askerlerini eğitmeyi ve Kiev’e askeri teçhizat sağlamayı sürdürebileceğini söyledi.
Açıklamaları, Le Pen’in Ukrayna’ya Fransa’dan sağlanan finansmanı kesme konusunda ABD Başkanı Donald Trump’ınkine benzer sert bir tutum almaya hazır olduğunu gösteriyor.
Le Pen’in yaklaşımı, sık sık kendisiyle karşılaştırılan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’ninkinden de belirgin biçimde ayrılıyor. Meloni, Kiev’e desteğin sürdürülmesini savunuyor.
Brüksel’deki AB zirvesi öncesinde çarşamba günü İtalya Senatosunda konuşan Meloni, Ukrayna’nın kendini savunma hakkını güçlü ifadelerle destekledi.
Meloni, "Ukrayna’yı desteklemek barışın alternatifi değil, barışı mümkün kılan şeydir. İstediğimiz barış sürdürülebilir ve adil olmalı; Avrupa’yı ve çıkarlarımızı da korumalı," dedi.
"Bu nedenle hükümetimizin tutumu değişmeyecek: Ukrayna’ya destek, Rusya’ya baskı ve Avrupa-Atlantik birliği."
‘Fransa’nın Ukrayna’ya desteği yardımdan ibaret değil’
Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsünün Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Elie Tenenbaum, Euronews’e, "Fransa’nın Ukrayna’ya desteği yalnızca yardımdan ibaret değil. Öncelikle diplomatik bir destek," dedi.
Tenenbaum, Fransa’nın Birleşik Krallık’la birlikte başlattığı Gönüllüler Koalisyonu gibi girişimlerde ve Ukrayna’nın ayakta kalmasına yardımcı olan diğer mekanizmalarda öncü rol oynadığını vurguladı.
Bu mekanizmalar arasında 90 milyar euroluk Ukrayna Destek Kredisi de bulunuyor. Kredinin uygulanması ve ödemelerin yapılması, Fransa dâhil büyük ülkelerin siyasi desteğine bağlı.
Tenenbaum’a göre AB düzeyindeki finansmanın kesilmesi, Fransa’nın Ukrayna’ya doğrudan yaptığı yardımın azaltılmasından daha büyük etki yaratır.
"Fransa yalnızca ikili yardımı ve AB bütçesine katkısını durdurmakla kalmayıp bu tür mekanizmalara da aktif biçimde karşı çıkarsa Avrupa’nın Ukrayna’ya yardım çerçevesinin tamamı riske girer," dedi.
Alman düşünce kuruluşu Kiel Enstitüsünün verilerine göre Fransa, Rusya’nın Şubat 2022’de başlattığı geniş çaplı işgalden bu yana Ukrayna’ya yaklaşık 27 milyar euro destek taahhüt etti. Bunun 7,9 milyar eurosu doğrudan yardım, 19 milyar eurosu ise Avrupa mekanizmaları üzerinden sağlanan destekten oluşuyor.
Almanya, Şubat 2022’den bu yana 50 milyar euronun üzerinde taahhütle mutlak tutar bakımından Ukrayna’ya en fazla yardım sağlayan Avrupa ülkesi. Fransa, İtalya ve Hollanda’nın oldukça önünde yer alıyor. Gayrisafi yurt içi hasılaya oranla doğrudan yardımda ise Danimarka ve Estonya ilk sıralarda.
Fransa’nın AB bütçesine katkısını azaltma vaadi
Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimine altı ay kala Le Pen, göç üzerindeki denetimin sıkılaştırılması, ulusal egemenliğin güçlendirilmesi ve hayat pahalılığıyla mücadeleye odaklanan bir kampanya yürütüyor. Artan akaryakıt fiyatları kamuoyundaki hoşnutsuzluğu büyütüyor.
Partisi, Fransa’nın AB bütçesine yıllık net katkısını 8 milyar eurodan 5 milyar euroya indirmeyi savunuyor. Fransa Senatosunun yayımladığı verilere dayanan bu öneri, yıllık dalgalanmalara rağmen Fransa’nın katkısının genel olarak arttığı son yıllardaki çizgiden ayrılıyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron döneminde Fransa, harcamaların sınırlandırılmasını isteyen Almanya gibi ülkelerin aksine daha büyük bir AB bütçesini destekledi. Paris, üye ülkelerin katkılarına ek olarak AB’ye yeni gelir kaynakları oluşturulmasını da savundu.
Fransa, AB bütçesine aldığından fazlasını ödese de Ortak Tarım Politikası kapsamında çiftçileri için önemli miktarda kaynak alıyor.
Jacques Delors Enstitüsünün kıdemli araştırmacısı Eulalia Rubio, Euronews’e, "Fransa, büyük katkı sağlayan ülkeler arasında şimdiye kadar iddialı bir AB bütçesini destekleyen tek ülke olmasıyla öne çıkıyor," dedi.
Rubio’ya göre Le Pen’in önerileri, AB kurumlarının işleyişinin yeterince anlaşılmadığını gösteriyor. "Harcamalar her yıl bir miktar değişir. Dolayısıyla ‘Bundan sonra her yıl yalnızca 5 milyar euro ödeyeceğiz’ diyemezsiniz," ifadelerini kullandı.
Rubio, Fransa’nın katkısını azaltmasının önündeki hukuki engeller aşılırsa açığın diğer üye ülkeler tarafından kapatılması gerekeceğini belirtti. Fransa’nın tarım sübvansiyonlarından en fazla yararlanan ülke olması, böyle bir durumu özellikle tartışmalı kılabilir.
Fransa Ulusal Meclisi, çarşamba günü Ulusal Birlik’in ülkenin 2027 AB bütçesi katkısını tek taraflı azaltma önerisini reddetti ve hükümetin öngördüğü katkı düzeyini destekledi.
Sorbonne Üniversitesinde Avrupa çalışmaları alanında öğretim üyesi olan Thierry Chopin’e göre Ulusal Birlik’in seçim zaferi, Fransa’nın AB içinde itici güç olma yönündeki geleneksel rolünden kopuş anlamına gelebilir. Chopin, Paris’in son yıllarda ortaya koyduğu ve küresel gelişmeler karşısında destek bulan fikirlerin de bundan etkilenebileceğini söyledi.
Chopin, Avrupa egemenliği, savunmada stratejik özerklik ve ticarette koruyucu önlemler konularında Fransa’nın rolüne işaret etti. Ancak Macron’ın ikinci döneminde, ülkenin ekonomik güvenilirliği zayıfladıkça AB içindeki etkisinin de azaldığını belirtti.
Chopin, "Bu güvenilirlik başlangıçta da özellikle güçlü değildi. Ancak bütçe durumu, kamu borcu ve kamu maliyesindeki güçlükler nedeniyle daha da kötüleşti. Yürütme organının zayıflaması nedeniyle siyasi etkenler de var," dedi.
2028-2034 AB bütçesi
Le Pen, çarşamba günü Financial Times’a yaptığı açıklamada AB’nin 2028-2034 bütçesi üzerinde 2026 sonuna kadar anlaşmaya varma çabasını "demokrasi karşıtı" olarak nitelendirdi.
Avrupa Komisyonunu, Fransa, İspanya, İtalya ve Polonya’daki seçimlerden önce bütçeyi ilerleterek "demokratik süreçleri" zayıflatmakla suçladı.
Macron ise seçim öncesinde, merkez bankası dâhil önemli görevlere müttefiklerini atayarak kilit pozisyonları güvence altına almaya yöneldi. Fransa Cumhurbaşkanı, perşembe günü AB liderlerine kapalı kapılar ardındaki bir toplantıda Paris’in bütçe anlaşmasına bu yıl varılmasını desteklediğini söyledi.
Le Pen’in itirazı yalnızca takvimle sınırlı değil. Çarşamba günü gazetecilere konuşan Le Pen, Brüksel’de "büyüme karşıtı" olarak nitelendirdiği anlayışa meydan okumak için kendisiyle benzer görüşteki partilerle "yeni koalisyonlar kurmayı" umduğunu belirtti.
Le Pen, Christine Lagarde’ın başkanlığındaki Avrupa Merkez Bankasının (ECB) görev tanımında ekonomik büyümeye daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini de söyledi. ECB bağımsız bir kurum ve temel görevi fiyat istikrarını sağlamak.
Euronews’e konuşan uzmanlar, İstikrar ve Büyüme Paktı’nın 2024’te kapsamlı biçimde değiştirilmesinin ardından üye ülkelerin AB mali kurallarında yeni ve büyük bir değişikliği destekleyeceğinden kuşkulu.
Jacques Delors Enstitüsünün Avrupa ekonomi politikaları alanındaki kıdemli araştırmacısı Andreas Eisl, "Bana göre üye ülkelerin yeni bir büyük reform için pek isteği yok," dedi. Eisl, gelecekteki değişikliklerin kuralların hukuki temellerini kökten değiştirmekten çok mevcut kuralların yeniden yorumlanması yoluyla yapılmasının daha olası olduğunu söyledi.
Le Pen, AB düzenlemelerini ve standartlarını defalarca eleştirerek bunları "düzenleme cehennemi" olarak tanımladı ve asgari düzeye indirme sözü verdi. Bu yaklaşımın üye ülkeler genelinde benimsenmesi, birliğin hukuki çerçevesini zayıflatabilir.
Chopin, "Açıkçası her üye devlet bunu yaparsa AB artık hukukun üstünlüğüne dayanan bir birlik olarak işleyemez," dedi.
Ulusal Birlik lideri, AB’nin emisyonları azaltmayı ve 2050’ye kadar iklim nötrlüğüne ulaşmayı hedefleyen temel programı Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı da "durdurma" sözü verdi.
Le Pen, Yeşil Mutabakat’ın ekonomik büyümeye zarar verdiğini savunuyor. AB politikalarının, iklim önlemleri de dâhil olmak üzere, uygulanmasında yerel ve bölgesel yönetimleri temsil eden danışma organı Avrupa Bölgeler Komitesi gibi kurumların kaldırılmasını da önerdi.
Jacques Delors Enstitüsü Enerji Merkezi Başkanı Phuc-Vinh Nguyen, Euronews’e, "Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın aşındırılması zaten sürüyor. Bazı analizlere göre Marine Le Pen seçilirse bu süreç daha da hızlanır," dedi.
Maria Tadeo bu habere katkıda bulundu.