Sel felaketinin ardında yatan hava koşulları, 1950-1987 dönemine kıyaslandığında bugün yaklaşık yüzde 7 daha yağışlı, rüzgarlar yaklaşık yüzde 9 daha şiddetli ve sıcaklıklar 1.5 derece kadar daha yüksek.
İklim değişikliğinin aşırı hava olayları üzerindeki etkisini inceleyen ClimaMeter araştırmacıları, 14 Ekim 2026'da İstanbul'u etkileyen şiddetli yağış ve sel felaketini analiz etti.
Kentte 1.277 su baskını ve 15 heyelan meydana gelirken, Beykoz ilçesindeki Ömerli'de yaklaşık 194 milimetre yağış kaydedilmişti. İstanbul Valiliği, bunun son 84 yılın en şiddetli yağışı olduğunu açıklamıştı.
Araştırmacılar, bu hava olayının insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ne ölçüde bağlantılı olduğunu belirlemek için geçmişteki benzer meteorolojik koşullarla karşılaştırma yaptı.
Buna göre, sel felaketinin ardında yatan hava koşulları, 1950-1987 dönemine kıyaslandığında bugün yaklaşık yüzde 7 daha yağışlı, rüzgarlar yaklaşık yüzde 9 daha şiddetli ve sıcaklıklar 1.5 derece kadar daha yüksek.
Benzer hava olaylarında yağışlar yüzde 7 daha şiddetli
Araştırmada 1950-1987 dönemi ile 1988-2025 dönemindeki benzer hava olayları karşılaştırıldı.
Bulgular, Ekim 2026'daki sel felaketine benzer meteorolojik koşulların günümüzde geçmişe kıyasla yaklaşık yüzde 7 daha fazla yağışa, yüzde 9 daha güçlü rüzgarlara ve 1,5 dereceye kadar daha yüksek sıcaklıklara yol açtığını gösterdi.
Ancak araştırmacılar, yağış miktarındaki artışın bütün bölgelerde aynı olmadığını vurguladı.
Yağışlardaki artış, özellikle Batı ve Kuzeybatı Anadolu'da, Ege'nin iç kesimlerinden Ankara çevresine kadar uzanan bölgede ve İstanbul'un kuzeyindeki Karadeniz kıyılarında istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
Bu bölgelerde günlük yağış miktarının geçmişteki benzer hava olaylarına kıyasla 1 ila 4 milimetre arttığı belirlendi.
Sadece İstanbul'da ise yağış miktarındaki değişimin istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edildi.
Rüzgâr hızlarında ise daha belirgin bir değişim gözlendi. Ege Denizi, Marmara Denizi ve Batı Karadeniz'de rüzgâr hızlarının geçmişteki benzer hava koşullarına kıyasla saatte yaklaşık 5 kilometreye kadar arttığı belirlendi.
İstanbul'daki benzer hava koşullarında da rüzgarların ortalama saatte 3 kilometre daha güçlü olduğu hesaplandı.
Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’ne bağlı Pierre-Simon Laplace Enstitüsü’nden (CNRS-IPSL) Dr. Davide Faranda, "Analizimiz, olayın arkasındaki hava sistemi nedeniyle yağışların ve rüzgarların, birkaç on yıl öncesine kıyasla biraz daha şiddetli olduğunu gösteriyor," dedi. Faranda’ya göre bu olaydan çıkarılacak ders, "drenaj ve kentsel planlamanın, ısınan Akdeniz’in getireceği daha şiddetli yağışlara göre tasarlanması gerektiği."
Sheffield Üniversitesi’nden Dr. Haosu Tang ise "İstanbul’daki sel felaketini incelediğimizde, çevresindeki alanlarda daha şiddetli yağışlar tespit ettik, ancak şehrin üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik gözlemlemedik. Bu ayrım önemli. Ne her sel olayında iklim değişikliğini suçlamalıyız ne de net bir yerel işaret olmadıkça iklim riski bulunmadığı sonucunu çıkarmalıyız," ifadelerini kullandı.
Sel felaketinin arkasında nadir görülen bir hava sistemi var
Araştırmaya göre İstanbul'daki aşırı yağışlar, Ege Denizi ve Batı Anadolu üzerinde oluşan derin bir üst seviye alçak basınç sistemiyle bağlantılıydı.
Atmosferin yaklaşık 5,5 kilometre yüksekliğindeki basınç düzenini inceleyen araştırmacılar, Güneydoğu Ege ve Güneybatı Anadolu üzerinde normalden belirgin ölçüde düşük basınç değerleri tespit etti.
Aynı dönemde Balkanlar ve Ege Denizi üzerindeki hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 3 ila 5 derece altında seyrederken, Doğu Anadolu'da normalden daha sıcak koşullar görüldü.
Araştırmacılar, bu meteorolojik düzenin geçmişte de örnekleri bulunan ancak nadir görülen bir hava olayı olduğunu belirtti.
Çalışmada ayrıca benzer hava sistemlerinin günümüzde sonbaharın daha erken dönemlerinde ortaya çıkma eğilimi gösterdiği saptandı.
Geçmişte eylül-kasım ayları arasında görülen bu tür hava olaylarının, günümüzde eylül ve ekim aylarında daha sık, kasım ayında ise daha seyrek yaşandığı belirlendi.
14,6 milyon kişi riskli bölgede
Araştırmacılar, iklim değişikliği nedeniyle yağış tehlikesinin istatistiksel açıdan anlamlı biçimde arttığı bölgelerde yaşayan nüfusu ve ekonomik faaliyetlerin büyüklüğünü de hesapladı.
Buna göre yaklaşık 14,6 milyon kişi ve 558 milyar dolarlık ekonomik faaliyet, yağış tehlikesine maruz kalan alanlarda bulunuyor.
Riskli bölgeler ağırlıklı olarak Batı ve Orta Anadolu'da, Ege'nin iç kesimlerinden Ankara çevresine ve Düzce yakınlarındaki Karadeniz kıyılarına kadar uzanıyor. Orta Yunanistan'ın bir bölümü de bu alanlara dahil.
Araştırmada İstanbul'un kendisi, yağış değişiminin istatistiksel olarak anlamlı bulunmaması nedeniyle bu risk alanının dışında tutuldu.
Yağış tehlikesinin şiddetine göre yapılan sınıflandırmada yaklaşık 2,2 milyon kişinin orta, 5 milyon kişinin şiddetli ve 7,4 milyon kişinin aşırı düzeyde tehlikeye maruz kalan bölgelerde yaşadığı hesaplandı.
Araştırmacılar, bu rakamların doğrudan ekonomik kayıpları veya fiilen zarar gören kişi sayısını değil, tehlikeye maruz kalan nüfusu ve ekonomik faaliyetleri gösterdiğinin altını çizdi.
Yağış kaynaklı zararların yüzde 3'ü iklim değişikliğiyle ilişkilendirildi
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri de iklim değişikliğinin yağış kaynaklı zararlardaki payına ilişkin hesaplama oldu.
Araştırmacılar, incelenen risk alanlarında yağışla bağlantılı zararların yaklaşık yüzde 3'ünün insan kaynaklı iklim değişikliğine atfedilebileceğini hesapladı.
Belirsizlikler dikkate alındığında bu oranın yüzde 1 ile yüzde 4 arasında değişebileceği belirtildi.
İklim değişikliği tek etken değil
ClimaMeter araştırmacıları, benzer hava olaylarında gözlemlenen değişikliklerin hem insan kaynaklı küresel ısınmadan hem de iklim sistemindeki doğal değişkenlikten etkilendiği sonucuna vardı.
Özellikle Atlantik Çok On Yıllık Salınımı ve Arktik Salınımı olarak bilinen doğal iklim döngülerinin olay üzerinde etkili olmuş olabileceği belirtildi.
Araştırmacılar, bu nedenle gözlemlenen değişikliklerin tamamının insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlanamayacağını vurguladı.
Öte yandan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) değerlendirmeleri de küresel ısınmanın birçok kara bölgesinde aşırı yağışları daha sık ve daha şiddetli hale getirdiğini ortaya koyuyor.
Atmosferin sıcaklığı her 1 derece arttığında havanın taşıyabileceği su buharı miktarı yaklaşık yüzde 7 yükseliyor. Bu durum, uygun meteorolojik koşullar oluştuğunda daha yoğun yağışların meydana gelmesine zemin hazırlıyor.
Ancak Akdeniz havzasında aşırı yağış eğilimleri bölgeden bölgeye değişiyor. Uzun dönemli gözlem verilerindeki eksiklikler ve doğal iklim değişkenliği nedeniyle bölgedeki eğilimlere ilişkin bilimsel belirsizlikler devam ediyor.
Araştırmanın temel sonucu, İstanbul'daki sel felaketine benzer hava koşullarının artık daha güçlü rüzgârlar ve bazı bölgelerde daha yoğun yağışlar getirdiği, ancak İstanbul özelinde yağış şiddetindeki artışın istatistiksel olarak doğrulanamadığı yönünde.