Bize Ulaşın
Reklam

Libya'nın Türkiye ile mutabakatı onaylaması Doğu Akdeniz'deki dengeleri nasıl etkileyebilir?

Türkiye'nin 2019'da Trablus hükümetiyle imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını, Hafter'in kontrolündeki Libya Temsilciler Meclisi de onayladı.
Türkiye'nin 2019'da Trablus hükümetiyle imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını, Hafter'in kontrolündeki Libya Temsilciler Meclisi de onayladı. -  ©  Euronews
© Euronews
By Burcu Basaran
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi'nin Türkiye ile 2019'da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki tezlerine siyasi desteği artırırken Libya'daki dengeler açısından da yeni bir döneme işaret ediyor.

Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim’de Türkiye ile 2019’da imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı onaylaması, Doğu Akdeniz’de yeni bir denklemin ortaya çıkmasına yol açtı.

REKLAM
REKLAM

Anlaşma, 27 Kasım 2019'da Türkiye ile Libya'da o dönem Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanmıştı. Halife Hafter'in kontrolündeki Libya Temsilciler Meclisi'nin de anlaşmayı onaylaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin tezleri açısından önemli bir siyasi gelişme olarak değerlendiriliyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı gelişmeyi memnuniyetle karşılarken, İletişim Başkanı Burhanettin Duran da kararın ortak hak ve çıkarların korunması, deniz yetki alanlarının hakkaniyet temelinde belirlenmesi ve bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi açısından önemini vurguladı.

Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Avrupa Birliği (AB) mutabakata itiraz ederken, Mısır ve İsrail de karara karşı çıktı. Peki, anlaşma Türkiye ve Libya'ya ne kazandırıyor ve Temsilciler Meclisi'nin onayı Doğu Akdeniz'deki dengeleri nasıl etkileyebilir?

Karar neden önemli?

Mutabakat, iki ülkenin Akdeniz'deki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarına ilişkin iddialarını belirli coğrafi koordinatlar üzerinden tanımlıyor.

Türkiye açısından mutabakat, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini Libya ile ikili bir anlaşmaya dönüştürmesi bakımından önem taşıyor. Ankara, deniz sınırlarının belirlenmesinde ana kara kıyılarının ve hakkaniyet ilkesinin dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

Türkiye'ye göre, iki ülkenin karşılıklı kıyıları arasında belirlenen yaklaşık 18,6 deniz mili uzunluğundaki sınırlandırma hattı, Yunanistan'ın Girit başta olmak üzere adalar üzerinden Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarını genişletme yaklaşımına karşı Ankara'nın tezlerini destekliyor. Yunanistan ise adaların da deniz yetki alanları oluşturduğunu ve mutabakatın Yunan adalarının haklarını göz ardı ettiğini ileri sürüyor.

Libya açısından anlaşma, ülkenin Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ve ekonomik çıkarlarına ilişkin iddialarını destekleyen bir çerçeve sunuyor. Ancak mutabakat tek başına belirli sahalarda petrol veya doğal gaz arama ve üretme hakkı vermiyor; bunun için ayrıca ruhsat ve uygulama süreçleri gerekiyor.

Türkiye-Libya mutabakatıyla Yunanistan ve Mısır'ın 2020'de imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasının kapsadığı alanların kısmen çakışması da anlaşmazlığın temel noktalarından biri. Temsilciler Meclisi'nin onayı, Türkiye'nin tezlerine siyasi destek sağlasa da tarafların farklı deniz yetki alanı iddialarını ortadan kaldırmıyor.

Mutabakat, 2019'da imzalanıp yürürlüğe girmesine rağmen Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi'nin itirazları nedeniyle ülkede siyasi ve hukuki tartışma konusu olmuştu. İtirazlar, dönemin Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin anlaşmayı imzalama yetkisine ve Meclis onayının gerekip gerekmediğine odaklanıyordu. 20 Ekim'deki karar, Meclis'in önceki tutumunu değiştirerek anlaşmaya destek vermesi bakımından önem taşıyor.

Sadeq Enstitüsü direktörü Anas El Gomati, X'te yaptığı açıklamada, anlaşmanın, Girit’in güneyindeki, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın da hak iddia ettiği sularda Türkiye ile Libya arasında bir deniz sınırı çizdiğini belirterek, "Basitçe ifade etmek gerekirse; tartışma, bir Yunan adasının çevresinde deniz yetki alanı olup olamayacağı üzerine kurulu," dedi.

Bugüne kadar Yunanistan ve Mısır'ın, Libya’nın seçilmiş parlamentosu tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle anlaşmanın meşruiyetten yoksun olduğunu savunduğunu belirten El Gomati, "Artık bu argüman geçerliliğini yitirdi. Türkiye artık, anlaşmanın sadece Trablus’taki BM destekli hükümet tarafından değil, Libya’nın kurumları tarafından da desteklendiğini söyleyebilir," ifadelerini kullandı.

Emekli Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz ise anlaşmanın onaylanmasını "Mavi Vatan açısından tarihî önemde bir gelişme" olarak nitelendirdi.

Kamuoyunda "Mavi Vatan" kavramının isim babası ve kuramcısı olarak bilinen Türk asker, yazar ve denizci Gürdeniz, "Bu karar, Türkiye'nin Mavi Vatan mücadelesinde son yıllarda elde ettiği en önemli diplomatik kazanımlardan biridir," dedi.

Doğu Akdeniz'deki dengeler nasıl etkilenebilir?

Meclisin kararı, Türkiye ile Libya'nın doğusundaki aktörler arasındaki yakınlaşmayı da yansıtıyor. Ankara, 2019-2020 döneminde Halife Hafter'e bağlı güçlerin Trablus'a yönelik saldırıları sırasında batıdaki yönetimi desteklemişti. Sonraki yıllarda ise Türkiye ile Libya'nın doğusundaki siyasi ve askerî aktörler arasında temaslar arttı.

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’den Jalel Harchaoui, Reuters’a yaptığı değerlendirmede oylamanın Türkiye’nin Libya’nın doğusundaki askerî varlığının genişlemesine zemin hazırlayabileceğini belirtti. Harchaoui, Agenzia Nova’ya ise kararın Mısır açısından siyasi ve sembolik bir darbe niteliği taşıdığını, Saddam Hafter’in Kahire’nin itirazlarını dikkate almadığını gösterdiğini söyledi.

Saddam Hafter, mutabakatı, ülkesinin Akdeniz’deki haklarını ve ekonomik çıkarlarını korumaya katkı sağlayacak araçlardan biri olarak tanımlayarak, “Türkiye ile ilişkilerimizin geliştirilmesi, bölge ve Akdeniz ülkeleriyle iş birliğine yönelik daha geniş bir vizyonun parçasıdır," dedi.

Öte yandan Gürdeniz'e göre, Libya'nın deniz anlaşmasını onaylaması, Türkiye'nin gelecekte Mısır ile yapabileceği deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması açısından da önem taşıyor.

Hukuki açıdan bakıldığında anlaşmanın "zayıf bir zemini" olduğunu belirten El Gomati, "Türkiye, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzalamış değil; AB anlaşmayı reddediyor ve tarafların onayı olmadan hiçbir mahkeme bu uyuşmazlığı ele alamıyor. Ancak Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı Avrupa’ya bağlayan kablolar ve boru hatları bu sınır hattından geçmek zorunda," dedi.

"AB yetkilileri ve hukukçular tartışmaya devam ederken, Ankara kendi iddiasını ortaya koyabilir. Bir yargıç karar verene dek, yatırımcılar ve sigortacılar gemiler veya projeler için bu riski hesaba katmak zorunda kalacaklar," diye ekledi.

Avrupa Birliği, mutabakatın üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini ve deniz hukukuyla bağdaşmadığını savunarak Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a destek verdi.

ECFR Roma Ofisi Direktörü Arturo Varvelli ise kararın Avrupa’nın Libya’daki sınırlı etkisini ortaya koyduğunu savundu. Varvelli’ye göre Türkiye, yalnızca Libya’nın batısında değil, doğusunda da nüfuzunu genişletirken ülkenin iki tarafıyla ilişkilerini sürdürüyor. Uzman, AB’nin tepkisinin şimdilik büyük ölçüde açıklamalarla sınırlı kaldığı değerlendirmesinde bulundu.

Enerji projeleri etkilenebilir mi?

Türkiye ile Libya arasındaki enerji iş birliği de anlaşmanın olası sonuçları bakımından önem taşıyor. İki ülke, 2022'de TPAO'nun Libya'da kara ve açık deniz sahalarında hidrokarbon arama ve üretim faaliyetlerine katılmasını öngören bir mutabakat imzalamıştı. TPAO, 2026'da Libya'daki ihalede biri denizde, biri karada olmak üzere iki sahada arama ruhsatı almaya hak kazandı. Ancak bu faaliyetler, 2019 tarihli deniz yetki alanları mutabakatından ayrı süreçler; Meclis'in son kararı da tek başına yeni sondaj çalışmalarının başlayacağı anlamına gelmiyor.

Deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıklar, Doğu Akdeniz'deki enerji arama faaliyetlerini ve deniz altı altyapı projelerini de etkileyebilir. Bunlardan biri, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail'in elektrik şebekelerini birbirine bağlamayı hedefleyen Great Sea Interconnector (GSI) projesi.

Türkiye, projenin bazı çalışmalarının 2019 tarihli mutabakatın kapsadığını savunduğu deniz alanlarıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. Ankara, kendi kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesinden geçecek kablonun döşenmesi sürecinde izin alınması gerektiğini savunurken Yunanistan, izin istenmesinin söz konusu olmadığı ve ilgili tüm taraflara yazılı bilgilendirme yapılacağı görüşünde.

Girit'in güneyindeki hidrokarbon arama ruhsatları da benzer bir anlaşmazlık konusu. Yunanistan'ın arama ruhsatı verdiği bazı alanlarda Libya da hak iddia ediyor.

Gürdeniz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Yıllarca Türkiye-Libya mutabakatını geçersiz sayan Hafter cephesinin tutum değiştirmesi, Yunanistan ve onu destekleyen AB bloku ile ABD açısından ciddi bir siyasi ve diplomatik gerilemedir. Atina'nın Libya'daki bölünmüşlükten yararlanarak Türkiye'nin deniz yetki alanlarını etkisizleştirme stratejisi ağır darbe almıştır" görüşüne yer verdi.

Gürdeniz, "Özellikle önümüzdeki dönemde yeniden gündeme gelmesi beklenen Great Sea Interconnector (GSI) denizaltı elektrik kablosu projesinde Türkiye'nin müzakere gücü artmıştır. Türkiye, kendi kıta sahanlığında yapılacak deniz tabanı araştırmaları için izin alınması konusundaki hukuki tezlerini kararlılıkla savunmalıdır. Ancak diplomatik başarı denizde fiilî varlıkla tamamlanmalıdır," ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın "tek taraflı ruhsatlandırdığı, özellikle 5 ve 6 numaralı parsellerdeki faaliyetlere karşı egemen haklarını koruyacak" somut adımlar atması gerektiğini belirten Gürdeniz, "Türkiye, ihtilaflı alanlarda sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerini yeniden başlatmalıdır. Türkiye'nin 18 Mart 2020'de BM'ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarının Libya bağlantısı artık hukuki ve siyasi bakımdan çok daha güçlüdür," dedi.

ECFR’den Tarek Megerisi ise Agenzia Nova’ya yaptığı açıklamada, kararı gerçek bir stratejik yeniden hizalanma olarak değerlendirmediğini belirtti. Uzman, Girit’in güneyinde Yunanistan’ın hak iddia ettiği alanlarla çakışan arama ruhsatlarını da gelecekteki bir gerilim için “barut fıçısı” olarak nitelendirdi.

Temsilciler Meclisi'nin kararı, Türkiye ile Libya'nın doğusu arasındaki siyasi yakınlaşmanın ve deniz yetki alanları konusundaki iş birliğinin yeni bir aşamaya geçmesi açısından önem taşıyor. Ancak karar, Türkiye-Libya mutabakatına yönelik üçüncü ülke itirazlarını ortadan kaldırmıyor ve Doğu Akdeniz'deki deniz sınırlarını uluslararası düzeyde kesinleştirmiyor. Anlaşmanın bölgesel etkileri, tarafların diplomatik tutumları ve deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki uyuşmazlıkların seyri çerçevesinde şekillenecek.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Türkiye-Libya deniz yetki anlaşmasına tepkiler ne oldu?

Türkiye-Libya deniz anlaşmasına Hafter'den onay: AB ve Yunanistan tepkili

Libya'nın Türkiye ile mutabakatı onaylaması Doğu Akdeniz'deki dengeleri nasıl etkileyebilir?